Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Sibel K. Türker'in Günahlardan Öcü: Dönüşmeyen Kahraman



Toplam oy: 30
Sibel K. Türker
Turkuvaz Kitap

Sibel K. Türker'in Turkuvaz Kitap'tan yayımlanan romanı "Benim Bütün Günahlarım", iki özelliğiyle öne çıkıyor: İlki, hemen bilineni, aynı anda e-kitap olarak da yayımlanmış olması. İkincisi, hemen bilinmeyeni, okunduğunda ortaya çıkanı, Türker'in günahlardan öcünü, kahramanını dönüştürmeyerek, onu olduğu yerde bırakarak, hatta daha da geriye iterek alması. Günahları, 'canım, ne önemi var, hepimiz böyle işler yapıyoruz,' diye küçümsemeye itirazı, aslında isyanı var Türker'in. Bu, pek alışık olmadığımız bir isyan, çok az kişinin göze alabildiği, ama aslında herkesin –evet, herkesin- ateşine kapılması zorunlu bir kalkışma. Yoksa dönüşülmez, dönüşemeyiz, olduğumuz yerde kalırız şansımız varsa, yoksa da, olduğumuz yerden çok çok gerilere düşeriz, artık ne olacaksak oluruz.

"Benim Bütün Günahlarım" anlatsın biraz da, Anadolu'nun uyuklamakta –gerçekte, yarattığı küçük evrende kendine göre çalkalanmakta- olan kenti M'den, hızlı, hareketli, canlı 'İ' kentine gelen ve geride zorla evlendirilmiş olduğunu yineleyip durduğu karısını, hele de annesini bırakan Toros'un öyküsünü.

"Bir kentin hem yanı başında hem de çok ama çok uzağında olmak delice bir hüzün veriyordu insana. Vazgeçmenin iç ezen ağırbaşlılığıyla, isteğin yanıp tutuşan varlığı arasında bir yerde kaybolarak, silinerek durmak, duradurmak. Koşmaya kalksan bacakların hayır demeyecektir buna, gençsin. Tüketecek, tükenecek kadar gençsin. Ama içinde sana koşmayı emredecek bir otorite yok. Emir komuta merkezlerin bir hava saldırısında yerle bir edilmiş. Bir asker böyle bir durumda ne yapar? 'Ben kime komutanım diyeceğim şimdi?' diye ağlar. Ağlama asker. Kaçsana asker, koşsana asker. Özgürsün ulan. Ulan özgürlükte ne yapacağını sana kimse öğretmedi mi hayvan? Evine mi döneceksin? Ulan evin de yıkıldı gitti. Yapı, bina, taş kalmadı. Öyleyse nereye? Geri mi ileri mi? Baban sana bunları öğretmedi mi? Okulda seni imtihan etmediler mi? Başının üzerindeki bol yıldızlı gökyüzüyle ne yapacağını sana KİMSE SANA ÖĞRETMEDİ Mİ? Artık kendinden emir al. Kendin diye bir şey var. Kuzey soğuk, güney sıcak. Ona göre yürü, koş bari. Orman karanlık, göl derin, deniz daha, okyanus en derin. Dağlar denize ya dik, ya paralel. Büyük kentin bitki örtüsü para. İklimi ılıman, denizi mutedil dalgalı, zaman zaman şiddetli lodoslu. Koşsana ulan!"

Sibel K. Türker, "Benim Bütün Günahlarım"ın 63. ve 64. sayfalarında böyle haykırıyor kahramanına, hızını alamamanın kendiliğindenliği, çarpıcılığı, güzelliğiyle. Toros, İ'de ucuz bir otelde kalıyor. Otel, sadece kendinin değil, kentin de değil, belki tüm gezegenin evreninin küçültülmemiş bir hali, daraltılmamış. Öyle. Herkesin bir otelde yaşadığını düşünmesi lazım aslında, bir süre kalınacak, sonra terkedilecek. Hiçbir kimse, hiçbir yerde kalıcı olamayacak. Bu otelde, görevli olanın da olmayanın da bir görevi var ya da yok. Görevli görevini yapmıyor, görevli olmayan göreve soyunuyor. Toros'un bu otel yarıçaplı önce ayrı duran ancak sonra birleşmeye yönelen iki alanı var; bir spor salonu çalıştırıcısı ve otelde tanıştığı bir kişisel gelişim 'uzman'ı ile  tanımlanan. Geride bıraktığı karısı, ki annesinin yanında kalıyor, ona bakıyor, annesi ve kız kardeşi de çağrışımlar, üzüntüler, hüzünler yaratmaya devam ediyor bu arada.

Ve aşk!

Aşık olacağı pek beklenmeyen, dahası umulmayan Toros, ateşleniyor.

Takıldığı spor salonunda temizlikçi olarak çalışan Gülümse'ye aşık oluyor ya da öyle sanıyor. Aşk'ı Gülümse ile yaşadığına kendini inandırmak istiyor, kişisel gelişim uzmanına olan homoerotik ilgisini bastırmaya, kendi kendine bile unutturmaya gayretiyle. Olaylar gelişiyor, günahlar artıyor, sonunu söylemeyeceğim, sır olduğundan değil, okunarak tadına varılması gerektiğinden.

Bu arada, Toros'a uzunca bir süre eşlik eden Sorum'dan, görünüp kaybolan Çözüm'den, rahatsız ediciliğiyle Muamma'dan söz etmemek olmaz, hele Çözüm'ün uçuculuğundan. Oysa yakalanması gereken oydu, nerede kaldı o diye soruyor –umut?-, soracaktır –dilek?-, sormalıdır –beklenti?- okur, yoksa yapıtı ıskalamış olur.

Benim Bütün Günahlarım, Bizim Bütün Günahlarımız'a evrildiğinde ve isyan'la, kendine güvenle taçlandığında, Toros'un dönüşmemesi, dönüştürülmemesi, gerilere düşmesi; irkilticiliğiyle, görevini yerine getirmiş demektir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 

On dört yaşındaydım ve hayat, bir deniz yatağında uyumamı emrediyordu. Oysa deniz yatağı, altında deniz olmadan bir çakıl çuvalına benzer. Uyutmaz. Uyutsa da gördüğün rüyayı hatırlatmaz. Latin alfabesini doğduktan ancak dokuz yıl sonra öğrenebilmiş bir çocuğa, eline tesadüfen geçmiş bir romanı okutmaktan başka bir halta yaramaz.

 

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun