Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Roman deneme yazısı değildir



Toplam oy: 810
Nükhet Eren
Başkayerler Yayınları
Karşımızda alkış alacak bir yazar bulunuyor, ancak tarzını aramakta olduğunu da ortaya koyuyor.

Türkiye edebiyatının son zamanlarda bir hayli örselenmiş olan romancılığına merak salmış Nükhet Eren'in ilk romanı, geçtiğimiz yaz aylarında matbaadan çıkmıştı; okuruna kavuşmuş olmasını dileriz. (Eren, daha önce Saflık Örtüsü başlıklı bir hikaye kitabı, daha sonra da Mayıs Falı başlığı altında şiirlerini yayımlamıştı.)



Nükhet Eren'in İstanbul Sonatı başlıklı, bir müzik terimi olarak 3 ila 5 bölümden oluşan klasik eserlere verilen sonata yakıştırmasını seçmiş bulunduğu ve böylece beş bölüme ayrılmış eserinin hikayesi derinde yatıyor. Anlatılacak bir bütün biçiminde hikayesi olmamakla beraber, 158 sayfa boyunca okuru meşgul edebilmek bir başarıdır. Biz meşgul olduk, bakın nelerle karşılaştık: Öncelikle, Eren'in çalışmasını postmodern anlatım şeklinde adlandırmış olması dikkatimizi çekiyor. Ki, romanın bu sınıflandırma içinde okunmasını talep etmek şaşırtıcıydı. Ben, satır satır okuma uğraşısı verirken ortada postmodern bir şey göremedim! Ayrıca romanın klasiği olur da postmoderni nasıl olur, diye açıkçası bir fikrim yok!



Hüma adlı, orta yaş bunalımı çeken, aldatılmış, hüsrana uğramış evli bir kadının boşanması, tek başına oğlunu büyütmesi, aile ilişkilerinde inişli çıkışlı eğimler, iş yerinde yükselmek için çaba sarf etmesi, bütün bunları yaparken de Kadıköy-Karaköy vapuru, martılar ve İstanbul, ama daha çok Kadıköy sembolleri içinde şehri dolaşması, sık sık geri gidişler ve hatta retrospetive algı seçimleriyle örülü bir dağınık hikaye okuyoruz. Kitap böylece baştan sona okunduktan maâda, geriye bir şey kalmıyor. Kitabı özetlemeye kalkacak olanlara fazla bir malzeme bu romandan çıkmaz! E, sonra ne oldu diye sorana verilecek yanıt pek kısır kalır. Kalan tek şey, muhteşem bir dil şölenidir, düzgün bir Türkçedir, şiirsel tattır.

 

 

Hikayeleri olmayan anlatı sadece anlatıdır

 

Dediğimizde ısrarlıyız! Nükhet Eren, dili belki de çağdaşları arasında en iyi kullanan, kalemi akıcı, kelime hazinesi taşmakta olan bir yazar. İyi bir edebiyatçı olduğu apaçık ortada... (Şiirlerini de okudum, ama aynı şeyi onlar için söyleyemem.) Bir kültür insanı olduğu belli. Ne ki, tüm bunlar onu romancı yapmıyor; deneme yazarı, anlatıcı durumunda bırakıyor. Zira, romanın bir hikayesi yok! Hikayeleri olmayan anlatı sadece anlatıdır; hoşlanırsınız, yahut yüz çevirirsiniz, bu size kalmış bir şeydir.

 

Gözümüze takılan bir başka şey ise, İstanbul Sonatı adıyla bir şehir romanı yazmak iddiasında bulunan yazarın, eserine döşediği Ayrılık Çeşmesi, Arap Mezarlığı, Karakolhane Sokağı, Nahçıvan Han, Şifa'ya doğru çıkarken Barış Manço Kültür Merkezi karşısındaki Manolya Apartmanı, Balıkpazarı'ndaki Muvakkithane Caddesi'ne köşe Surp Takavor Ermeni Kilisesi vb şeylerle daha çok İstanbul'un Anadolu yakasını aktarması; bu durum yapıtı daha çok bir Kadıköy şenliğine çeviriyor. Bir de, kendisine yer beğenilemeyen, oradan oraya aktarılıp  sonunda Altıyol'a taşınmış ünlü heykel boğadan da bahsetsin diye bekledik! Yazarımız, gün olur da kitabınızı İngilizceye, Almancaya çevirelim diyen birisinin çıkmamasını istemiş olmalı; evrenselleşen roman yerel çizgilerden, bütünüyle olmasa dahi kısmen uzak durmak zorundadır.



Ama hakkını vermeliyiz; Nükhet Eren sözcükleri harmanlamasını bilen bir yazar. Uzun lafın kısası şudur ki, karşımızda alkış alacak bir yazar bulunuyor, ancak tarzını aramakta olduğunu da ortaya koyuyor. Biliriz; romanda yazar eteğindeki bütün taşları dökmek ister. Galiba biraz aceleyle bütün hünerini ortaya koymuştur, Nükhet Eren... Biz, bu güzel çalışmayı okuyup kitaplığımızda saklamak üzere kaldırmakla yetinmiyor, Nükhet Eren'den, ondan bunca güzel cümleye sahip bir Türk yazarı olarak harika eserler bekliyoruz. Bir de, bir sonraki romanında eğer kullanırsa, "Çerkez"i "Çerkes" diye yazması ricasındayız.



Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Mutluluğa Dair Bir Düşünce, belki de isminden ötürü, başta bir “kişisel gelişim” önerisi gibi gelse de; bilakis, daha iyi bir dünya için somut adımlar atmış iki mühim aktivistin imzasını taşıyarak, güçlü argümanıyla okur için tünelin ucunda -belki cılız, belki değil- bir ışık yakma ihtimali taşıyor. Bahsettiğim iki isim Luis Sepúlveda ve Carlo Petrini.

Bir metin/heykel/resim/sinema filmi/tiyatro oyunu üzerine düşünmek, bu düşünmeyi bir metne dönüştürmek nasıl bir süreci göz önüne almak demek? Bu süreci yazıya dökerken, dökme hali için kelimeler her zaman yeterli olur mu? Bunu bir başka şekilde anlatmak mümkün mü? Cem İleri'nin E Evi'ni okurken bu sorular kafamın bir köşesinde hep dönüp durdu.

Havalar ısındı, çiçekler böcekler derken evlilik mevsimi geldi çattı. Binbir türlü hayallerle birçok çift, dünya evine girecekler. Zaman zaman düşünüyorum; bu kadar fazla kişi evlenirken, bir yandan da o kadar fazla evlilik yürümüyor. İşte tam da nedenlerini anlamaya çalışırken, yakın bir zaman önce, hayatıma bir çift giriverdi ve evliliğin nasıl yürüdüğü üzerine kafa patlatmamı sağladılar.

Bugün uluslararası bir şöhret sahibi olan Haruki Murakami, Rüzgârın Şarkısını Dinle’de yazarlığa adım atışının hikayesini anlatıyor. Kısa ve sıcak bir anlatı.

Roman ve öykülerinin yanı sıra nitelikli çevirileriyle de tanıdığımız Fuat Sevimay, bu kez Hep Kitap’ın “Atölye” serisinden, çeviriye ve çevirmenliğe dair bir kılavuzla karşımızda: Çeviri’Bilirsin!: Edebiyatın Gizli Kahramanlığı Hakkında Notlar.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.