Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

SEVGİNİN İYİLEŞTİREN GÜCÜ



Toplam oy: 920
Ian McEwan
Turkuvaz Kitap

Savaşın yıkıcılığını söylemeye gerek yok. Bu aşikar. Savaş yıkar, ayırır, dostu bile bazen düşman kılar. Savaş duyguların körelmesinin veya karşıt iki güce dönüşmesinin müsebbibi olabilir. Zamanın bile sözü geçmez bu ayrılığa, o bile onaramaz bazen bu acıyı/acıları… Ian Mcewan’ın daha önce Arion Yayınları tarafından Türkçe çevrilen romanı Siyah Köpekler’i, savaşı, şiddeti ve aşkı bu minvalde sahici, akıcı ve berrak bir dille anlatıyor.

Daha çok filme de çekilen Kefaret romanıyla tanıdığımız Ian Mcewan’ın en iyi romanlarından biri olarak değerlendirilen Siyah Köpekler, İkinci Dünya Savaşı yıllarında hayatlarını birleştiren ve savaşın bitiminde Fransa'nın bir köyünde yaşanan esrarengiz bir olayın sonrasında yolları ayrılan June ve Bernard'ın trajik hikâyesinin romanı olmakla birlikte, şiddetin, savaşın, fikir ayrılıklarının da romanıdır.

June'un anılarını yazmak için işe koyulan ve çiftin damadı olan Jeremy parçalanan bir ilişkinin izini sürer. Anlatısına Berlin Duvarı'nın yıkılışını fon yapan çağdaş İngiliz edebiyatının öncü isimlerinden Ian McEwan, ideolojik ve yapısal olarak birbirinden kopmuş bu çiftin arasındaki bağın köklerini ortaya çıkarmaya çalışır. Bu aşk 2. Dünya Savaşı yıllarına rastlar.  İkinci Dünya Savaşı'yla Soğuk Savaş'ın bitimi arasına sıkışmış bir aşk öyküsünü, küçük yaşta ailesini kaybetmiş bir karakterin ağzından ustalıkla aktaran yazar empati duygusunu da sürekli diri tutup, herhangi bir tarafı tutmaktan öte her iki kişinin nezdinde bütün Avrupa toplumunu sorguluyor ve dönemi anlamaya, anlatmaya çalışıyor. Gayet de iyi beceriyor bunu.

Bernard ve June 1946 yılında evlenmiş, savaşın içinde taraf olmuş insanlardır. İngiltere Komünist Partisi üyesi olan bu kişilerin ilişkileri de gizemle, merakla ve hayranlık duygularıyla başlar. Aslında Bernard ve June iki zıt karakterdirler. Bernard daha çok derin düşüncelere dalan, oyalanan, durmaksızın bir yere yetişme çabası gösteren biriyken June daha sakin, daha kendi içine bakan, hayatı sakinlikle anlamaya çalışan biridir. June, Bernard’ın ruhani açıdan yoksullaşmasını, temelde ciddiyetten yoksun olmasını, onun toplum mühendisliğine soyunmasını hazmedemez zaman içinde. Diğer taraftan Bernard da, June’nin toplumsal vicdana ihanet etmesine, onun kaderciliğine, sınırsız saflığına, batıl inançlarına karşı öfkeyle doludur. Ama işte bütün bunlara rağmen ortada bir aşk vardır. Bazen sevmekten ölen, bazen nefretle dolan bir aşk…  Sevmek zamanında June’nin durumunu şöyle tarif eder yazar: “Huzursuzluğunu yatıştırmak için kendisine ilişkin her tür tanım –kocasına aşık bir anne adayı, sosyalist ve iyimser, akılcı olmasına karşın merhametli, batıl inançları olmayan biri, uzmanlık alanı olan bir ülkede yürüyüş yaparak, savaşla geçen uzun yılları ve İtalya’daki sıkıcı haftaları telafi etmeye çalışan, İngiltere’ye, sorumluluklarına dönmeden ve kış başlamadan önce, hiçbir şey düşünmeden tatilinin son günlerinin tadını çıkaran bir kadın…”  ama işte zaman değiştirip dönüştürüyor insanı…

Geçmiş acımasızlaşır June’nin nezdinde. Çünkü şimdi hasta yatağında yatmakta ve anılar damadının ısrarıyla birer birer canlanıp, onun canına okumaktadır. Hatırlamak bazen rahatlatırken bazen de ürpertir. Geçmiş bir daha gelmez çünkü. Bilir. Bilir de ne yapar. İşte o zaman anlatmaktan başka çaresi olmayanların tarafında bulur kendini.
Siyah Köpekler bir fotoğrafla başlar. Bir fotoğrafın tanımlanması ve geçmişin sureti bulanık havasıyla hemhalleşir June. Bu bulanık fotoğrafta savaş, şiddet, aşk, nefret, gelecek günlerin güzel olmasına duyulan özlem var. Ama işte hepsi sadece fotoğrafta kalmıştır. Sakince ve bilgece ölümü beklemektedir June…
Siyah Köpekler her ne kadar savaşı ve acımasızlığı anlatıyor görünse de aşkın içsel meselelerine de bilgece odaklanır. Sevginin iyileştiren gücüne sahip çıkar. Bunu da Bernard ve June’nin hikayesinde arar. Yazar duyguların aniden taraf değiştirmesini çok iyi betimlemelerle verir. Sevgi bir anda nefrete dönüşür ama nefreti de sağaltan yine sevgi olur. 

Siyah Köpekler’in birinci bölümü June’nin Bernard’la yaşadığı zamanları ve anıları merkeze alır. Bu bölümde savaştan öte bu iki kişinin hayati meseleleri öne çıkarılmış ve bütün bunlar June’nin gözünden aktarılmış. June eksik ve kendine göre anlatır. Bernard yeteri kadar yok bu hikayede. Daha çok June ve onun haklılığı var. İkinci bölümde ise Berlin Duvarı’nın yıkılmasına şahit oluruz. Bu duvarın yıkılmasıyla birlikte bir çok düşünce de yıkılmış olur. Diğer yandan Bernard da aksi bir ihtiyar gibi June’yi kötülemektedir. O da eksik göstermektedir gerçeği. İşte tam da burada yazarın ustalığı girer devreye. Her iki karakter de geçmişi ve anıları eksik ve kendilerine göre anlatırken, onların bir araya getirilmesi  de empati duygusunu ortaya çıkarır ve hikaye tamamlanır.
Diğer yandan bu aşk, savaşın yıkıcılığından dolayı arada kalmış bir aşktır.

Siyah Köpekler bütün bu söylediklerimizi duygusallığa kaçmadan, sevecen ve dürüstlüğünü hiç yitirmeden, akıllıca anlatır. Siyah Köpekler, Ian McEwan'ın insancıl, insanı merkeze koyan, açık yürekli bir fikir  romanıdır. Savaştan hemen sonra Fransa'daki bir dağ köyünde, balayı geçirmekte olan bir İngiliz çiftin, dehşet verici iki köpekle büyüleyici karşılaşmalarını anlatan bir öykünün etrafında şekillenmiş bu roman şiddetin, kötülüğün ve aşkın ayrıntılarına inmesiyle çıtasını yükseltir.


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.