Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Seyrelen acıların tarihi



Toplam oy: 86
Zakes Mda // Çev. Damla Yeşil
Ayrıntı Yayınları
Kölelik ve ırk ayrımcılığı, sırtında yük haline gelmiş bir ülkenin özgürlük yolculuğu...

Ludwig Wittgenstein, “Ölüm, yaşam olaylarından biri değildir, ölüm yaşanmaz,” diyerek “hayati” bir teşhis koymuştu. Oysa insanlar ilk günden beri ölümü tartıştı; hala devam ediyorlar... Mevcut tartışmaya cinayetler ve onların sorumlularını aramak da dahil. Kısacası, bir yaşam olayı değil ama yaşamın ayrılmaz bir parçası, daha doğrusu gerçeği haline geldi ölüm. Güney Afrikalı yazar Zakes Mda, Adınla Başlar Hayat’ta, bu hakikatten hareket ederken ülkesinde uzun yıllar hüküm sürmüş, topraklara egemen beyazlar tarafından yönetilmiş ırk ayrımcılığı ve kölelik rejiminin (Apartheid) yarattığı derin acıları anlatma ve yüklenme görevini, romanın başkarakteri Toloki’ye veriyor.


Kesişen geçmişler


Güney Afrika’da Apartheid’in bitimiyle gerçekleştirilen ilk seçimlerin üzerinden beş yıl geçmiş. Profesyonel Yas Tutucu Toloki, tam da bu zaman diliminde karşımıza çıkıyor. Değişim arifesindeki Güney Afrika’da Toloki, bu mesleğin öncüsü bir bakıma. Dolayısıyla mesleğini icra ettiği yerler de cenazeler. Yine böyle bir ortamda, bu işe ilkin para kazanmak için giren fakat sonra meselenin bilgelik tarafına kafa yoran Toloki, yıllardır görmediği arkadaşı Nora’yla karşılaşıyor. Katıldığı, Nora’nın çocuğunun cenazesi.

Nora ve Toloki’nin geçmişini anlattığı satırlarda Zakes Mda, Güney Afrika’nın yakın tarihini resmediyor: Yerinden yurdundan koparılan, kimliksizleştirilip köleleştirilen, getirildikleri şehirlere bir türlü alışamayan ve ölüm, insanları birbirinden ayırırken yasın, geride kalanları birleştiren bir gerçek haline gelişini görüyoruz. Başka bir deyişle Mda, 1945 sonrası Güney Afrika’nın hakikatiyle buluşturuyor okuru.

Mda’nın ustalıkla ortaya koyduğu bir zıtlık var romanda: Ölüm ve yaşam, insanların hayatını belirleyen bir tarih haline geliyor. Dolayısıyla bu, Güney Afrika’nın toplumsal, kültürel ve hatta siyasi tarihi olurken kişilerin bireysel geçmişini de yansıtıyor. Peki, insanların ve ülkenin kesişen geçmişinde neler var? Hayaller, umutlar, küçük mutluluklar ile birlikte sebepsizce ya da beyazların koyduğu “kurallar” gereğince öldürülme, “en iyi ihtimalle” köleleştirilme, açlığa mahkum edilme, “olağan” sayılması istenen fakirlik ve bütün bunlara rağmen yaşamaya çalışmak… Bu acıların atlatıldığı bocalama ve yeni bir düzen kurma döneminde ise Mda, Toloki ve Nora’nın hikayesini anlatmaya başlıyor. Tabii sık sık geri dönüşlerle…


Uzun bir yol


Mda’nın, Adınla Başlar Hayat’ta anlattığı, aslında bir yol hikayesi: Uzun yıllara dayanan; Nora ve Toloki’nin zaman zaman birleşip zaman zaman ayrı düştüğü bir yolculuk. Diğer taraftan kölelik ve ırk ayrımcılığı, sırtında yük haline gelmiş bir ülkenin özgürlük yolculuğu da var bu hikayede. Dahası, Apartheid’den kurtulmak için şiddete başvurmayı seçenleri; öldürümlerin hesabını cinayetle sormaya çalışanların, satır aralarında yazar tarafından eleştirildiği bir hikaye.

Mda, Nora ve Toloki’nin duygusal yakınlığıyla mevcut acıları seyreltiyor. Kısacası hayata çok benzeyen bu uzun yolda yazar, karanlığı ve aydınlığı, karamsarlığı ve umudu, yaşamı ve ölümü, kıvama getiriyor.  Güney Afrika’daki mutluluk ve acılar, Nora ve Toloki’nin geçmişi ile bugünündeki hüzünle ve umutla kesişiyor. Özetle; Adınla Başlar Hayat, bir ülke ve iki karakterin tarihini, hakikat ve hayalle, yaşam ve ütopyayla bütünlüyor.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Servet Kesmen

 

 

 

 


 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

Ercan Kesal: ''Edebiyat, Dünyaya Tahammül Gücü Verir''

İnsan yaşadığı yere benzer, doğru ama sanki eksik, yaşadığı yeri de kendine benzetir. İki taraflı bir ilişki. Değiş ...

ŞahaneBirKitap

Uzun bir tren yolculuğunun ardından Weimar’a ulaştığımda sadece yirmi bir yaşımdaydım. Genç yaşımda yapmak istediğim, Goethe’nin hayatının bir kısmını geçirdiği şehre gitmek ve kendime belki bir parça “ışık” bulmaktı. Tam olarak ne aradığımı bilmez halde şehre indiğimde 21 yıl önceydi ve internet yaygın değildi. İstasyon görevlisine en yakın gençlik evinin nerede olduğunu sordum.

Editörden

Bugün “lüzumsuz”, “aylak” ya da Benjamin’in tabiriyle “flaneur” (boşta gezen, dolaşan) diye tarif ettiğimiz adam, bizzat şehrin insanıdır aslında. Bir şeyi “yapmamayı” tercih eder bu adam. Modernlikle yaralanmıştır ama yarasının neresinde olduğunu göstermekten acizdir. Çalışmayı da iş düzenini de reddeder. Uzun bir baygınlık hali yaşamaktadır. Her ilgisi gelgeçtir. Tutunamaz bir türlü.