Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Sağda müsait bir yerde



Toplam oy: 447
Rawi Hage // Çev. Avi Pardo
Everest Yayınları
Karnaval'ı okurken bir an, "Edebiyatla ilgilenmeseydim taksi şoförü olurdum herhalde," diye geçti içimden.

Ansızın bir şehrin ortasına yerleştirip gövdenizi, orada herkesle temasa açın kendinizi; ancak, şimdi sadece seyretmeye değil – sizinle kısa süre de olsa bir kontak kurmaya gelmiş olsunlar. Hayatlarıyla gelmiş olsunlar. Arzularıyla, öfkeleriyle, aşklarıyla, karanlık taraflarıyla size şöyle bir değip geçsinler. Yıllarca seyredilmişlik hissiyle, seyredilme karşılığında kaybettiğiniz güveninizi bu kere de siz seyrederek, hatta yaşananların içine bizzat karışarak, ama karıştığınız şeylerin iyi-kötü etkisinden muaf, çarpma işlemindeki 1 gibi, sapasağlam kurtarma şansını hanginiz gerisin geriye elde edecek?

 

Seks işçileri, doktorlar, polisler midir mesela günün her saatinde birbirinden farklı insanlarla yüzleşebilen? Seks işçileri hormonal, doktorlar hastalıklı, polisler ise kriminal çuvaldan kim çıkarsa onun muhatabıdır şehirde. Anlık yakınlaşma, zorunlu sohbet, kırmayan merak ve yazılmamış senaryo için bambaşka bir mesleğe ihtiyaç vardır: Taksi şoförlüğü.

 

Taksi bazen küçük bir hapishane hücresidir ve koğuş ortağınız şoförle onsuz yaşadıklarınızın suçunu paylaşmaya başlarsınız. Yol bir uzaklaşma terapisine dönüşmüştür.

 

 

Taksi şoförü ya bir durakta bekler sizi yahut yol kenarından alır; hayatlarınız birbirinizinkine nüfus etmeden kesişir. Sessiz kalma hakkını kullansanız da trafik, uzun yol veya ikinizden birinin konu açma isteği ile birdenbire geçici bir arkadaşlık kurarsınız. Taksi bazen küçük bir hapishane hücresidir ve koğuş ortağınız şoförle onsuz, tek başınıza yaşadıklarınızın suçunu paylaşmaya, hüsranı itirafa başlarsınız – her anlamda aldatılmanın, her anlamda dışarıda bırakılmanın, terk edilmeyle yüzleşmenin bedelini şoförün aklamasını beklersiniz. Çünkü o sizi istediğiniz yere götürmeyi koşulsuz kabullenmiştir. Ne olursa olsun, karşınıza ne çıkarsa çıksın şoför sizi gitmeye karar verdiğiniz noktaya bırakacaktır. Mesela eski sevgilinize, mesela bir üst kariyere, mesela kaçıp yerleşeceğiniz vahaya. Bu kadar kolay gibidir hayat onunla. O yüzden konuşursunuz şoförle. Siyaset, spor, ahlak, eğitim, aklınıza ne geliyorsa konuşabilirsiniz – hatta sevdiğiniz kanalı bulup müzik de açar. Gitgide onun dünyasına da girersiniz: Beklentileri, geçim derdi, ülkede olup biten derken yol hep üstünde olmayı planladığınız, uzaklaşma terapisine dönüşür. Gideceğiniz yere o da geliyordur sizinle ama orada kalmayacak ve sizi yormayacaktır asla. Kimseye anlatmayacaktır nereye gittiğinizi, en son nerede indiğinizi, kalabalığa karışıp yok olduğunuzu. Taksi şoförü dillendirdiğiniz kadar kısmın sırdaşıdır.

 

Büyük olasılık sizinkinden çok farklı bir ömrün elementidir o; kitap okumadığını, film izlemediğini, düşünme eyleminin ötesinde yaşadığını sanırsınız. Basit biridir size göre. İşini yapan, sizden sonra yeni bir müşteriyle keşmekeşe karışıp gidecek sıradan bir meslek erbabı. Arka koltukta oturanların şoför ayıklaması aşağılama, haddini bildirme üzerine kuruluysa da önde yolculuk edenlerin laubaliliği arabaya sahip çıkma, bir “co-pilot” edası taşır.

 

Kazın ayağına bakarsak, peki, şoför için siz nesinizdir?

 

Her gün “yüzlercemizle” uğraşan bu insanın risk ve mutluluk kavramları nelerdir? Acıları, hüzünleri, aşkları, kaybettiği umutları, peşine düştüğü hayalleri sizi, bizi ne kadar ilgilendiriyordur açıkçası? 

 

Defalarca takıldığı kırmızı ışık neyi, neleri temsil ediyordur?

 

Asıl, o nereye gitmek istiyordur da gidemiyordur? Hep taşımak ve dönmek zorunda olmak kadar başka ne vardır ağır?

 

Rawi Hage, Kanada’da yaşayan Lübnan asıllı bir yazar; aynı zamanda görsel sanatçı, küratör ve siyaset eleştirmeni. Sirkte, toplumun alkışlayarak başkalaştırdığı insanların arasında doğup büyümüş, ailesini orada kaybettikten sonra taksi şoförlüğü yaparak geçinen gizli bir entelektüelin, bir kitap kurdunun, bir “hayat avcısı”nın hikayesini anlattığı romanı Karnaval’ı şiddetle öneriyorum. Kurgusuyla, diliyle, sinemaya göz kırpan temposuyla tam bir başucu kitabı. “Nihai çatışma, bedenini seven, ona saygı duyan, özgürleştirenle ondan nefret eden arasında,” diyen bir yazarla, bir şoförlesiniz.

 

Taksiye binen binene: Sarhoşlar, kaybedenler, uyuşturucu tacirleri, psikopatlar, fahişeler, lezbiyenler, geyler, iş adamları, mutsuz kadınlar.

 

Karnaval’ı okurken bir an, “Edebiyatla ilgilenmeseydim taksi şoförü olurdum herhalde,” diye geçti içimden.

 

Bu kitaptan iki tane edinin. Biri size, diğeri ilk bineceğiniz taksinin şoförüne hediye.

 

 

 


 

 

* Görsel: Mert Tugen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.