Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Uğursuzluklarla örülü dünyanın romanı



Toplam oy: 631
Mehmet Eroğlu
İletişim Yayıncılık
Mermer Köşk, Demir ailesinin çalkantılı tarihine ışık tutuyor. Başta baba Hasan, anne Neslihan ve amca İsmail Demir’den müteşekkil Demir ailesi, romandaki karşılıklı/karşılıksız aşk üçgeninde kendine yer bulan kızları Öykü ve Ezgi ile tamamlanıyor.

Mehmet Eroğlu’nun son kitabı Mermer Köşk, her kelimesine kötücül bir dünyanın işlendiği tutkulu bir aşkı anlatıyor. Eski zamanları andıran ancak “modern” atmosferiyle, “aşka düşmenin” yarattığı umarsız acıyı ve sürekli çalmakta olan tehlike çanlarını betimliyor.

Son olarak, kendisiyle yapılmış söyleşi ve romanlarından alıntılanan cümleleri içeren Edebi Aforizmalar adlı kitabını okuduğumuz Mehmet Eroğlu, yeni romanı Mermer Köşk’te, tüm duygulara hitap edecek biçimde kurguladığı bir aşk serüvenini anlatıyor. Toplumsal ve sosyo-ekonomik bir eleştirinin el kitabı olarak da nitelendirilebilecek bu roman; “cemiyet hayatı”nın irite edici yönlerine, toplumda yer edinip kanaat önderi olmanın etiket üzerine kurulu bağına ve duyguların körelmesine varacak denli bir bozulmanın maddiyatla olan ilişkisine bir aşk hikayesinin penceresinden bakıyor.

Mermer Köşk, Demir ailesinin çalkantılı tarihine ışık tutuyor. Başta baba Hasan, anne Neslihan ve amca İsmail Demir’den müteşekkil Demir ailesi, romandaki karşılıklı/karşılıksız aşk üçgeninde kendine yer bulan kızları Öykü ve Ezgi ile tamamlanıyor.

Romana adını veren Mermer Köşk, romanın ana mekanını oluşturuyor. Köşkün içerisinde yer alan ve romandaki ana karakterlerden biri olan Neslihan Demir’in saplantılı bir şekilde bağlı olduğu, romanın gelişiminde de büyük bir rol oynayan bahçe de, romanın mikro mekanlarından biri. Bu mekanlar çerçevesinde İsmail Demir’in kendisine mesken tuttuğu, aileden soyutlanmasını sağlayan ev önemli… Nitekim İsmail Demir’i şeytani özelliklere yaklaştırıp, onun aileden uzaklaşmasını sağlayan bu mekan, aynı zamanda başlayacak olan iç savaşın diğer cephesini oluşturuyor.

Roman, ailenin biricik kızı Öykü Demir’le başlıyor. Ailenin iki kızından biri olan Öykü, anne ve babasının her daim üzerine titrediği, gelecekte kendisinden çok şey beklediği, ancak değişken karakterinden dolayı ailesine karşı sorumluluklarını pek yerine getirememiş biri. Kardeşi Ezgi ise, ablası ile tamamen zıt karaktere sahip, engelli olması sebebiyle de kendisini ailenin dışında konumlandıran, sarkastik ve uçarı bir tip. En başta bu iki kardeş arasında başlayıp sonrasında ailenin geri kalanına sirayet eden cepheleşme, romanın esas karakteri Uğur’un hayatlarına dahil olmasıyla geri dönülemez bir yola giriyor. Uğur, yoksulluk ve zorluklarla bezeli bir hayata sahip, deyim yerindeyse feleğin çemberinden geçmiş biri. Karmaşık ailevi sorunları ve gönül dünyasında yaşanan devinimler eşliğinde yaşayıp giderken yolu Demir ailesinin köşküne düşüyor. Uğur ve Öykü’nün (dolayısıyla Demir ailesinin) yollarının kesişmesi, üstünkörü bir bakış açısıyla, Yeşilçam filmlerinde de sıkça işlenen zengin kız-fakir oğlan durumundan ziyade, maddiyat-maneviyat sorgulamalarına, toplumsal statülerin çarpışmasına ve toplumsal aidiyet hissinin tasvirine uzanan bir çözümlemeyi beraberinde getiriyor. Az ile yetinmekle çok olanla yetinememenin, para ile saadetin, hisse senetleriyle aşk mektuplarının çarpışmasının sebep olduğu tahrip edici bir aşkı anlatıyor bu roman.

 

İmkansızın kıyısında seyreden aşk

 


Romanı salt bir aşk hikayesi olarak sunmak haksızlık olacaktır. İşin eleştirel bir boyutu da var. Bu eleştirel boyutun merkezini, Öykü ile Uğur arasındaki sosyo-ekonomik ve toplumsal farklarla birlikte, Öykü ile kardeşi Ezgi arasındaki karakteristik farklar da oluşturuyor. Şirketler, köşkler, ihaleler ve skandallarla bezeli yüksek sosyete hayatına dair nitelikli çıkarımlar, Uğur’un mensup olduğu kenar mahalle dünyasına dair zıt tahlillerin birleşimiyle, ikili arasında filizlenen aşkın bir yandan sönmesine, diğer yandan nüksetmesine dair emareleri sivri bir dille aktarıyor.


Mermer Köşk, eski zamanlardaymışız hissi veren bir dil ile başlayıp modern zamana evrilen, günümüzün siyasi atmosferini de yansıtan bir roman. Ego savaşlarına, rant sevdasına düşmüşlere bir eleştiri, aşkı çevreleyen "fena" unsurları resmeden bir tablo; aynı zamanda farklı senaryoları içeren sürpriz sonuyla şaşırtan bir metin.

 

 

 


 

 


Görsel: Nora Yeksek

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neil Gaiman’ın çağımızın hikâye anlatıcıları için bir tür süperstar olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz. En azından konu fantastik kurgu olduğunda türün pek çok gediklisi bu tanıma itiraz etmeyecektir.

Hollandalı Rönesans ressamı Pieter Bruegel; hayatı boyunca yer yer karanlık, düşündürücü ve etkileyici işleriyle öne çıkan, sanat tarihinde oldukça önemli yer edinmiş, usta diye addedilen bir isim. Çalışmaları arasında, zamanın ve mekânın ötesine geçen, günümüzde hâlâ adından söz ettiren birçok resim var ve bunlar edebiyattan sinemaya birçok eserin de esin kaynağı oldu.

 

“Velhasıl, diyeceğim o ki Tanrı’nın oğlunun ete kemiğe bürünmesindeki bereketin üstünden bin üç yüz kırk sekiz sene geçtikten sonra, İtalya’nın diğer tüm güzelliklerini gölgesinde bırakan muhteşem Floransa’ya ölümcül veba çıkageldi.”

 

Connell fakir bir genç. Üstelik annesi hoşlandığı kadının, Marianne’in evinde çalışıyor. Connell’ın Marianne’le ilişkisi, Connell’ın kendi kendine koyduğu yasaklarla sınırlandırılmış durumda; çünkü Connell,–Y kuşağının asla izlemediği– olasılıkla ailesinin evinde rastladığı, soap-opera’lardan gördüğü kahramanlardan öğrendiklerini tekrarlıyor.

“Her yerde olduğu gibi Fransa’da da bir artistin eserleri Bila kaydü şart hürmet görmesi için vefat etmiş olması lazımdır” diyor Fikret Mualla, Semiha Berksoy’a yazdığı bir mektupta.

 

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.