Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ruslan’ın zincirsiz köleliği: Efendinin içselleştirilmesine dair



Toplam oy: 10
Georgi Vladimov // Çev. Kayhan Yükseler
Jaguar Kitap
Sadık Ruslan’da Georgi Vladimov, bir çoban köpeğinin yaşantısı üzerinden Stalin’in yarattığı korku dolu itaat rejimini eleştirir.

Doğrulara ilişkin söylenen ve yazılanlar er ya da geç seslerini duyuracak bir çatlak bulup insanlara yayılma fırsatı yakalar. Kimi zaman Sokrates’in yaptığı gibi sözle, diyalogla aktarılan sorgulayıcı düşünce yöntemi kimi zamansa kağıda dökülür, kitap olur. İktidar sahipleri sorgulayıcı düşünce yöntemini sevmez; kendi doğrularının herkes tarafından kabul edilmesini ve sorgusuzca itaat edilmesini beklerler. Kendi dayattıkları doğrular dışında kalan herhangi bir şeyin güç kazanması ise korkulu rüyalarıdır. Antik Yunan’dan bu yana pek çok anlam katmanı kazanan ancak basitçe ifade özgürlüğü diye çevirebileceğimiz parrhesia muhakkak cezalandırılır, ancak bu cezanın ne türlü belalarla dolu olduğu farklılık gösterebilir. Doğrucular, kimi zaman Sokrates gibi ölümünü içmeye mahkum edilir, kimi zaman Nâzım Hikmet gibi yaşadığı topraklardan sürgün edilir, kimi zamansa Georgi Vladimov gibi kitapları yasaklanır ve yaşadığı topraklardan kaçmak zorunda bırakılır.

Doğrunun yayılma gücünü bilen iktidar sahiplerinin parrhesia ile ilişkilendirdikleri kitapları yasaklamasının tarihi yeni değil. Yasaklanan ilk kitaplardan bazıları MÖ 250’li yıllarda, Konfüçyüs’ün öğrencilerinin eserleridir. Dönemin hükümdarı, doğru ilan ettiği ve toplumdan sorgusuz itaat beklediği sistemin dışında kalan, sistemdeki gediklere ışık tutan ve yeni bir dünya görüşü vaat eden kitapların gücünden korkar. Bu kitaplar, dönemin hükümdarı tarafından toplatılır ve yakılarak imha edilir. İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması da kitaplardan ve kitaplar aracılığıyla yayılan düşüncelerin gücünden korkan iktidarın uygulamalarına örnek olarak gösterilebilir.

Rus edebiyatının önemli isimlerinden Georgi Vladimov da parrhesia’nın peşinden giden kitaplar yazan, politik eleştirilerini edebiyat aracılığıyla dile getiren ve tam da bu sebeple Stalin’in üzerini çizdiği muhalif yazarlardan. Vladimov, Bulgakov, Platonov, Grossman ve daha nice Rus yazar gibi değeri, kitaplarının gücü uzun yıllar sonra anlaşılan yazarlar grubuna dahil. "Cehennemi, onu cennet sanan bir köpeğin gözünden" anlattığı kült romanı Sadık Ruslan’da Vladimov, bir çoban köpeğinin yaşantısı üzerinden Stalin’in yarattığı korku dolu itaat rejimini eleştirir. Yazarın 1965 yılında kaleme aldığı bu kitap, kültür komitesinden geçemez ve Rusya’da yayımlanması mümkün olmaz. Ancak 1975 yılında Almanya’da tam metin olarak ilk kez okurla buluşan Sadık Ruslan’ın Rusya’da yayımlanmak için 1995 yılına dek beklemesi gerekecektir.

 

 

Ruslan, Gulag adı verilen mahkum kamplarından birinde bekçi köpeğidir. Sıkı bir eğitim alan Ruslan, sahibine ve görevine fazlasıyla bağlıdır. Ancak bir gün, hiç beklemediği bir anda görev biter. Gönülden bağlı olduğu, yanında büyüdüğü sahibi onu kampın dışında, açlıkla ve ölümle tanışmaya gönderir. Özgür hayata adım atan Ruslan, göreve bağlılık ve sahibine itaatten başka bir şey bilmediği için sivil hayatta bocalar. Ruslan da kamptaki diğer tüm köpekler gibi, yabancı birinin verdiği yemeği kabul etmemesi, yabancılarla ilişki kurmaması ve ne olursa olursun göreve sadık kalması için eğitilmiştir. Göreve ve sahibine bağlılık, kendisine zarar vereceğini bile bile geri duramadığı bir aşk hikayesi gibidir: tek taraflı, sevgiden yoksun, âşık olanı körleştiren bir bela. Ruslan, onun çok aç olduğunu bildiği halde sırf sadakatini sınamak için kendisine acı hardal sunan sahibini geri çevirmeyi bile başaramaz, bu denli bağlıdır Görev’e ve bu denli içselleştirmiştir sadakati: "Sahibinin sevgiden yoksun biri olduğunu kabul etmektense bir kavanoz acı hardalın hepsini yemesi daha kolay gelmişti doğrusu. Peki, bu dayanılmaz Görev’e katlanabilmesi aşk değilse neydi o zaman?"

Kendisini göreve ve sahibine adayan Ruslan, mahkumlara göz açtırmadığı ve kendisinden bekleneni en iyi şekilde gerçekleştirdiği süre boyunca çeşitli endişelerle de baş eder. Yaşlanma korkusu, bunların başında gelir. Yaşlanan köpek artık işe yaramayacağı için, göreve ve sahibine bağlılığına rağmen, sahibi tarafından bir köşede tek kurşunla öldürülür. İkinci konuysa itaatin inandırıcılığıdır. Eğitimli ve sadık bir köpek, sahibinin emrini her seferinde aynı çeviklikle yerine getirmelidir. Bir saniyelik bir duraksama, sahibin ve dolayısıyla görevin aklına bir kuşku düşürebilir. Eğitimli bir köpeğin itaatsizliği, onun sonu olacaktır. Bunun dışında bir canlı olarak kimsenin gözünde hiçbir değeri yoktur. Hata yapmak ve bunların anlayışla karşılanması, insanların dünyasına özgüdür. Köpekler, her anlarını sadakatlerini ve becerilerini kanıtlamaya adamış, sıradan varlıklardır, hepsi bu. Yani bir köpeğin değerini belirleyen, onun itaati ve görevde işe yaramasıdır. Aynı zamanda iki ayaklı sahiplerinin hata yapmasını engellemek ya da yaptıkları hatanın bedelini ödemek de bu köpeklerin görevleri arasındadır: "Çocuk değildi ve sahiplerin bazen hata yaptığını biliyordu. Ama onların hata yapmasına izin verilmişti. Oysa kendi hatalarından ve çoğunlukla da sahiplerinin hatalarından sorumlu köpekler ve mahkûmlar için olanaksızdı bu."

Gulag’daki yaşantı ve uygulamalara yabancı olmayan Vladimov, annesinden miras aldığı hazin hatıralar ile kalemini birleştirir; beklentiler ve itaatlerin gölgesinde içselleştirilen iktidarı ve bunun öznenin inşasında yarattığı büyük boşlukları simgesel anlatımla birleştirip Sadık Ruslan’ı kaleme alır. Türkçede ilk kez yayımlanan Sadık Ruslan, üzerine hayli konuşulacak kitaplardan.

 

 

 

 


 

 

Görsel: Ethem Onur Bilgiç

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gökçe isimli bir kadın düşünün; bugün 34 yaşında olsun.

Ludwig Wittgenstein, “Ölüm, yaşam olaylarından biri değildir, ölüm yaşanmaz,” diyerek “hayati” bir teşhis koymuştu. Oysa insanlar ilk günden beri ölümü tartıştı; hala devam ediyorlar... Mevcut tartışmaya cinayetler ve onların sorumlularını aramak da dahil. Kısacası, bir yaşam olayı değil ama yaşamın ayrılmaz bir parçası, daha doğrusu gerçeği haline geldi ölüm.

Adını, polisiye edebiyatın başyapıtları arasında geçen Postacı Kapıyı İki Kere Çalar romanı ile duyuran James M. Cain, Mildred Pierce romanında ise bambaşka bir kimlikle çıkıyor karşımıza. Mildred Pierce, Amerika’yı sarsan ekonomik kriz yıllarında bir kadının hayata tutunma mücadelesini anlatan bir roman.

Salâh Birsel Türkçenin en ilginç, en özgün üslupçularından biri. Birkaç cümlesini okuyunca bile, “işte Salâh Birsel,” diye tanıyabileceğimiz bir sesi var.

İstanbul tarihçiler, edebiyatçılar, gezginler için bulunmaz bir kaynak. Hakkında yazılanlar, söylenenler ve hatta uydurulanlarla birçok esere ilham veren bir kent. Gerçi sadece “kent” kavramı İstanbul'u karşılamaya yetmiyor; şehir, kent, mekan, medeniyet vb birçok kelime İstanbul söz konusu olduğunda aklımıza gelenlerden.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.