Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Yeni Demokritos melankoliyi anlatıyor



Toplam oy: 475
Robert Burton // Çev. Merve Tokmakçıoğlu
Aylak Adam
Melankolinin Anatomisi, pek çok eleştirmene göre bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitap değil. Bu “büyük” kitabı melankolinin tarihini öğrenmek için de okumak mümkün, Robert Burton’ın deneyimlediği melankoli halini öğrenmek için de.

17. yüzyılda yayımlanan ve kendinden önceki iki bin yılda melankoliye nasıl bakıldığını anlatan bir kitap düşünün. Bu kitap bir roman değil, bir şiir, bir hikaye hiç değil. Robert Burton’ın (namıdiğer Yeni Demokritos’un) yazın türlerinin hem hepsine dahil olan hem de tek bir tanesiyle tanımlanamayacak kadar “melez” kitabı Melankolinin Anatomisi’nin yıllardır beklenen çevirisi nihayet Türkçede.

1651’de yayımlanan Melankolinin Anatomisi, Burton’ın son derece yaratıcı melankoli tanımlarının yanında, melankoli hakkında kendinden önce yazılan tüm eserlerin irdelendiği bir kitap aynı zamanda. O kadar ki, bu kitapta melankoli ile ilgili 17. yüzyıla kadar yazılan her şey, herkes var dersek, yanılmış olmayız.

Robert Burton’ın Oxford Üniversitesi’nde öğretmenlik yaparken yazdığı Melankolinin Anatomisi, günümüzden yüzyıllar önce bir yazarın “ben nasıl hissediyorum?” sorusuna verdiği en samimi cevaplardan biri olarak da okunabilir. Melankoli’yi yazma sebebini melankoliden kurtulmak için olarak açıklayan  Burton’a göre melankoli, tek bir kelimeye ve hatta tek bir tanıma sığdırılabilecek bir “hal” değil; Burton melankoliyi aylaklık, hayal gücü, nefret ve intikam arzusu, utanç, yoksulluk, ölüm, evlilik ve daha pek çok yerden bakarak ele alıyor.

Kitabın ele aldığı ve Burton’ın asıl melankoli olarak tanımladığı ise alışkanlık olarak vücut bulan melankoli. Burton’ın deyişiyle, kitapta incelenen geçici bir durum yani eğilim olarak melankoli değil; aksine, kronik ya da süregelen bir hastalık olarak melankoli.



“Sahibem melankoli”

 


Türkçeye oldukça gecikmeli çevrilen (şimdilik “I. Fasikül”ü çıktı) ve konuyla ilgili çevrelere bir hediye gibi gelen Melankolinin Anatomisi yazıldığı yılın anlatım diline sadık kalınarak çevrilmiş. Çevirmen Merve Tokmakçıoğlu, kitabın önsözünde hem İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisiyken denk geldiği eserle tanışma sürecini hem de çeviri yolculuğunu oldukça samimi bir dille anlatıyor. Çevirmeninin de özellikle “melez” bir eser olarak tanımladığı Melankolinin Anatomisi, pek çok eleştirmene göre bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitap değil. Bu “büyük” kitabı melankolinin tarihini öğrenmek için de okumak mümkün, Robert Burton’ın deneyimlediği melankoli halini öğrenmek için de.

Burton’ın “sahibem melankoli” diyerek yazdığı ve 17. yüzyılda oldukça geniş bir okur kitlesine ulaşan, İngiliz edebiyatı ve sosyolojisinden pek çok ismin hayranlığını kazanan Melankolinin Anatomisi’nin bu temiz çevirisinin, Türkiye’de, bu türden referans kitap çevirilerinin artmasına vesile olması dileğiyle…

 

 


 

 

 

Görsel: Aybars Yücel

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.