Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Toplama Kampı Falan Yok!



Toplam oy: 8
Amerika’ya Tuzak kitabında Philip Roth, kötülükle yüzleşememe, ona inanamama nosyonu üzerine kuruyor romanını. Kötülükle yüzleşemeyen karakterlerden birinin verdiği tepki, gördüklerine rağmen yaşanmış olana inanmayan, inanamayan insanların verdiği tepkiye ne çok benziyor: “Ne toplama kampı ya? Toplama kampı falan yok! Her kelimesi yalan, saçmalık!”

“Hakikatin yalan, yalanın da hakikat gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi.” 

-Theodor Adorno

 

2004 yılında yayınlanan Amerika’ya Tuzak, 1940 başkanlık seçimlerini Franklin D. Roosevelt yerine Charles Lindbergh adlı bir uçak pilotunun kazanmasını konu alıyor. Kurmaca bir karakter değil Lindbergh; Hitler’e “büyük adam” diyen Nazi sempatizanı bir kahraman. Ailesiyle yaşamını sürdürdüğü evde çocuğu kaçırılıp öldürülen Lindbergh, dönem Amerika’sına damga vurmuş ve bu kaçırılma kendisine büyük sempati duyulmasına yol açmış. İşte Roth buradan yola çıkıyor; çocuğu öldürülen ve herkesin acıdığı Nazi sempatizanı bu pilot, ABD başkanlık seçimlerine girseydi ve Franklin D. Roosevelt yerine Charles Lindbergh seçilseydi, ABD’yi nasıl bir gelecek beklerdi?

 

 

Amerika’ya Tuzak alternatif bir tarih yazımı. Roth, kitabında kötülüğü bir savaş sonrası yıkımı anlatır gibi anlatmıyor. Günbegün ilerleyen, toplumun her kesimine sirayet eden bir ırkçılık virüsünden söz ediyor. Bir toplumun içine sızan ve her an ortaya çıkmak için teyakkuzda bekleyen bir kötülük nosyonundan söz ediyor aslında; yönlendirilmeye hazır kitleler, “kötü” bir başkan tarafından inanması imkânsız bir nihai sona doğru yönlendirilir. Karşı karşıya kalınan kötülük o kadar aşırıdır ki inanılması mümkün değildir. Burada Arendt’e dönmeli; soykırıma dair karşı karşıya kaldıkları kötülüğü Günter Gaus’a şu sözlerle aktarır: “Nihai olan 1933 yılı değildi. En azından benim için. Nihai olan Auschwitz’i duyduğumuz tarihti. 1943. Kocam ve ben Nazilerin her şeyi yapabileceğini düşünüyorduk ama inanmadık. (...) Eşim bu kadar aptal olma, her şeye inanıyorsun dedi. Altı ay sonraysa hepimiz inandık. Kanıtımız vardı. İşte gerçek şok buydu.”
Her şeyin yanında, cenazelere yapılan muameleyi kastediyordu Arendt. Bir insan için bu denli kötülükle yüzleşebilmenin ne kadar zor olduğundan söz ediyordu. Roth, tam da bu kötülükle yüzleşememe, ona inanamama nosyonu üzerine kuruyor romanını. Kötülükle yüzleşemeyen karakterlerden birinin verdiği tepki, gördüklerine rağmen yaşanmış olana inanmayan, inanamayan insanların verdiği tepkiye ne çok benziyor: “Ne toplama kampı ya? Toplama kampı falan yok! Her kelimesi yalan, saçmalık!”
Kötülüğe giden yol
Roth, kitabında sadece Nazilerin kötülüklerine değinmiyor. Kendi cemaatine de şedit eleştiriler yöneltiyor. Haham Bengelsdorf karakteri, Nazi ABD başkanını destekleyen figürlerden. Kendi insanının yok oluşuna giden yola taşları döşeyen bir haham karakteri kulağa tuhaf geliyor olabilir. Roth, burada Nazilerin soykırımıyla bir alegori kuruyor olmalı. Kötülüğün Sıradanlığı kitabında, Yahudi liderlere değinen Arendt’i hatırlamakta fayda var: “Yahudiler yönetim ve güvenlikle ilgili işlere yardım etmeseydi (...) -Berlin’de toplama noktalarına gitmeyen Yahudileri yakalama görevini sadece Yahudilerden oluşan bir polis gücü yerine getirdi- ya tam bir kaos yaşanırdı ya da Almanların ihtiyaç duyduğu işgücü tükenirdi. (...) Bir Yahudi’nin gözünde, Yahudi liderlerin kendi insanlarının imhasında oynadıkları rol, bu baştan sona karanlık hikâyenin şüphesiz en karanlık bölümüdür.”
Philip Roth, her halükârda kötülüğe giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğunu anlatıyor Amerika’ya Tuzak kitabında. Amerika’ya Tuzak, yılın en iyi kitaplarından; bunda çevirmen Merve Sevtap Ilgın’ın hakkını da teslim etmek gerek.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ali Işık üçüncü öykü kitabını neşretti: Uzaklık Yaralar. Özellikle ikincisine göre bu kitabının postmodern uygulamalar anlamında daha “seyrelmiş” olduğunu gördüm. Görece daha serbest, daha sade bir anlatıma sahip Uzaklık Yaralar.

 

Yayın dünyasıyla ilişkiniz nasıl başladı?

 

İlk, orta, lise, üniversite eğitim hayatımızın kaçınılmaz bir parçasıdır tarih. Zaten Türk olanın, Türkiye’de yaşayanın öyle ya da böyle tarih bahsi, tarih bilinci ya da tarih tartışması içermeyen bir hayatı olabilir mi?

Köpekler İçin Gece Müziği’nin ilk baskısı Can Yayınları arasından 2014’te çıkmış. Yeni baskısıysa, Ocak 2020’de Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Bu arada üç baskı yapmış kitap. Faruk Duman dikkat çeken bir romancı… Köpekler İçin Gece Müziği’nin okuyucu üzerinde negatif etkiye neden olduğu söylenebilir. Roman bitince okuyucu merak içinde kalıyor. Bu arada epey hırpalandığını da düşünüyor.

Doksanlı yıllarda şiir hakkında yaptığım okumalarda “imge” kavramı farklı bağlamlarda o kadar çok karşıma çıkmıştı ki 2000’lerin başında bir arkadaşım bana “İmge nedir?” diye sorduğunda “Bilmiyorum” demekten başka çarem kalmamıştı. İmge, simge, eğretileme kavramlarının birbirleri yerlerine kullanımına çok şahit olmuştum mesela.

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta