Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Siyaset panayırı



Toplam oy: 209
Ercan Kesal
İletişim Yayıncılık
Nasipse Adayız "bir solukta okunacak roman" klişesini hak eden, eğlenceli bir metin. Ercan Kesal usta bir yazar, dikkatli bir gözlemci.

Sistemle bütünleşik siyasi partilerde çalışmak, bu partilerden herhangi bir düzeyde aday adayı olmak her vatandaşın üstesinden gelebileceği bir iş değildir. Siyaset denizindeki o zorlu yolculuğu kısa yoldan aşabilmenin tek bir yolu vardır: Siyasetin sizin ayağınıza gelmesi. Kamuoyunda ismi bilinen, kariyer, şöhret sahibi bir insansanız tepeden inme şansınız olabilir. Aksi takdirde sıradan bir insanın o dünyada yaşayabilmesi, yükselebilmesi pek mümkün değildir. Ya da ancak kişiliğin bu öteki dünyaya uygun olmasıyla, en azından öteki dünyanın gerektirdiği kişiliğe dönüşebilmesiyle mümkün olabilir. Tıpkı bir iş kolu gibidir siyasetin dünyası; kendine özgü kuralları, kurumları, gelenekleri, üsulleri vardır. Bir yaşam biçimidir siyasetle uğraşmak, kimileri için de bir bağımlılık. Defalarca aday olup yenilgiden bıkmayan, her yeni seçimde adaylığını koyan, büyük bir azimle uğraşan insanlar vardır. Kimileri için de ekmek kapısıdır, siyaset meydanına dökülen paralarla geçinirler. Kısacası bir sektördür. Çoğunluğumuz biliriz, hissederiz bu durumu uzaktan. Bir aday adayının, adaylığını koymasından sonra başlayan acımasız bir rekabet süreci vardır; kesenin ağzı sonuna kadar açılmalı, diğer aday adaylarını saf dışı bırakacak her türlü yöntem denenmelidir.

 

Ercan Kesal, kısa romanı Nasipse Adayız’da bu dünyaya sürüklenen Dr. Kemal Güner’in maceralarını anlatıyor bize. Kemal Bey kırk yaşında, yoksul bir semtte yaklaşık yüz kişinin çalıştığı özel bir hastanenin büyük ortağı olan, eşinden boşanmış, yeni uydu kentlerden birinde tek başına yaşayan bir doktordur. Hastanesinin bir gecekondu radyo ile reklam anlaşması vardır. O anlaşma kapsamında söyleşi için gittiği radyoda, radyonun partili yöneticisinden, onun ve arkadaşlarının kendisini ilçe belediye başkanlığı için düşündüklerini, il başkanlığı ve genel merkez düzeyinde “sondaj”a başladıklarını öğrenir. Doktor o anda havaya girmeye başlar. Dönüş yolunda bu haberi özel şoförü Naci’ye söyleme gafletinde bulunur. Daha yirmi dört saat dolmadan hastane çalışanlarından birisi elinde türlü evraklarla kapısına dayanacak, arsa probleminin çözümü için yardım isteyecektir.

 

O günden sonra Kemal Bey’in siyaset panayırındaki türlü maceralarına tanıklık etmeye başlarız. Bu gelişmeyi Lenin’den alıntılarla destekleyen eski arkadaşından sonra, ilk perde il başkanı ve ekibi ile Belgrad Ormanlarındaki tanışma yürüyüşüne açılır. Sonrası akın akın gelir: Bir web sitesi şarttır, elbette o siteyi yapacak eleman da sistemin içinde mevcuttur. Ekip kısa zamanda büyüyecektir: Sosyal medya koordinatörü, asistan, fotoğrafçı, reklamcı, anketçi derken sıra blok oy toparlamak için köy derneklerinin toplantılarına, o toplantılardaki açık artırmalara, düğünlere katılmaya ve haliyle bunlar için alınacak altınlara gelecektir. Siyaset çarkının dişlileri kısa zamanda bütün hızıyla dönmeye başlamıştır; slogan, “Çare Doktor”dur.

 

Web sitesi tasarımında Obama’nın sitesi örnek alındığı ve orada da Obama ile eşi Michelle’in mutlu fotoğrafları bulunduğu için ortaya bir de böyle bir sorun çıkar. Acaba Kemal’in yeniden evlenme durumu var mıdır? Kemal de bu sorunu çözmek için ayrıldığı eşi Figen ile yeniden iletişime geçmeye karar verir. Kemal bu yolda bir tarikat ziyaretinden, “Bir Numara”nın peşinde havaalanı karşılamalarına oradan TBMM’ye kadar sürüklenir...

 

Nasipse Adayız “bir solukta okunacak roman” klişesini hak eden, eğlenceli bir metin. Kesal usta bir yazar, dikkatli bir gözlemci. Diyaloglar, geçişler kusursuz; betimlemeler, detaylar da keza öyle. Bu metin, mizahının yanı sıra sosyolojik bir belge olarak da değerli. Öğretim üyesi olsam, siyaset bilimi derslerinde yardımcı okuma kitabı yapmakta tereddüt etmezdim.

 

 


 

* Görsel: Ali Çetinkaya

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.