Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Terskarga



Toplam oy: 28

Bir yılın daha sonuna geldik. Ahmed Arif’in “Asfalttan yürüsün aralık / Sevmem, netameli aydır” dediği aydayız. Ama mevsimlerin ayarı sanırım daha kaçmamıştı o zamanlar. Bu yazı yazıldığında hâlâ kısa kollularla dolaşıyorduk mesela. Aralık denildiğinde kar gelmez miydi aklımıza eskiden? O zaman sıcak iklimlerden Brezilya’ya uzanalım biraz… Edebiyatın dışından bir örnekle röveşata çekelim soğuklara… Bir futbol filozofu olarak tanınan efsanevi, ‘doktor’ lakaplı Sokrates’in “Takımım Corinthians’ın şampiyon olduğu bir pazar günü ölmek istiyorum” şeklindeki dileği gerçekleşmişti yıllar önce... Gerçekten de aralık ayının bir pazar günü, Corinthians, altı yıl aradan sonra ilk şampiyonluğuna ulaşırken, efsanevi isim karşılaşmaya saatler kala yaşama gözlerini yummuştu. Aralık denildiğinde nedense aklıma bu olay gelir. Alakasız durmasın! Aksine, bunca alakasız konuları birbirine bağlayabiliyorsak bunda bilgiye kolay ulaşabilir olmamızın büyük etkisi var. Ama…

Malum, internetin hayatımıza girmesiyle bilgiye daha kolay ulaşır olduk fakat peki ya bilgi kirliliği? Bir söz hem Mevlana’ya hem de Che’ye ait olabilir mi? Oluyor! Kopyala yapıştır yöntemiyle, üzerine hiç düşünmeden, söylenenin olduğu gibi kabul edildiği zamanlardan geçiyoruz. Bundan yıllar önce, Mimar Sinan’ın 400 yıl önce yaptığı bir cami hakkında bir bilgi çıkmıştı. Üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen ara ara ısıtılıp, önümüze konmaya devam eden bilgiye göre Şehzadepaşa Camii’nin 400 yıl sonra elden geçmesinin gerekeceğini bilen Sinan, yapının bir yerine cam bir şişe içine restorasyonlarla ilgili bilgi yazmıştır. Bunu bulduğu iddia edilen mühendislerin konu hakkında açıklamalarını her yerde okuyabilirsiniz! Benim takıldığım nokta hikâyenin gerçek olup olmaması değil. Üzerine birçok şey okuduk zaten! Hiç sorgulanmaması… Öyle bir cami var mı? Bunu gören kim? Öyle cam bir şişe içinde bir şey olsa her yerde çarşaf çarşaf gösterilmez miydi ki, içtiğin kahveyi bile sekiz milyon kere paylaştığın bir zamanda! Tamam, ecdadını sev, onlarla gurur duy ama biraz da sorgula değil mi?
Alıntıları seviyoruz, sevmesek bu kadar hayatımızın içinde olmazlardı herhalde diyorum. Bir cümleyle uzun uzun anlatılması gerekeni gözümüze soktukları için belki de, kim bilir?

Kitaplardan
“Gençliğiniz haram olmuş desenize,” dedim.
Çok şaşırdı, çevresine siyah, kalın sürmeler
çektiği gözleri iri iri açıldı:
“İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik
neye yarar?” dedi.
Saçma sözler ettim, ne inandığım ne inanmadığım
sözler; tatmadığı bir duygu hakkında
akıl yürütmeye kalkışan zavallı bir adamın
acınası çabası.
“Ama sonunda kaybeden siz olmuşsunuz.”
“Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir
dünyada?”
“Ama kucağında bir kucak korla kalan siz
olmuşsunuz.”
“İyi ya, boş değildi kucağım.”
“Ama yandınız, kül oldunuz.”
“Ama vardım, kül bunun kanıtı.”
Suzan Defter / Ayfer Tunç
Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Tolstoy’un Bilgelik Takvimi’ne bir göz atmanı öneririm: “Burada bir araya getirilmiş olan düşünceleri çok sayıda eser ve koleksiyondan aldım. Her birinin sahibini altında belirttim. Ancak alıntıyı yaptığım kaynak, kitap veya eser adına yer vermedim. Kimi durumlarda, orijinal kaynaktan doğrudan çevirmek yerine, söz konusu fikirlerle ilk kez tanıştığım dile yapılmış tercümelerden Rusçaya çevirdim. Bu nedenle, bazen yaptığım çeviriler orijinallerinin tıpkısı olmamış olabilir. Alman, Fransız veya İtalyan düşünürlerden fikirler tercüme ettiğimde, orijinale tam olarak sadık kalmayıp, genellikle sözü kısalttım ve anlaması daha kolay bir hale getirdim, bazı kelimeleri ise bilerek ihmal ettim. Şu halde, okuyucular, okudukları herhangi bir alıntının Pascal veya Rousseau’nun olmadığını söyleyebilirler, ama bana kalırsa, bu kişilerin düşüncelerini farklı bir şekilde aktarmada herhangi bir yanlış yoktur.” Her güne beş söz ekseninde ilerleyen kitabında kendi düşünceleriyle yön verdiği cümleler ve konu hakkında belirttiği açıklamalar, yol gösterici… Alıntıları yaptığı kişi ya da kitabın kendisini belirttiği gibi konu hakkındaki kendi özlü sözünü de yaratmış. Ve tabii kendine verdiği öğütler: “Anlık haberler ve niteliksiz bilgiler enerjimi emiyor.” “Faydasız ya da sıradan çok şey bilmektense iyi ve gerçek birkaç şeyi bilmek daha evladır.”
Hangi kaynaktan / eserden alındığı belli olmayan alıntılara karşı olmakla birlikte denemeler şeklinde de düşünülecek konulardaki alıntılarla iyilik, kötülük vb. konularında bir deneme kitabı sayılabilir.
Okumak güzeldir ama sorguluyorsan! İşimize geldiği gibi değil, işe yarar mı diye kontrol etmek lazım. Bir filmin sonunda, kahramanların kavuşmasını dilemek gibi bir şey değil bu… Kavuşurlarsa tabii güzel olur, sen bakma ben bir kargayım belki ama duygusal bir filme dayanamam! Ama gerçeğin peşinden de ayrılmamak lazım…
Son Mektup – Önemli Şahsiyetlerden
Son Sözler Antolojisi

Hızın bu kadar bizleri esir almadığı zamanlarda mektup vardı! “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden…” Sonra e-mail, WhatsApp derken sanırım bir yerde kaybolduk. Mektuplaşmalardan gelen lezzeti de unuttuk. Düşünsene; durarak, üzerine bolca düşünerek yazıyorduk.

Oturduğun yerden yazıyordun belki yine ama göndermek için illa evden çıkman gerekiyordu. Ne zaman ulaşırdı, kimin eline geçerdi, tepkisi ne olurdu bekle ki bekle…

Bununla ilgi çok güzel bir çalışma yapılmış. 6 bölüme ayrılmış kitapta 68 ‘önemli’ şahsiyetin mektubu var. Hem de ölmeden önce yazılanlar… İnsan ‘son’ halini hisseder mi, hissederse ne yazar… Ölüme ramak kala, beklenmedik ölümler, arzulanan ölümler, sahte vedalar, idam sehpasına giderken ve vasiyet bırakılan mektuplar… İlgiyle okunan ve sanki mutlaka durup düşünmek için yazılmış gibi…

Son Mektup – Önemli Şahsiyetlerden Son Sözler Antolojisi, Hüseyin Can Akyıldız tarafından Türkçeye çevrilmiş ve Sel Yayıncılık’tan çıkan kitap…

“Sanırım yaşamak da güzel ölmek de, layığıyla yaşayıp ölmek en güzeli.” / George Sand

“Sevgili dost, yaşadığınız gerçek bir üzüntü. Nitekim karşılıklı olarak birbirimizi üzeceğe benziyoruz. Sizden ayrıldım ama ihtiyarlığım hâlâ benimle. Sizinki de sizinle.” / François Guizot

Ve 36 yaşında intihar eden Vladimir Mayakovski’nin son sözleri: “Hayatın akışı parçaladı, aşkın kayığını. Hayattan bir alıp vereceğim yok artık.” Gerisi… Al, oku, dünyanı değiştir!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neil Gaiman’ın çağımızın hikâye anlatıcıları için bir tür süperstar olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz. En azından konu fantastik kurgu olduğunda türün pek çok gediklisi bu tanıma itiraz etmeyecektir.

Hollandalı Rönesans ressamı Pieter Bruegel; hayatı boyunca yer yer karanlık, düşündürücü ve etkileyici işleriyle öne çıkan, sanat tarihinde oldukça önemli yer edinmiş, usta diye addedilen bir isim. Çalışmaları arasında, zamanın ve mekânın ötesine geçen, günümüzde hâlâ adından söz ettiren birçok resim var ve bunlar edebiyattan sinemaya birçok eserin de esin kaynağı oldu.

 

“Velhasıl, diyeceğim o ki Tanrı’nın oğlunun ete kemiğe bürünmesindeki bereketin üstünden bin üç yüz kırk sekiz sene geçtikten sonra, İtalya’nın diğer tüm güzelliklerini gölgesinde bırakan muhteşem Floransa’ya ölümcül veba çıkageldi.”

 

Connell fakir bir genç. Üstelik annesi hoşlandığı kadının, Marianne’in evinde çalışıyor. Connell’ın Marianne’le ilişkisi, Connell’ın kendi kendine koyduğu yasaklarla sınırlandırılmış durumda; çünkü Connell,–Y kuşağının asla izlemediği– olasılıkla ailesinin evinde rastladığı, soap-opera’lardan gördüğü kahramanlardan öğrendiklerini tekrarlıyor.

“Her yerde olduğu gibi Fransa’da da bir artistin eserleri Bila kaydü şart hürmet görmesi için vefat etmiş olması lazımdır” diyor Fikret Mualla, Semiha Berksoy’a yazdığı bir mektupta.

 

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.