Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Sorry: Bir Özür Dileme Projesi



Toplam oy: 1573
Zoran Drvenkar
Doğan Kitapçılık

Sonrasında: Başını, bitirdiğin kitaptan hafifçe kaldırırken göz bebeklerin küçülüyor. Aynaya bakmadığın halde böyle olduğunu biliyorsun. Göz bebeklerine değil de aynaya bakma ihtiyacı hissediyorsun. Ne olur ne olmaz. Kris, Lars, Tamara ve diğerleri gerçekten yaşamadıkları için şükrediyorsun. Yoksa başka isimlerle gerçekten yaşadılar mı?

Arada: Zoran Drvenkar’ın Türkçe’ye çevrilmiş ilk romanı Sorry, Doğan Kitap’tan. Bir özür dileme projesi olan Sorry gerçekten baştan sona iyi düşünülmüş, okuyucunun psikolojisini etkileyecek görseller ve başka numaralarla desteklenmiş bir roman. Kitabın kapağının sade olması, siyah ve kırmızı renklerden ibaret olması, okuyucuya gerilim yüklü bir bilmeceyi çözmesi gerektiğini iletiyor. Çeşitli netliklerde üst üste konmuş sorry yazıları da bir şeylerin yanlış, tam oturmamış olduğunu bilinçaltına aktarıyor. Yanlış dilenmiş bir özür gibi. Yanlış kişiden veya yanlış şekilde dilenmiş bir özür. Kitabın boyutlarının alışılmış kitap boyutlarından biraz farklı olması bile üzerinde düşünülmüş bir olgu. Kitabı okuyan asla tam olarak rahat edemiyor. Her zaman “ters giden bir şeyler var” hissi, kitabı sadece elinizde tuttuğunuzda bile okuyucunun bilinçaltına işleniyor.

Sorry’nin teması suç, suçluluk duygusu ve bedelini ödeyip kurtulmak, arınmak. Vicdanını rahatlatmak. Yaptığınız ufak bir hata yüzünden hayatınız veya bir başkasının hayatı allak bullak olmuş olsaydı, dönüp özür dilemek istemez miydiniz?

Kris, Tamara, Wolf ve Frauke yirmili yaşlarında dört arkadaş. Çalıştıkları işlerde dikiş tutturamıyorlar ama bir şeyin farkına varıyorlar: Başkaları adına özür dileyebiliyorlar. Güzel bir fikir, güzel ve kontra bir reklamcılık anlayışıyla birleşiyor ve voila! Sorry, sizin için eski elemanlarınızdan özür dileyen bir ajans. İlkeli, profesyonel ve saygın. Ta ki özür dilemeleri gereken kişi bir ölü oluncaya dek.

Sorry’i diğer gerilim romanlarından ayıran en önemli unsur yazarın üslubu, konusu veya yarattığı atmosferin okuyucuyu içine çekmesi değil (fakat bu konularda kitabın başarısız olduğunu söylemek büyük bir haksızlık olurdu), Romanın en ufak detayına kadar düşünülmüş tam bir paket olması. Kapak tasarımından, bölüm isimlerine kadar her şey paket içinde çok uyumlu.

Polisiye romanlarında yazarın karşılaştığı en büyük güçlüklerden biri katildir. Çünkü yazar hem katili anlatmak, hem de kitabın sonuna dek katili gizlemek zorundadır. Bu zorlu görevi başaramayan yazarların polisiye kitapları açıkçası pek para etmez. Gerilim romanlarında ise katilin kim olduğunu gizleme sorunu polisiye romanlara görece daha önemsizdir. Gerilim romanlarında atmosfer daha önceliklidir. Bazı usta gerilim yazarları katili (veya kötü adamı) kitabın en başında bile açıklayabilir ve yine de okuyucunun ilgisini ve merakını bir an bile kaybetmez. Bu anlamda Sorry gerek atmosferi, gerek katili, gerek de okuyucuya sunduğu bilmecesiyle bir polisiye romandan daha çok bir gerilim romanı.

Öncesinde: Kitaplarınızı bir bulmaca çözer gibi okumaktan hoşlanıyorsanız; kan, vahşet ve işkence anlatımlarından uzak durmak için elinizden geleni yapıyorsanız bu kitap size göre olmayabilir. Ancak gece uykularınızı kaçıracak kadar gerilim düşkünü bir insansanız Sorry’i kaçırırsanız üzülürsünüz.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Türkçede 2013 yılında yayımlanan Toby’nin Odası kitabıyla tanınan İngiliz yazar Pat Barker, yeni kitabı Kızların Suskunluğu ile ikinci kez Türk okurları selamlıyor. İlyada destanına yeni bir bakış getirdiği Kızların Suskunluğu, feminist yazına katkı niteliği de taşıyor.

Türkiye’de zamanında çokça ilgi gören Texas, Teks, Tommiks (Orijinali Captain Miki) türevi çizgi romanların ülkemizdeki macerasını Sabitfikir’in geçen sayısındaki dosya içerisinde kısaca özetlemeye çalışmıştık (“Türkiye’de Çizgi Romanın Yeniden Yükselişi”, Sabitfikir #114, 2020).

Yazarların ve sinemacıların birbirleriyle mektuplaşmalarının kitaplaşmasına aşinayız. Karantina Günlerinde Evin E-Hali de böyle bir kitap, yazışmalardan ortaya çıkmış. Ama gerekçesi fazlasıyla kendisine has. Fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı, biraz anlatabilir misiniz?

 

Sütçü, topluluk içinde dönüp dolaşan bir dedikodunun romanı. Ortada bir gerçek yok, sadece, o gerçeğin üstüne konuşulanlar var ve bir süre sonra, toplumun tüm üyeleri, bu dedikodunun gerçek olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

 

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.