Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Üzüntüyle değil, öfkeyle yaşamak



Toplam oy: 77
Zülfü Livaneli
Karakarga
Vefatından birkaç yıl önce Kayseri’yi ziyaret etmek, memleketini görmek bir şekilde annesiyle iletişime geçmek istiyor Elia Kazan, Livaneli bu yolculukta ona eşlik ediyor.

Dünya dönmeye devam ettikçe bazı kelimelerin insanın yüreğine koyduğu o sızı asla bitmeyecek; bugün bile dilimizde acısıyla duran o kelimelerden biri “sürgün.” Gidilen yer, insanın hayatını devam ettirdiği koşullar, kurduğu düzen, başına gelen iyi şeyler, peşi sıra yürüyen şans, her şeyin yolunda gittiğini ve artık hayatın iyi ve stabil olduğunu düşünsek dahi sürgün, sürgündür. Bir kere sürülen yersiz yurtsuz kalmıştır artık, ne sıla bilinir ne de gurbet. O iç sızısıyla günler, aylar, yıllar, koca bir ömür geçer. Aidiyet duygusu bir kere yitirilmeyegörsün, insan her daim bir misafir iğretiliğinde yaşamaya devam eder.

 

Elia Kazan/Elias Kazancıoğlu’nun hayat hikayesi de bu sürgün hikayelerinden biri. Zülfü Livaneli dostu yönetmen ve yazar Elia Kazan’ın hikayesini Elia ile Yolculuk kitabıyla anlatmış. Bu kısacık kitapla Elia Kazan’ın hikayesini anlatırken bir sürü tarihi bilgiyi de aktarıyor Zülfü Livaneli.

Kayseri Germir kökenli, İstanbul doğumlu Rum bir ailenin oğlu 1909 doğumlu Elia Kazan. Dört yaşındayken ailesiyle birlikte doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalıyor ve New York’a göç ediyor. Sonra öğrenim hayatını Yale Üniversitesi’nde tiyatro öğrenimi görerek tamamlıyor. Pek çok ünlü yazarın oyunlarının yönetmeni oluyor, bizim sadece namlarını duyduğumuz oyuncularla ahbaplık ediyor. Filmler çekiyor, kitaplar yazıyor. Oscar Ödülü dahil olmak üzere pek çok ödül alıyor. Bütün yaptıkları ve başarıları, 1952 yılında McCarthy döneminde Amerika Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi (HUAC) tarafından yargılandığı zaman verdiği ifade nedeniyle aldığı tepkiler her daim takip ediyor. Kazan, hayatında yaptığı ve kimsenin canını yakmadığını belirttiği tek hata nedeniyle hep şiddetli eleştirilere maruz kalıyor. Sadece çevresi tarafından eleştirilmekle kalmıyor, kendi kendini de eleştiriyor; tiyatrodan ve sinemadan uzaklaşarak yazarlığa yoğunlaşıyor.

 

 

 

“Bu tiple mi sinemacı olacaksın?”

 

Babası tarafından, “Bu tiple mi sinemacı olacaksın?” denerek azarlanan Kazan, sinemaya Marlon Brando, Anthony Quinn gibi isimleri kazandırıyor. Âşık olmasa dahi Marilyn Monroe ile aşk yaşıyor. Amerika Amerika filmi Kazan’ın en otobiyografik filmlerinden biri, daha sonra Uzlaşma adında bir kitapla anılarını ve kendi hikayesini anlatıyor.

 

2003 yılında 94 yaşındayken vefat ediyor Elia Kazan. Vefat etmeden bir süre önce Türkiye’ye gelip Livaneli ile birlikte Kayseri’ye gitmiş. Livaneli, Elia ile Yolculuk kitabında Elia Kazan ile olan arkadaşlıklarını ve Kayseri’ye yaptıkları işte bu yolculuğu anlatıyor. Bir belgesel, anı kitabı Elia ile Yolculuk; hem Livaneli’nin hayatından, hem Kazan’ın hayatından kesitleri ve arkadaşlığı anlatıyor. Elia Kazan’ı bir siyasetçi ya da bir sanatçı olmaktan ziyade bir arkadaşı olarak anlatıyor Livaneli. Yaptığı işlerden, dostlarından bahsetse dahi kadınlarla olan bazı arkadaşlıklarının dışında mahremine girmiyor. Bir hatanın nasıl bir ömre bedel olduğundan bahsediyor. Elia Kazan’ın deyimiyle üzüntüyle değil öfkeyle yaşayan, hayatla ve kendiyle sürekli kavga eden bir insanın portresini çiziyor.

 

 

 


 

 

 

Çizimler: M. K. Perker (kitaptan)

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Britanyalı yazar Kazuo Ishiguro, Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasının ardından yaptığı konuşmada edebiyata dair evrensel fikirlerini birkaç cümlede, peş peşe sıralamıştı. Şimdiye kadar “büyük yazarlar”ın yaptığı gibi, edebiyatın geleceği için kimsenin itiraz etmeye yeltenmeyeceği ve söz söyleyemeyeceği Dostoyevski, Borges, Camus gibi yazarlara sığınmadı.

John Le Carré –Türkçeye ilk kez çevrilen– Cinayetin Parıltısı romanını şu sözlerle tanımlıyor: "Acımasız ve aynı zamanda gülünç bir sosyal yaklaşımın gölgesinde kalmış, kusurlu bir polisiye roman." Bu açıklama, ilk basım yılı 1962 olan romanın arka sayfalarına 1989’da eklenen sonsözden. Bir romanın bitiminde bir “sonsöz”e rastlamak şaşırtıcı.

Eleştirmenlerce Borges, Bioy Casares ve Cortazar’ın öncülük ettiği edebi geleneği sürdürdüğü kabul edilen Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan kitabı Yangında Kaybettiklerimiz, geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı.

Akıl hastanesi, hapishane, “kamp”, bakımevi, huzurevi, düşkünlerevi, belki bazen insanın kendi evi… İnsanın toplu olarak koğuşlara, yatakhanelere ya da tek başına, tamamen tecrit edilerek hücreye kapatılmasının türlü nedenleri ve kapatıldığı bu yerlerin farklı isim ve işlevleri olabiliyor.

Umami, dilimizin algıladığı beşinci tat anlamına geliyor; tatlı, acı, tuzlu ve ekşiden oluşan yaygın tat algısının dışında bir kavram. Japonca bir kavram olan umami, Batı tarafından hayli geç keşfediliyor. Japoncada lezzetli anlamına gelen bu sözcüğün İngilizce karşılığıysa savory, iştah açıcı.

 

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.