Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

YILDIZOĞLU'NUN GERÇEK ZAMANLI "KRİZ" GÖZLEMLERİ



Toplam oy: 1305
Ergin Yıldızoğlu
Cumhuriyet Kitapları

Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet Kitapları'ndan yayımlanan son yapıtı "Kriz"de, uzmanlığını yaptığı bu konu üzerine olan çalışmalarını damıtarak okura aktarıyor. Londra'da yaşayan Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Yıldızoğlu, Kriz'de, bekleneceği gibi, tüm birikimini; ekonomiden politikaya, toplumsal yaşamdan kültüre, tarihten coğrafyaya, bilimden mistiğe uzanan boyutlarıyla değerlendirmiş. Kendi birikimini değil sadece, tüm gezegende bu konular hakkında yazılanların en önemlilerini de büyük bir bilimsel saygıyla ele almış, meraklılarına aktarmaya çalışmış. Yıldızoğlu, Kriz'e, 2006 yılından başlamayı seçmiş, 2010 yılına uzanmış. Anımsayalım: 2006 yılında henüz bir kaç 'aykırı' ekonomi uzmanından başka, "Bu işlerin böyle gitmeyeceğini" söyleyen kimse yok. Ekonomik durum üzerine değerlendirmeler yapanlar –tüm gezegen itibariyle- hala pembe dünyalarındalar. Neoliberal politikaların ne kadar iyi, ne kadar başarılı olduğunu okuyup dinliyoruz. Yıldızoğlu, o dönemlerden başlamış yazmaya büyük bir sıkıntının kapıda olduğunu, önce finans kesiminde başlayacağını ve oradan da reel kesime etki etmeye yöneleceğini, üstelik bunu gerçek zamanlı diyebileceğimiz bir tanıklıkla yapmış.

Yıldızoğlu, Kriz'in Sunuş Bölümü'nün kaynakçasında, yararlandığı yapıtları aktarıyor, bunların bir bölümü; Louis Althusser, Etienne Balibar, S. Amin, Michel Agliette, Arrighi, Wallerstein, Alain Badiou, Paul Baran, Bukharin, Regis Debray, M. Dobb, Cole, Edwards, Gilles Deleuze, E. Farjoun, Habermas, Hegel, Hobsbawm, Keynes, Lenin, Rosa Luxemburg, Ernst Mandel, Karl Marx, Plekhanov, Paul Sweezy, Therborn ve Slavoy Zizek'e ait. Saydığımız isimler, bir araya getirilişlerindeki emeğin yoğunluğuna dikkat çekmekten öte, Sunuş'un kaynakçasının yarısını bile oluşturmuyorlar. Ve Yıldızoğlu, okura, ekonominin ne olduğunu, ekonomi ile yaşamın diğer alanlarının ilişkilerinin derinliğini hem alçakgönüllü, hem de iddiasından ödün vermeyen bir titizlikle aktarmaya çalışıyor.

Kriz'i okurken, biliminsanı nasıl olunur sorusu üzerine de ister istemez kafa yoruluyor, bilim'in ne anlama geldiği üzerine de.

Ergin Yıldızoğlu'nun, Kriz'e, 2006 yılına özel bir önem vererek başladığını belirtmiştik, bu bölümde, ekonomik durumla ilgili karamsar görüşlerin yavaş yavaş başlaması üzerine iyimserlerin iyimserliklerine devam ettiğini belirten Yıldızoğlu, şöyle diyor:

"...Bu 'iyimser' yorum, bana Kral Pyrrhus’un zaferini anımsattı. Eğer Berner haklı çıkarsa, bu resesyon 'atlatılırken', ABD ekonomisinin de küresel ekonomi içindeki göreli ağırlığı ve etkinliği büyük ölçüde azalacak. ABD dünya ekonomisinin lokomotifi olmaktan çıkacak. Böylece de, doların ayakları altındaki en büyük dayanak çekilmiş olacak. O zaman, ABD açısından geriye, doları yalnızca silah zoruyla korumaktan başka bir yol kalmıyor. İroni şurada: Doları silahla korumaya devam etmek küresel jeopolitikteki belirsizlikleri arttırmaya devam ediyor (örneğin: Martin Hutchinson, “Küresel kötümserliğin maliyeti” Prudent Bear14/08),  dolayısıyla, Rubini’ye göre mali piyasalarda zaten1987 borsa krizi öncesindekine benzer bir konjonktürün oluştuğu günümüz ortamında (RGE, 12/08), bir mali çöküntü olasılığını çok güçlendirecek. Her mali çöküntüyü bir resesyonun hatta depresyonun izlemesi ise, deyim yerindeyse, Allah’ın emri!..." Bu yazının tarihi, 21.08.2006, günümüze izdüşüm indirmemize gerek var mı?

Kriz'in sonlarına doğru gelebiliriz artık. Yıldızoğlu, Dubai'deki sirkin sona ermesi üzerine de:

"...Bloomberg, Financial Times, Business Week, aklınıza gelen hemen tüm finans piyasasıyla ilgili 'blog'lar, Perşembe’den bu yana Dubai ile ilgili, mali krizin en büyük devlet borcu iflasının (sovereign debt default) gündemde olduğuna, aşırı borçlu ülkelere yönelik risk algısının değişeceğine, 'Dubai’nin buz dağının görünen ucu' olduğuna ilişkin yorumlarla doluydu. Ama tüm bu haber ve yorumların içinde ben en çok 'Sabahları napalm kokusuna bayılıyorum' başlığını sevdim (Naked Capitalism, 27/11/10). Yazar 'Ben piyasaların tarumar olmasından zevk almıyorum, ama bunların olacağını biliyordum, portföyümü de ona göre düzenledim' diyordu..."

"...Benim portföyüm filan yok. Ama ben de, toplumsal ve ekonomik süreçlere ilişkin benimsediğim perspektifin bana düşündürdüğü öngörüler gerçekleşince, 'napalm kokusu' olmasa bile, hele Dubai’nin devasa kitch binalarını düşününce, Almanların deyimiyle bir 'Schadenfreude' (üzülür gibi yaparken, aslında haz almak) yaşıyorum. Geçen yıl 24 Kasım tarihli yazıma bakarsanız, 'Dubai’de vinçlerin sustuğuna' ilişkin bir gözlemi size aktarmış olduğumu göreceksiniz…"

"...İşin 'sırrı' şurada: Önce piyasaların rasyonel, kapitalizmin insan doğasına en uygun üretim tarzı olduğunu kanıtlamaya çalışmaktan vazgeçeceksiniz. 'İyimserlerin', her gün önlerindeki haber kırıntılarına odaklandığı için burunlarının ucundan ötesini göstermeyen merceklerine itibar etmeyecek, her olasılıkta hem ileri hem de geriye doğru, uzun ve orta dönem gelişmeleri, sistemin tektonik hareketler gibi yavaş gelişen, gözlemlenmesi çok zor eğilimlerini düşünmeye çalışacaksınız. Günlük bilgi kırıntılarını bu zeminde yorumlayacaksınız… Ama, doğrusunu isterseniz ben iyimserlerin de hakikaten iyimser olduklarına inanamıyorum. Geçen yıl bu zamanlar, Dubai’nin başının dertte olduğunun eğer ben ayırdına vardıysam, her gün piyasayla haşır neşir olan bu insanların, durumu çok daha önceden, tüm ayrıntısıyla biliyor olmaları gerekmez mi? Gerçekten de toplam 60 milyar borcun aslında gerçeği yansıtmadığı, bilanço dışı kalemlerle birlikte iki misli bir büyüklüğün söz konusu olabileceğine ilişkin uyarılar hemen ortaya dökülmeye başladı. Kısacası, ben bu 'iyimserlerin' aslında bizi kasıtlı olarak yanılttıklarına inanıyorum. Ama kim bilir.. bekli de bunlar, gerçekten de burunlarının ucundan ötesini göremiyorlar..." diyor.

Bu kitaba kadar Ergin Yıldızoğlu'nun okuru değil idiyseniz, Kriz'i okuduktan sonra bir süre, beyninizdeki programların çalışmaya devam ettiğini, yaydıkları elektrikten bilebilirsiniz. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İslam’ın irfânî ve hikemî unsurları, yalnızca geçmişte değil günümüzde de dışarıdan ve içeriden muazzam bir teveccühün odağıdır. Kimileyin kütüphane raflarında görmeye alışık olduğumuz elyazması ya da matbu eserlerde böylesi unsurların varlığından haberdar olmamız, sırası geldiğinde müracaat edilsinler diye onları titizlikle gözden geçiren bazı iştiyaklı ilim adamları vesilesiyledir.

Bazı insanlar hayaletlerin varlığına inanır. Sadece geçmişte değil, bilimin ve teknolojinin epey yol katettiği günümüzde de hayaletlere inanan insan sayısı oldukça çok. Bu varlıkları gördüklerini yahut duyumsadıklarını iddia ederler. Bazısı daha ileri giderek parapsikolojiyle ilgilenir, ne kadar sahte bilim olarak görülse de hayaletleri bilimsel çerçeve içinde kanıtlama çabasına girer.

Bir deste gül ne işine yarar

Onun yerine, gel benim gülistanımdan bir yaprak al

Gül ancak beş altı gün yaşar

Bu gülistan daima ter-ü tâze durur

(Sâdi)

 

Gerek akademik, gerek edebi, gerek felsefi, hatta irfanî kaynaklara baktığımızda, delilik üzerine sayfalarca, kitaplarca, ciltlerce yazıldığını rahatlıkla görebiliriz. Şairler de bolca bahseder delilikten, Doğu kültüründen Batı kültürüne hemen hemen tüm düşünürler, filozoflar, velîler de.

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.