Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Yalanlar ve Maskeler



Toplam oy: 13
Tahsin Yücel
Can Yayınları

Tahsin Yücel’in her kitabı, bir uyarı niteliğindedir. Dikkat edilirse, Haney Yaşamalı’dan beri böyledir bu. Okuruna gösterdiği/anlattığı küçüklü büyüklü yüzlerce kurmaca kişi arasında, bu uyarıyı bize taşımayan var mıdır? Yine, belki de bu yüzden, sinir bozucu bir yazardır Tahsin Yücel. Elbette, iletisini okurun bir defada kavrayabileceği bir biçimde koymaz ortaya. Fakat söyleyeceklerini, dil tutumundan mekân seçimine varıncaya dek belli bir yazarlık yordamıyla ele alır. Bir romanında, sözgelimi, dil de, anlatılan olaylar kadar bu sinir bozucu tutarlılığa hizmet eder. Yani dil seçimiyle de iletisini taşır. Nedir bu ileti?

 

Bunu açıkça belirlemek ve ortaya koymak kolay olmasa gerek. Yine de, kimi sınırlı belirlemelere gidilebilir bu konuda. 

 

Hatırlanacaktır. Yücel’in ilk büyük etkisi –yaygın biçimde tartışılması anlamında- Peygamber’in Son Beş Günü romanından sonra gelmişti. Bu roman öyle büyük bir tartışma yaratmıştı ki, bir kere romanın iletisi, bana kalırsa açık olarak belirlenememişti. Buna karşın, ortaya konan yüzeysel yorumlar bile, hani neredeyse, yazarın politik tutumunun sorgulanmasına dek varmıştı. Peygamber –romanın kahramanı- bir politik çevrenin temsilcisi bile sayılmıştı. Oysa, herhalde Peygamber, olsa olsa savunduğu tarafın ya da ideolojinin bilgisine sahip olmayan birini temsil edebilirdi. Yani bir boşluğun, bir maskenin. Bunu bir ideolojik çevreyle bir tutmak, herhalde Tahsin Yücel’in ironisinin gücünü gösteriyordu. 

 

Gerçekten de öyleydi Peygamber. Girdiği tartışmalarda, ezberine aldığı cümleleri unutmayagörsün, hemen şaşırıp ortada kalakalıyordu. Öyle ki, dışarıdaki dünyayla bağı neredeyse tümüyle kesilmişti. Hatta, sokakta, o çok sevdiği insanların arasında bile aslında bir başsız süvari gibi pusulasız dolaşıyordu. Dili, dolayısıyla iletişimi yitirmişti. Fakat yine de bu bir kimlikti onun için. Gerçeği temsil etmeyen bir kimlik.

 

Asıl sorun farkında olunmaması

 

Benim hatırladığım kadarıyla, en azından Cumhuriyet’in başından bu yana, yanlış anlaşıldığı için yapıtının iletisini açıklamak zorunda bırakılan ilk yazarımızdı Tahsin Yücel. Peygamber’in asıl sorununu anlatmıştı bir söyleşide.

 

Kişinin kendine yabancılaşması, benliğini, zihinsel kavrayışını tümüyle yitirmesi acı bir şeydir elbette. Hele bunun toplumsal bir sorun haline gelmesi, getirilmesi, bana kalırsa, hem toplumumuz için, hem de tek tek hepimiz için, yaşamsal önemdedir. Fakat asıl sorun, bu durumun hiç, hem de hiç farkında olunmamasında yatıyor. 

 

Bıyık Söylencesi’nin unutulmaz Cumali’si, nasıl da benzer Peygamber’e. Zavallı Cumali, askerden dönüp kasabasına vardığı zaman, hiç de niyeti yoktur bıyık bırakmaya. Aslına bakılırsa her şey berberin başının altından çıkar. Bu tuhaf berber, Cumali’nin yüzünde adeta bir mucize görür; geleceğin efsane bıyığı, daha doğrusu bu efsane bıyığın gölgesi, işte orada, Cumali’nin yüzünde durup durmaktadır. Üstelik, berber bu olası bıyığı öyle ihtişamla anlatır ki, zavallı Cumali, daha oracıkta, olmayan bıyığının gururunu duymaya başlar. Sonradan, görenleri büyüleyen bu bıyığa, Karapala adını verir kasabalılar. Hatta onun geceleri kalkıp kasabayı dolaştığını, sokak sokak gezdiğini ve genç kızların pencerelerinden girerek onların başları üstüne hüzünle kanat çırptığına bile inanırlar. Zavallı Cumali de, ölen babasının kılığına girerek, Cumali olmaklığını da, zekâsını da, cinselliğini de kaybeder. Bıyık, onu ele geçirmiştir. Tek nesneden iki parça yaratmış bir bıyık. Yine Peygamber’dekine benzeyen bir parçalanma. 

 

Cumali’nin bıyığı karşısında yalnız karısı Bedriye mesafeli duracaktır. O da zorlukla, hani neredeyse farkında olmadan. Hatta işin gerçeğini söylediğinin de farkına varamayacaktır. Bıyığın yakışıp yakışmadığını soran kocasına, “Doğru, eskisinden de yakışıklı olmuşsun, ama, nasıl söylemeli, sanki yaşlanmışsın, bir de, nasıl söylesem ki, buralı değil gibisin,” diyecek, fakat bu tuhaflığın, bu dönüşümün asıl nedenini bir türlü kavrayamayacaktır. Bir maske gibidir bıyık. Bir yalan.

 

Kuşkusuz, Tahsin Yücel’in yapıtları çok geniş bir alana yayılıyor. Cumali ile birlikte Elbistan’ın, başka kahramanlarla birlikte İstanbul’un parçalanmış yanını anlatıyor Yücel. Fakat uyarısını hep sürdürüyor. 

 

Yalan, Mutfak Çıkmazı, Sonuncu gibi romanları da bu bağlamda okumalıyız, bana kalırsa. Böylece Tahsin Yücel’in uyarısından hepimizin alacağı çok şey olacak. Hele Yalan’daki aydının, öğreneceği çok şey vardır ondan.   

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca,  Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.

Tarih geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mıdır, sorusunu geçeli çok oldu. Artık bizim için tarih popüler kültür ürünlerinin kullanımına açılmış bir engin alandır.

Cumhuriyetin Osmanlı tarihini keşfi son sürat devam ediyor… Çılgın bütçeli filmler, olay yaratan diziler, yıldızlaşan Osmanlı tarihçilerinin çalışmaları, onların tarihe getirdikleri yeni yorumlar ve elbette romanlarla Osmanlı İmparatorluğu’nu keşfetmekle, cılkını çıkarma kıvamı arası bir yerlerdeyiz şimdilik.

 

Söyleşi

Behçet Çelik: Okuyucuyu hesaba katarak yazmıyorum
Son dönem edebiyatın en verimli ve dikkat çeken isimlerden yazar Behçet Çelik ile, son romanı Soluk Bir An' hakkında söyleşmek üzere Beşiktaş'ta denize nazır bir kahvehanede buluştuk.

ŞahaneBirKitap

Consuelo, ona ailesinin verdiği isim: Meksikalı bir kadın, hizmetçilerin hizmetçisi, hiç sesi çıkmayan, durmaksızın acı çeken, katlanan ve dayanan. Connie, onun koleje gidip iki yıl burada okumayı başarmış hali, bir parça da olsa toplumun diplerinden yukarılara uzanmasını sağlayan.

Anket

Okuma kültürünün yaşı olur mu?

Ceren Çıplak sokağa çıktı ve sordu: Yeni türeyen 'gençlik edebiyatı' kategorisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumanın yaşı olur mu?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun