Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Ters köşeye yatıran masallar



Toplam oy: 6
Anonim
Can Çocuk Yayınları

Anneannesinin Ermeni olduğu gerçeğini yıllar sonra öğrenen avukat Fethiye Çetin, bu gerçek yaşam öyküsü üzerine kurduğu anlatısı Anneannem’de, anneannesi Seher’in –asıl adıyla Heranuş’un- torunlarına anlattığı bir Ermeni masalını aktarır. Çocukluğunda sürekli tekrarlanan bu masal, Pizez Bacı’nın masalıdır ve Çetin’in düştüğü nota göre Ermenice bir kelime olan Pizez, kın kanatlı sinek cinsleri için kullanılır.

Fethiye Çetin’e ait bu anıyı okuduğumda, Ermeni olduğunu cümle alemden saklamak zorunda olan anneannenin kendi kültüründen izleri nasıl sakladığını ve bunları ister istemez torunlarna da taşıdığını acıyla düşünmüştüm. Tam da saklı, gizli kalması sebebiyle masallarına sahip çıkmış, kendi anlatılarına, kendi ufak tefek geleneklerine, deyişlerine bir yerinden tutunmuşlardı. Belki de ezildikleri, oradan oraya savruldukları, yersiz yurtsuz ve dilsiz bırakıldıkları için belleklerine sahip çıkmaya, masallarla avunmaya ve avutmaya daha fazla ihtiyaç duymuşlardı. Oysa ben çocukluğumda bana anlatılanlar arasında, bize ait sayılabilecek bir iki yarım yamalak keloğlan masalının yanında Andersen masallarından ötesini çok da hatırlamıyordum.

 

Fethiye Çetin’in çocukluk masalı Pizez Bacı’dan sonra Can Çocuk tarafından hazırlanan Ermeni Masalları kitabı, bu düşüncelerin bir kere daha kafamdan geçmesine sebep oldu. Anadolu’nun bir mozaik olduğu, Kürt, Laz ya da Ermeni’yle ortak bir kültüre sahip olduğumuz yalanı tekrarlanıp duruyordu da ne diye onların diline, sözüne geleneğine yasaklar konuyordu. Çocukluğumdan hatırladığım herhangi bir Anadolu masalı, Ermeni masalı ya da Kürt söylencesi yani bu topraklara, bu coğrafyaya özgü masallar, anlatılar yok. Belki onlara yasaklar getirilirken, gerçekten anlatıların pek çoğunda ortaklıklar olması, kültürdaşlık olması nedeniyle biz masallarımızı toptan reddettik, unuttuk. Bu nedenle çocukluğumda erişemediğim halk masallarına, çocukluktan çıkıp da bunlara bir yerlerde rastladıkça sokulmak istedim. Ermeni Masalları kitabı hem bu nedenle hem de birilerinin bu masallara sahip çıkmasının sevinciyle ilgimi çekti. Masalları okudukça bize çocukken anlatılan Nasreddin Hoca hikayeleriyle –ki bunlar da aslında bize değiştirilerek sunulmuştu- ve başka yerlerde, başka geleneklere özgü masallarla benzeşmekte olduklarını gördüm. Sözgelimi, “Başkasının Malı” başlıklı masalın Nasreddin Hoca’nın “kazan öldü/doğurdu” fıkrasıyla yakındı/benzerdi. Komşusuna baltasını emanet eden fakir adamın, komşusu tarafından “baltanı kedi yedi” açıklamasıyla kandırılması ve adamın baltasını geri alamaması Nasreddin Hoca’nın kazan öldü açıklamasıyla kazanı vermemesini çağrıştırıyordu. Aynı şekilde başına gelen felaket yüzünden bir şatoda mahsur kalan ancak burada yedi yıl sabırla yaralı bir delikanlının başucunda beklemesine rağmen cadının entrikaları yüzünden haksızlığa uğrayan kızı anlatan masalın daha uzun ve çetrefilli bir versiyonu, yakın zaman önce basılan, Dersim 38 üzerine kurulmuş Gece Kelebeği romanında da anlatılıyordu. Bu coğrafyadan beslendiği/yaşadığı öne sürülen insanların anlattıklarının, inandıklarının benzer olması da şaşırtıcı değil aslında.

 

Feyza Zaim tarafından hazırlanan kitabın başına bu masalların, önemli bir Ermeni cemaatinin yaşadığı Muş vilayetinde, Sahag Movsisyan tarafından 20. yüzyılın başlarında derlendiği not düşülmüş. Hayal gücünü sınırlamayan, sade karakalem resimlerin eşlik ettiği bu masalların yalnızca çocuklara değil büyüklere de hitap ettiğini söylemeye gerek yok. Çocuklara kıssadan hissesini incelikle veren bu masallar büyüklere anlatıldığında da aynı inceliği koruyabiliyor. “Kör Talih” adlı masalsa bunu oldukça güzel örnekliyor. Bu masalda bereket tanrısı Demeter tarafından korunup kollandığı için bolluk içinde yaşamaya başlayan bir adamın ailesi anlatılıyor. Bu bolluk sayesinde evlerinde sıkıntı çekmeden yaşayan aile için geriye tek bir dert kalıyor ki o da oğullarının evlilikleri. Çünkü babaları evlenme çağına gelen büyük oğlanın evleneceği, yabancı aileden gelen kızın bu evin alışkanlıklarına uymamasından ve evdeki huzuru bozma ihtimalinden ötürü kaygılanıyor. Ancak sonunda bir kız bulup oğlanı evlendiriyorlar. Yeni gelinin iyi huyları adamın içini rahatlatıyor ve kız evin düzenine hemen alışıyor. Ancak bu huzur fazla uzun sürmüyor. Çünkü bir sabah evin hanımı kilerdeki erzağın bir kısmının eksilmiş, bir kısmının bitmiş olduğunu görüyor. Bunun bir hırsızın işi olmadığını anlıyor ama ne olabileceğine anlam veremiyorlar. Sonunda adam, evin dışındaki ayak izlerini takip ederek bu işi yapanı yakalıyor ve bu insandan farklı varlığın bir canavar olduğunu düşünüp ona kimin nesi olduğunu sorduğunda karşısındaki varlık, “ben evinin talihiyim” diye cevap veriyor. Bakın Talih’in sözlerinin bundan sonrası masalda şöyle anlatılıyor: “ Seni terk ediyorum, çünkü gelinin senden habersiz un aşırıp, ailesine gönderdi. Bu durum kızdırdı beni; çünkü sen gelinin derdine kayıtsız kaldın. Kendisi varlık içinde yaşarken ailesinin yoksulluğunu içine sindiremiyordu. Sorsaydın, söylerdi. Unu senden izinsiz almazdı. Evini terk ediyorum gidip başkalarına sunacağım fırsatlarımı.”

 

Bu masal, kahramanını da okuyanı da ters köşeye yatırması açısından manidar. Bizler tam da adamın gelinini suçlamaya, eve gelen “yabancı”ya güvenmemeye hazırken, masaldaki Talih, bizleri de masalın kahramanı adamı da utandırıyor. Böylece, karşımızdakinden “yabancı” diye şüphe etmek, ona tedirginlikle yaklaşmak yerine, incelikle onun derdini sormak, anlamak, almak gerektiği hem küçüklere hem de büyüklere bir masal içinde, didaktik mesajlarla süslenmeden ustaca sezdiriliyor.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun