Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Ruslan’ın zincirsiz köleliği: Efendinin içselleştirilmesine dair



Toplam oy: 53
Georgi Vladimov // Çev. Kayhan Yükseler
Jaguar Kitap
Sadık Ruslan’da Georgi Vladimov, bir çoban köpeğinin yaşantısı üzerinden Stalin’in yarattığı korku dolu itaat rejimini eleştirir.

Doğrulara ilişkin söylenen ve yazılanlar er ya da geç seslerini duyuracak bir çatlak bulup insanlara yayılma fırsatı yakalar. Kimi zaman Sokrates’in yaptığı gibi sözle, diyalogla aktarılan sorgulayıcı düşünce yöntemi kimi zamansa kağıda dökülür, kitap olur. İktidar sahipleri sorgulayıcı düşünce yöntemini sevmez; kendi doğrularının herkes tarafından kabul edilmesini ve sorgusuzca itaat edilmesini beklerler. Kendi dayattıkları doğrular dışında kalan herhangi bir şeyin güç kazanması ise korkulu rüyalarıdır. Antik Yunan’dan bu yana pek çok anlam katmanı kazanan ancak basitçe ifade özgürlüğü diye çevirebileceğimiz parrhesia muhakkak cezalandırılır, ancak bu cezanın ne türlü belalarla dolu olduğu farklılık gösterebilir. Doğrucular, kimi zaman Sokrates gibi ölümünü içmeye mahkum edilir, kimi zaman Nâzım Hikmet gibi yaşadığı topraklardan sürgün edilir, kimi zamansa Georgi Vladimov gibi kitapları yasaklanır ve yaşadığı topraklardan kaçmak zorunda bırakılır.

Doğrunun yayılma gücünü bilen iktidar sahiplerinin parrhesia ile ilişkilendirdikleri kitapları yasaklamasının tarihi yeni değil. Yasaklanan ilk kitaplardan bazıları MÖ 250’li yıllarda, Konfüçyüs’ün öğrencilerinin eserleridir. Dönemin hükümdarı, doğru ilan ettiği ve toplumdan sorgusuz itaat beklediği sistemin dışında kalan, sistemdeki gediklere ışık tutan ve yeni bir dünya görüşü vaat eden kitapların gücünden korkar. Bu kitaplar, dönemin hükümdarı tarafından toplatılır ve yakılarak imha edilir. İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması da kitaplardan ve kitaplar aracılığıyla yayılan düşüncelerin gücünden korkan iktidarın uygulamalarına örnek olarak gösterilebilir.

Rus edebiyatının önemli isimlerinden Georgi Vladimov da parrhesia’nın peşinden giden kitaplar yazan, politik eleştirilerini edebiyat aracılığıyla dile getiren ve tam da bu sebeple Stalin’in üzerini çizdiği muhalif yazarlardan. Vladimov, Bulgakov, Platonov, Grossman ve daha nice Rus yazar gibi değeri, kitaplarının gücü uzun yıllar sonra anlaşılan yazarlar grubuna dahil. "Cehennemi, onu cennet sanan bir köpeğin gözünden" anlattığı kült romanı Sadık Ruslan’da Vladimov, bir çoban köpeğinin yaşantısı üzerinden Stalin’in yarattığı korku dolu itaat rejimini eleştirir. Yazarın 1965 yılında kaleme aldığı bu kitap, kültür komitesinden geçemez ve Rusya’da yayımlanması mümkün olmaz. Ancak 1975 yılında Almanya’da tam metin olarak ilk kez okurla buluşan Sadık Ruslan’ın Rusya’da yayımlanmak için 1995 yılına dek beklemesi gerekecektir.

 

 

Ruslan, Gulag adı verilen mahkum kamplarından birinde bekçi köpeğidir. Sıkı bir eğitim alan Ruslan, sahibine ve görevine fazlasıyla bağlıdır. Ancak bir gün, hiç beklemediği bir anda görev biter. Gönülden bağlı olduğu, yanında büyüdüğü sahibi onu kampın dışında, açlıkla ve ölümle tanışmaya gönderir. Özgür hayata adım atan Ruslan, göreve bağlılık ve sahibine itaatten başka bir şey bilmediği için sivil hayatta bocalar. Ruslan da kamptaki diğer tüm köpekler gibi, yabancı birinin verdiği yemeği kabul etmemesi, yabancılarla ilişki kurmaması ve ne olursa olursun göreve sadık kalması için eğitilmiştir. Göreve ve sahibine bağlılık, kendisine zarar vereceğini bile bile geri duramadığı bir aşk hikayesi gibidir: tek taraflı, sevgiden yoksun, âşık olanı körleştiren bir bela. Ruslan, onun çok aç olduğunu bildiği halde sırf sadakatini sınamak için kendisine acı hardal sunan sahibini geri çevirmeyi bile başaramaz, bu denli bağlıdır Görev’e ve bu denli içselleştirmiştir sadakati: "Sahibinin sevgiden yoksun biri olduğunu kabul etmektense bir kavanoz acı hardalın hepsini yemesi daha kolay gelmişti doğrusu. Peki, bu dayanılmaz Görev’e katlanabilmesi aşk değilse neydi o zaman?"

Kendisini göreve ve sahibine adayan Ruslan, mahkumlara göz açtırmadığı ve kendisinden bekleneni en iyi şekilde gerçekleştirdiği süre boyunca çeşitli endişelerle de baş eder. Yaşlanma korkusu, bunların başında gelir. Yaşlanan köpek artık işe yaramayacağı için, göreve ve sahibine bağlılığına rağmen, sahibi tarafından bir köşede tek kurşunla öldürülür. İkinci konuysa itaatin inandırıcılığıdır. Eğitimli ve sadık bir köpek, sahibinin emrini her seferinde aynı çeviklikle yerine getirmelidir. Bir saniyelik bir duraksama, sahibin ve dolayısıyla görevin aklına bir kuşku düşürebilir. Eğitimli bir köpeğin itaatsizliği, onun sonu olacaktır. Bunun dışında bir canlı olarak kimsenin gözünde hiçbir değeri yoktur. Hata yapmak ve bunların anlayışla karşılanması, insanların dünyasına özgüdür. Köpekler, her anlarını sadakatlerini ve becerilerini kanıtlamaya adamış, sıradan varlıklardır, hepsi bu. Yani bir köpeğin değerini belirleyen, onun itaati ve görevde işe yaramasıdır. Aynı zamanda iki ayaklı sahiplerinin hata yapmasını engellemek ya da yaptıkları hatanın bedelini ödemek de bu köpeklerin görevleri arasındadır: "Çocuk değildi ve sahiplerin bazen hata yaptığını biliyordu. Ama onların hata yapmasına izin verilmişti. Oysa kendi hatalarından ve çoğunlukla da sahiplerinin hatalarından sorumlu köpekler ve mahkûmlar için olanaksızdı bu."

Gulag’daki yaşantı ve uygulamalara yabancı olmayan Vladimov, annesinden miras aldığı hazin hatıralar ile kalemini birleştirir; beklentiler ve itaatlerin gölgesinde içselleştirilen iktidarı ve bunun öznenin inşasında yarattığı büyük boşlukları simgesel anlatımla birleştirip Sadık Ruslan’ı kaleme alır. Türkçede ilk kez yayımlanan Sadık Ruslan, üzerine hayli konuşulacak kitaplardan.

 

 

 

 


 

 

Görsel: Ethem Onur Bilgiç

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çocukluk yıllarımın büyük bir bölümünü ailemizin yaylak ve kışlak hayatı yaşaması nedeniyle dağlarda geçirdim. Ailemizin yaşadığı hatırı sayılır bir geçmişi olan bir köyümüz vardı, ancak hayvancılıkla uğraşanlar ilkbahardan sonbahara kadar dağlara kurdukları sayalarda vakitlerini geçirirlerdi.

Ev dediğimiz şey, içinde yaşadığımız, yediğimiz, içtiğimiz, kararlar aldığımız, güldüğümüz, ağladığımız, öfkelendiğimiz, âşık olduğumuz, seviştiğimiz, acı çektiğimiz, uyuduğumuz, hayal kurduğumuz, rüya gördüğümüz, yas tuttuğumuz, zaman zaman mağaraya kapanır gibi içine kapanıp yaralarımızı iyileştirdiğimiz yer. Sığınağımız aslında.

Takvimler 1990’lı yılları gösterirken “bilimkurgu mu yoksa kurgubilim mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma vardı. İngilizce “Science fiction” kavramına dilimizde bir karşılık arayışı devam ediyordu o yıllarda. Hâlâ da mesele tam olarak çözülmüş değil. Zira Türk Dil Kurumu’nun tercihi “bilim kurgu” olsa da hâlâ bilimkurgu şeklinde yazmayı tercih edenler azımsanmayacak kadar çok.

Uzun ve ‘yeni bir dünya’ düzenine alışmaya çabaladığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Eskiden, çok da eski değil, geçen yıl aralık ayında yeni yıla umutla girmiştik oysaki… Tüm hayatımız değişti. Pandemi nedeniyle yeni alışkanlıklar edindik hepimiz. Evden çıkarken cüzdan, anahtar ve telefon kontrolü yaparken ilk sıraya maskeyi ekledik bu yıl.

Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş. yüzyıl şairlerinin bir özelliğidir. Onlar şiir yazar, hikâyeye bulaşır, romanla uğraşır, deneme ve piyesleriyle de anılırlar. Mesela Türk edebiyatında Namık Kemal de öyledir. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Midhat Efendi… Örnekler çoğaltılabilir. Victor Hugo da aynı kuşaktandır.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.