Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Siyaset panayırı



Toplam oy: 537
Ercan Kesal
İletişim Yayıncılık
Nasipse Adayız "bir solukta okunacak roman" klişesini hak eden, eğlenceli bir metin. Ercan Kesal usta bir yazar, dikkatli bir gözlemci.

Sistemle bütünleşik siyasi partilerde çalışmak, bu partilerden herhangi bir düzeyde aday adayı olmak her vatandaşın üstesinden gelebileceği bir iş değildir. Siyaset denizindeki o zorlu yolculuğu kısa yoldan aşabilmenin tek bir yolu vardır: Siyasetin sizin ayağınıza gelmesi. Kamuoyunda ismi bilinen, kariyer, şöhret sahibi bir insansanız tepeden inme şansınız olabilir. Aksi takdirde sıradan bir insanın o dünyada yaşayabilmesi, yükselebilmesi pek mümkün değildir. Ya da ancak kişiliğin bu öteki dünyaya uygun olmasıyla, en azından öteki dünyanın gerektirdiği kişiliğe dönüşebilmesiyle mümkün olabilir. Tıpkı bir iş kolu gibidir siyasetin dünyası; kendine özgü kuralları, kurumları, gelenekleri, üsulleri vardır. Bir yaşam biçimidir siyasetle uğraşmak, kimileri için de bir bağımlılık. Defalarca aday olup yenilgiden bıkmayan, her yeni seçimde adaylığını koyan, büyük bir azimle uğraşan insanlar vardır. Kimileri için de ekmek kapısıdır, siyaset meydanına dökülen paralarla geçinirler. Kısacası bir sektördür. Çoğunluğumuz biliriz, hissederiz bu durumu uzaktan. Bir aday adayının, adaylığını koymasından sonra başlayan acımasız bir rekabet süreci vardır; kesenin ağzı sonuna kadar açılmalı, diğer aday adaylarını saf dışı bırakacak her türlü yöntem denenmelidir.

 

Ercan Kesal, kısa romanı Nasipse Adayız’da bu dünyaya sürüklenen Dr. Kemal Güner’in maceralarını anlatıyor bize. Kemal Bey kırk yaşında, yoksul bir semtte yaklaşık yüz kişinin çalıştığı özel bir hastanenin büyük ortağı olan, eşinden boşanmış, yeni uydu kentlerden birinde tek başına yaşayan bir doktordur. Hastanesinin bir gecekondu radyo ile reklam anlaşması vardır. O anlaşma kapsamında söyleşi için gittiği radyoda, radyonun partili yöneticisinden, onun ve arkadaşlarının kendisini ilçe belediye başkanlığı için düşündüklerini, il başkanlığı ve genel merkez düzeyinde “sondaj”a başladıklarını öğrenir. Doktor o anda havaya girmeye başlar. Dönüş yolunda bu haberi özel şoförü Naci’ye söyleme gafletinde bulunur. Daha yirmi dört saat dolmadan hastane çalışanlarından birisi elinde türlü evraklarla kapısına dayanacak, arsa probleminin çözümü için yardım isteyecektir.

 

O günden sonra Kemal Bey’in siyaset panayırındaki türlü maceralarına tanıklık etmeye başlarız. Bu gelişmeyi Lenin’den alıntılarla destekleyen eski arkadaşından sonra, ilk perde il başkanı ve ekibi ile Belgrad Ormanlarındaki tanışma yürüyüşüne açılır. Sonrası akın akın gelir: Bir web sitesi şarttır, elbette o siteyi yapacak eleman da sistemin içinde mevcuttur. Ekip kısa zamanda büyüyecektir: Sosyal medya koordinatörü, asistan, fotoğrafçı, reklamcı, anketçi derken sıra blok oy toparlamak için köy derneklerinin toplantılarına, o toplantılardaki açık artırmalara, düğünlere katılmaya ve haliyle bunlar için alınacak altınlara gelecektir. Siyaset çarkının dişlileri kısa zamanda bütün hızıyla dönmeye başlamıştır; slogan, “Çare Doktor”dur.

 

Web sitesi tasarımında Obama’nın sitesi örnek alındığı ve orada da Obama ile eşi Michelle’in mutlu fotoğrafları bulunduğu için ortaya bir de böyle bir sorun çıkar. Acaba Kemal’in yeniden evlenme durumu var mıdır? Kemal de bu sorunu çözmek için ayrıldığı eşi Figen ile yeniden iletişime geçmeye karar verir. Kemal bu yolda bir tarikat ziyaretinden, “Bir Numara”nın peşinde havaalanı karşılamalarına oradan TBMM’ye kadar sürüklenir...

 

Nasipse Adayız “bir solukta okunacak roman” klişesini hak eden, eğlenceli bir metin. Kesal usta bir yazar, dikkatli bir gözlemci. Diyaloglar, geçişler kusursuz; betimlemeler, detaylar da keza öyle. Bu metin, mizahının yanı sıra sosyolojik bir belge olarak da değerli. Öğretim üyesi olsam, siyaset bilimi derslerinde yardımcı okuma kitabı yapmakta tereddüt etmezdim.

 

 


 

* Görsel: Ali Çetinkaya

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.