Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

"Yapma ya, Roussel bu!"



Toplam oy: 835
Michel Foucault
Koç Üniversitesi Yayınları
1963 tarihli Ölüm ve Labirent, Foucault’nun külliyatında bir isim üzerine edebiyat eleştirisi yaptığı tek eser.

“Tesadüf, Tanrı’nın fark edilmeden geçip gitmek için büründüğü biçimdir,” diyor Jean Cocteau. Bu bağlamda bir hikaye anlatmama izin verin. Michel Foucault ismi hepimizin nöronlarında titreşimlere sebep oluyor mu? Güzel, o halde başlayalım: Bizim yaramaz Fransız, bir gün José Corti’nin kitapçısındaki eserleri karıştırırken Raymond Roussel’in külliyatına denk geliyor. Foucault’nun Roussel’i tanımadığını fark eden Corti de muzırlık fırsatını kaçırmıyor tabii: “‘Yapma ya Roussel bu!’ deyince anladım ki bu Raymond Roussel’in kim olduğunu bilmem gerekiyor.” Bu tatlı tesadüfün bize hayrı ise Foucault’nun Ölüm ve Labirent’e gebe kalmış olması. 1963 tarihli bu kitap, Foucault’nun külliyatında bir isim üzerine edebiyat eleştirisi yaptığı tek eser.

 

 

 

 

 

     (Görsel çalışma: Nikola Vukovic)

 

 

 

 

 

Şimdilik Foucault’yu bir kenara bırakırsak... XIX. yüzyılın son çeyreğinde, zengin bir Fransız ailesinde dünyaya geliyor Roussel. İlkgençliğinde Paris konservatuvarında bir virtüoz adayı olarak gösterilirken, La Doublure isimli öykü-şiirini gece gündüz mefhumunu kaybederek yazarak edebi kırılmasını yaşıyor. Buna daha sonra zihinsel kırılmalar da ekleyecek olan Roussel, Birinci Dünya Savaşı’nda kamyon şoförlüğü yapıyor; özel bir araba yaptırıp İstanbul da dahil olmak üzere dünyayı geziyor; servetini tüketmesinden sonra ise Palermo’daki bir otel odasında, arkasında ekseriyetle kendi cebinden yayımlattığı bir roman, birkaç şiir, oyun, öyküler ve edebi vasiyeti olan “Bazı Kitaplarımı Nasıl Yazdım?”ı bırakarak aşırı dozda barbitürattan ceketini alıp sahneden ayrılıyor. Ardında bıraktığı yazın ise başta gerçeküstücüler, Oulipo ve Yeni Roman akımları olmak üzere XX. yüzyıl Fransız edebiyatına derinden tesir edecektir. Patolojik olarak adlandırılan Roussel vakası, Foucault için biçilmiş kaftandır hiç şüphesiz.

 

 

 

 

 

Foucault, Ölüm ve Labirent’te okuyucuyu Roussel’in külliyatını kapsamlıca ve tek tek analiz edeceği bir yolculuğa çıkarıyor. Lakin bu külliyatta, post-mortem bir yayın olan “Bazı Romanlarımı Nasıl Yazdım?”daki, Roussel’in kendi ifade biçimini bulduğu ve ‘teknik’ adını verdiği yöntemin üzerinde durmasının üzerinde durarak, Foucault-Roussel ve okuyucudan oluşan üç katlı bir labirent oluşturuyor. Roussel’de nesnelerin görünür yüzlerini çekirdeklerinden ayıran mekan ile dil arasındaki bağı inceleyen Foucault, bir yandan da Roussel’in yazınını gerçeküstücü akımın marjinalleştirici himayesinden özgürleştirmeye çabalıyor.

 

 

 

 

 

Lakin bu bağlamda Türk yazınını ilgilendiren iki problemle karşı karşıya kalıyoruz: Birincisi, Roussel’in dilimize kazandırılan yegane eserinin Locus Solus olması. Frankofonlar müstesna tutulduğunda bu durum çapraz okumaları olanaksız kılarak bizi Foucault’nun analizlerinin derinliğine varmaktan alıkoyuyor. Öteki problem ise, Roussel’in yazınını münferit kılan dil ve ‘teknik’in Fransız gramatiğinin inceliklerine dayanması. Bu noktada okuyucuyu eserdeki kimi tenkitlerin Fransızcanın sınırları içerisinde kalacağı hususunda uyarırken, yayıncılarımızı da henüz yayımlanmamış külliyatı adına Raymond Roussel’e hak ettiği ilgiyi takdime davette yarar var.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tıpkı sizin gibi. Kitabı eline almış ve alacaklar gibi, zarif kitap kapağına hayran oluyorum. Kitap kapağının güzelliğinin sadece çizgilerden ibaret olmadığını hissetmiş olmalıyız öyle uzun uzun bakarken. Kuşlarla gelen bir genişlik, kanatlanma duygusu, sarı ile gelen anlam, uçabilecek olmanın tedirginliği ve başkaca pıt pıt açıverecek nice duyguları bekleyerek bakıyoruz resme.

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.