Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Seyrelen acıların tarihi



Toplam oy: 7
Zakes Mda // Çev. Damla Yeşil
Ayrıntı Yayınları
Kölelik ve ırk ayrımcılığı, sırtında yük haline gelmiş bir ülkenin özgürlük yolculuğu...

Ludwig Wittgenstein, “Ölüm, yaşam olaylarından biri değildir, ölüm yaşanmaz,” diyerek “hayati” bir teşhis koymuştu. Oysa insanlar ilk günden beri ölümü tartıştı; hala devam ediyorlar... Mevcut tartışmaya cinayetler ve onların sorumlularını aramak da dahil. Kısacası, bir yaşam olayı değil ama yaşamın ayrılmaz bir parçası, daha doğrusu gerçeği haline geldi ölüm. Güney Afrikalı yazar Zakes Mda, Adınla Başlar Hayat’ta, bu hakikatten hareket ederken ülkesinde uzun yıllar hüküm sürmüş, topraklara egemen beyazlar tarafından yönetilmiş ırk ayrımcılığı ve kölelik rejiminin (Apartheid) yarattığı derin acıları anlatma ve yüklenme görevini, romanın başkarakteri Toloki’ye veriyor.


Kesişen geçmişler


Güney Afrika’da Apartheid’in bitimiyle gerçekleştirilen ilk seçimlerin üzerinden beş yıl geçmiş. Profesyonel Yas Tutucu Toloki, tam da bu zaman diliminde karşımıza çıkıyor. Değişim arifesindeki Güney Afrika’da Toloki, bu mesleğin öncüsü bir bakıma. Dolayısıyla mesleğini icra ettiği yerler de cenazeler. Yine böyle bir ortamda, bu işe ilkin para kazanmak için giren fakat sonra meselenin bilgelik tarafına kafa yoran Toloki, yıllardır görmediği arkadaşı Nora’yla karşılaşıyor. Katıldığı, Nora’nın çocuğunun cenazesi.

Nora ve Toloki’nin geçmişini anlattığı satırlarda Zakes Mda, Güney Afrika’nın yakın tarihini resmediyor: Yerinden yurdundan koparılan, kimliksizleştirilip köleleştirilen, getirildikleri şehirlere bir türlü alışamayan ve ölüm, insanları birbirinden ayırırken yasın, geride kalanları birleştiren bir gerçek haline gelişini görüyoruz. Başka bir deyişle Mda, 1945 sonrası Güney Afrika’nın hakikatiyle buluşturuyor okuru.

Mda’nın ustalıkla ortaya koyduğu bir zıtlık var romanda: Ölüm ve yaşam, insanların hayatını belirleyen bir tarih haline geliyor. Dolayısıyla bu, Güney Afrika’nın toplumsal, kültürel ve hatta siyasi tarihi olurken kişilerin bireysel geçmişini de yansıtıyor. Peki, insanların ve ülkenin kesişen geçmişinde neler var? Hayaller, umutlar, küçük mutluluklar ile birlikte sebepsizce ya da beyazların koyduğu “kurallar” gereğince öldürülme, “en iyi ihtimalle” köleleştirilme, açlığa mahkum edilme, “olağan” sayılması istenen fakirlik ve bütün bunlara rağmen yaşamaya çalışmak… Bu acıların atlatıldığı bocalama ve yeni bir düzen kurma döneminde ise Mda, Toloki ve Nora’nın hikayesini anlatmaya başlıyor. Tabii sık sık geri dönüşlerle…


Uzun bir yol


Mda’nın, Adınla Başlar Hayat’ta anlattığı, aslında bir yol hikayesi: Uzun yıllara dayanan; Nora ve Toloki’nin zaman zaman birleşip zaman zaman ayrı düştüğü bir yolculuk. Diğer taraftan kölelik ve ırk ayrımcılığı, sırtında yük haline gelmiş bir ülkenin özgürlük yolculuğu da var bu hikayede. Dahası, Apartheid’den kurtulmak için şiddete başvurmayı seçenleri; öldürümlerin hesabını cinayetle sormaya çalışanların, satır aralarında yazar tarafından eleştirildiği bir hikaye.

Mda, Nora ve Toloki’nin duygusal yakınlığıyla mevcut acıları seyreltiyor. Kısacası hayata çok benzeyen bu uzun yolda yazar, karanlığı ve aydınlığı, karamsarlığı ve umudu, yaşamı ve ölümü, kıvama getiriyor.  Güney Afrika’daki mutluluk ve acılar, Nora ve Toloki’nin geçmişi ile bugünündeki hüzünle ve umutla kesişiyor. Özetle; Adınla Başlar Hayat, bir ülke ve iki karakterin tarihini, hakikat ve hayalle, yaşam ve ütopyayla bütünlüyor.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Servet Kesmen

 

 

 

 


 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gökçe isimli bir kadın düşünün; bugün 34 yaşında olsun.

Adını, polisiye edebiyatın başyapıtları arasında geçen Postacı Kapıyı İki Kere Çalar romanı ile duyuran James M. Cain, Mildred Pierce romanında ise bambaşka bir kimlikle çıkıyor karşımıza. Mildred Pierce, Amerika’yı sarsan ekonomik kriz yıllarında bir kadının hayata tutunma mücadelesini anlatan bir roman.

Salâh Birsel Türkçenin en ilginç, en özgün üslupçularından biri. Birkaç cümlesini okuyunca bile, “işte Salâh Birsel,” diye tanıyabileceğimiz bir sesi var.

İstanbul tarihçiler, edebiyatçılar, gezginler için bulunmaz bir kaynak. Hakkında yazılanlar, söylenenler ve hatta uydurulanlarla birçok esere ilham veren bir kent. Gerçi sadece “kent” kavramı İstanbul'u karşılamaya yetmiyor; şehir, kent, mekan, medeniyet vb birçok kelime İstanbul söz konusu olduğunda aklımıza gelenlerden.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.