Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Rüyalarda Gezen Adam



Toplam oy: 1111
Dost Körpe
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

 

Dost Körpe dendiğinde akla önce çeviri geliyor. Çoğu okur onu, Edgar A. Poe, Howard P. Lovecraft, Philip K. Dick gibi kült olmuş yazarlardan dilimize kazandırdığı kıymetli eserlerle tanır. Üstelik bir hayli üretken bir çevirmendir de Körpe. Özellikle gerilim, bilim kurgu, fantastik edebiyat tutkunu okursanız, onun çevirdiği bir kaç metne muhakkak gözünüz değmiştir. Clive Barker’dan J. M. Coetzee’ye, Joyce Carol Oates’ten Frank Herbert’a, Peter Straub’dan José Saramago’ya değin uzanan oldukça geniş bir alanda çeviriler yaptı, yapıyor Körpe. 

Ancak tüm bunlarla birlikte, gözlerden biraz uzak kalmış bir dil uğraşı daha var.  Uzak kalmış diyoruz, çünkü bu uğraşı alanında okurla bir şey paylaşmayalı on iki yıl olmuş... 1991 yılında yayımlanmamış öykü dosyasıyla Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazanabilecek kadar yetenekli bir öykücü Dost Körpe. 1993’te ilk öykü kitabı Zaman Sona Ermeli basılmış. Ardından 1997’de Günah Yiyen adlı ikinci öykü kitabı gelmiş. Bir sene sonra bir de şiir kitabı, Kıyı’yı yayımlamış yazar. 1998 ile 2010 arasında çevirmenliğiyle öne çıktığını görüyoruz. Uzun yıllar, yazarı olduğu bir metin yayımlamamış.

 

SENE 106

Kısa bir süre önce İş Bankası Kültür yayınlarından çıkan Nötralizör adlı bilim kurgu romanıyla bu suskunluğuna son verdi. Türkçede çevirisi bol ama telifi çok sık karşılaşmadığımız bir tür bilim kurgu. Bu nedenle daha baştan ilgiyi hak ediyor Nötralizör. Öte yandan Körpe’nin öykü kitaplarını sevmiş okur için Nötralizör daha da dikkat çekici bir haber kuşkusuz.  Peki nasıl bir dünya konuluyor önümüze romanda?

Sene 106... Ama Dünya takvimleri temel alınarak değil. İnsanoğlu, yok olmanın eşiğine geldiği bir salgın yüzünden Dünya’yı terk etmek zorunda kalmış ve Mars’ı kolonileştirmiş. Yeni milat Mars’a göçün tarihi... Bu olayın üstünden de her biri 1.88 Dünya yılına tekabül eden 106 Mars senesi geçmiş...

Romanın ana karakteri I Khan Shun Lee’nin bir gününün etrafında dönüyor her şey... Onu, Innovative Mars Technologies (IMT) bünyesinde kurulmuş bir kafeteryada, Jack adlı birini beklerken görüyoruz. Khan’ın Jack’ten fazla hazzettiği söylenemez. Ancak kendisine getireceği bir diske ihtiyacı var. Günün ilerleyen saatlerinde diskteki yazılımın ölümcül bir değeri olduğunu öğreniyoruz. Jack diski getiriyor ve Khan onu memnun edecek bir ödeme yapıp zamanının büyük bir kısmını inziva içinde geçirdiği çalışma mekânına, gözlem evine dönüyor.

Gözlem evi Khan’ın insanlarla kurduğu mesafeli ilişkinin bir sembolü gibi aynı zamanda. Mars’taki en yüksek yer... Khan yıllar içinde daha da uzaklaşmış çevresinden. Yakın ilişki kurmaktan dikkatle kaçınıyor. 

Dünyadaki yaşamın tamamen yok olup olmadığı biraz muallâk. Mars’ta yüksek teknoloji ürünü kubbe şehirlerde yaşanıyor. Dünya’daki gibi yine bir doğu – batı ayrımı söz konusu... İçinde Khan’ın da yaşadığı New New York adlı şehrin etrafında Amerikalılara, İngilizlere, Fransızlara ve Almanlara ait şehirler bulunuyor. Çinlilerin, Japonların, Rusların, Hintlilerin yaşadıkları şehirlerse daha başka bir bölgede...

Khan gözlem evine gelip bilgisayarındaki mesajları kontrol ederken biz de iki önemli şey öğreniyoruz. Birincisi eski okul arkadaşı Mark Berkowitz’ten yüksek güvenlikli bir kilit sistemine dair bilgi istediği... Berkowitz’e roman yazdığını ve teknik bilginin bunun için gerekli olduğunu söylemiş.

İkinci önemli bilgi ise akşam Mars’ın en pahalı restoranlarından Real Deal’de, Profesör Walter Graves ve Jen Baynes’le akşam yemeği yiyeceği... Graves ve Baynes, Khan’ın misafiri olacaklar ve öyle görünüyor ki, bu görüşme Khan için son derece önemli...

Khan gözlem evi kulesinden bir daha oraya dönmemeyi umarak ayrılıyor ve akşam yemeğine değin iki kişiyle daha tanışmamızı sağlıyor. Biri, uzun zaman önce, Mars yasaları dışında ilişkiye girdiği için cezalandırıldığı Anna Phasia... Anna ilişki sayesinde hamile kalıyor ama kürtaj yoluyla hamileliğine son veriliyor. Khan suçunun bedelini Mars yüzeyindeki maden çalışmalarına katılarak, Anna ise taşıyıcı şoförlüğü yaparak ödüyor.  Ancak tüm bunların üstünden uzun bir zaman geçmiş. Khan’ın Anna ile görüşmek istemesinin nedeni Mars’ı terk etmeden (başarabilirse tabii) önce bir veda...


GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN  BİR YOL


Dean, görüşmek istediği ikinci kişi... Onunla maden kazılarına katıldığı süreçte tanışmış. Konuşmalarının en dikkat çekici kısmı, Khan’ın, Dean’e “Rüyalarda gezen adamı,” görüp görmediğini sorması. Dean bu sorudan bir şey anlamıyor. Kazılar sırasında birlikte buldukları tabuta benzeyen siyah bir nesneden söz ediyorlar. Tabut sözcüğünü birkaç kez vurgulamış yazar. Sonra Khan’ın akşam yemeği için Real Deal’e doğru harekete geçtiğini görüyoruz. 

Walter Graves aksi mizaçlı bir profesör ve bekletildiği için de sinirli. Khan profesörü sakinleştirmek için elinden geleni yaparken restorana giriyorlar. Diğer müşterilerden ayrı bir kabinde, üçü, şaraplarını yudumluyor. Dakikalar ilerlerken Khan’ın akşam yemeğinden ve özellikle Profesör Graves’ten beklentileri ortaya seriliyor. Graves, Khan’dan uzaklaşmak istiyor ama içtiği şaraptaki yatıştırıcı nedeniyle bunu beceremiyor. Khan’ın elde etmek istediği bazı bilgiler var ve yarı zorla Graves bunları ona veriyor... Khan’a tamamen zorla verdiği şeyse laboratuarının giriş kartı!

Bu noktadan sonra Khan’ın günün ilk saatlerinden itibaren neyin hazırlığını yaptığını anlamaya başlıyoruz. Geri dönüşü olmayan bir yola hızla giriyor. Tüm bunları, Graves gibi bilim adamlarının Nötralizör, kendisininse tabut dediği nesneye ulaşmak için yapıyor. Profesörü konuşturmak için kullandığı özel bir kozu var. Bu, Dean’e de kısaca sözünü ettiği “Rüyalarda gezen adam.”

Dost Körpe, Vladimir adını verdiği bu gizemli adama dair fazla bir bilgi vermemiş. Öyküdeki önemi düşünüldüğünde Vladimir karakterinin fazla örtük kaldığı  söylenebilir. Neredeyse öykünün tüm yükü Khan’ın omzunda. Yazar sık sık, bizi Khan’ın iç dünyasında yolculuğa çıkararak bu geniş alanı doldurmuş. Kimi aksiyon sahnelerini, örneğin Khan’ın yatıştırıcıyı Graves fark etmeden şarap kadehine atması ya da Nötralizör’e ulaşmak için güvenlik görevlisiyle girişilen fizik mücadele, daha itinayla düzenlenebilirdi diye düşünmeden edemeyebilirsiniz. Yahut öykünün kısa mı tutulduğu sorusu akıl kurcalayabilir. Ancak bu detaylar, Körpe’nin Nötralizör’le sıra dışı bir bilim kurgu öyküsü kurmuş olduğunu değiştirmeyecektir.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.