Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Yılsonu değerlendirmeleri (I)



Toplam oy: 31

Edebiyatta 2009’un bombası, 2010’un sorusu

Yeni yıla kanon sefilleri olarak giriyoruz. Kutlu olsun.

Kanon bir marka, bir moda değil. Bir edebiyat için “iyi” ve “güzel” olanın saklı olduğu cetvel o. “Ölçüt” de diyebiliriz.
2009’un edebiyat bombası yazarlardan değil okurlardan geldi. Zülfü Livaneli’nin şahit olup aktardığı olayı anımsayalım: Mutena bir semtimizdeki gösterişli bir kitabevinde iki genç kızımız Halid Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu adlı romanını görünce çığlığı basmışlar: “Aaa, ne çabuk dizinin kitabını yapmışlar!”

Ahmet Haşim “melali anlamayan nesle aşina değiliz” demiş ya, biz de “Kanonu bilmeyen nesle aşina değiliz” diyelim. Diyelim ama bu sadece teselli olur. 

Diyeceğim son sözü, burada başa alıyorum: Türk dünyasının büyük edebiyat ödülü, “Yunus Emre” bu yıl da sahibini bulamadı... ‘Jüri adaylar arasında layık olan birini bulamadı mı yoksa?’ sorusu akla geliyor. Böyle kara mizahvari bir soru yersiz aslında. Çünkü ortada ne böyle bir jüri var, ne aday olarak anabileceğimiz isimler. İşin gerçeği, böyle bir ödül de yok. Türkçe’nin dünya çapında böyle bir edebiyat ödülü yok. Olmayınca da yıl sonu edebiyat değerlendirmelerimiz ruhsuz oluyor.

Türk yazarlarını “parçalanmış kanonun çocukları” olarak ilan etmek için ne çok bekledik. Üstümüze serilen post-entelektüel brandanın altından (Hasan Bülent Kahraman’ın dediği gibi) ben bunu haykırıyorum.
Felsefi tasavvurda, kuramda ve eleştiride gecikmişlik bu post-entelektüel süreci olanca amansızlığıyla yaşamamıza yol açacak. 2010’a girdiğimiz şu günlerde edebiyatımız hakkında benim atacağım ilk manşet budur.

Bileşik kaplar misali, kanonun parçalanmış olması gecikmişlik belasına yol açarken, gecikmişlik de kanonu biteviye parçaladı. Modern dönemlerimiz için Halid Ziya Uşaklıgil, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Sait Faik, Sabahattin Ali, Necip Fazıl parçalanmış kanondan büyük akislerdir. Tane salkımdan ayrı olmaz, onlar edebiyatın tarihselliği içinde mercan kayalıklarındaki harika kütleler olarak duruyorlar. Parçalanmışlık ruhta ve estetikada. Üstüne yöntem sorunları ve epistemik cemaatler halinde ayrılıp, onlar içinde de ‘mutsuz’ okuma birlikleri oluşturmamız geliyor. Oğuz Atay’ı, Selim İleri’yi mutsuz eden, Adalet Ağaoğlu’nun titiz pedagojisini yıpratan -bunlar ilk aklıma gelenler- şey de bu olsa gerektir. Edebiyat dışı bıraktığımız büyük şairimiz Aşık Mahzuni Şerif -alın size bir sonuç daha- bir şirinde, “Beni bir avcı vurdu/ bin avcı yedi beni” diye boşuna söylememiş.
“Yunus Emre” dilde olduğu kadar ruhta ve estetikada birlik demek. En azından simgesel olarak.

Diyeceğim, bu ödül olmadan bir kültür politikamız o-la-maz. Ne kaldı ki okuma...

İnsan okumayı sever ve bu sevginin bir merkezi hep vardır. Her toplum için vardır böyle bir merkez. Merkez dediğim, tinselliğin bayrağının dikili olduğu yer; büyük anlatılar, büyük kişilikler. Kültürel antropoloji adlı bilim dalı bunu böyle söylüyor.

O zaman bayrağı dikeceksin. Haysiyetli bir miktarı da ödülün maddi karşılığı olarak belirleyeceksin ki toplumun dikkatini çeksin. Okuyan okumayan herkes bilecek ki böyle bir statü var. Evet, “statü”. Milli piyangodan ve piyasa yazarlığından zenginleşmelere  karşı bir değer.

Toplum değerlerinin maddi karşılığını da görmek ister. Bunları görmeyince de okumaz. Kanon manon bilmez, tanımaz.

İspanya’nın 1975 yılından bu yana Hispanik dünyaya açtığı Cervantes Edebiyat Ödülü’nü örnek göstereceğim. İspanya Kültür Bakanlığı 125. 000 Euro takdim ederken, Kral da ödülün altın madalyasını takıyor. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’nın böyle bir sancağın dikilmesi ayıracak 300-350 bin lirası yok mudur?!

Bu yılın sorusu böyle bir açılımın olup olmayacağı noktasında düğümleniyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 

On dört yaşındaydım ve hayat, bir deniz yatağında uyumamı emrediyordu. Oysa deniz yatağı, altında deniz olmadan bir çakıl çuvalına benzer. Uyutmaz. Uyutsa da gördüğün rüyayı hatırlatmaz. Latin alfabesini doğduktan ancak dokuz yıl sonra öğrenebilmiş bir çocuğa, eline tesadüfen geçmiş bir romanı okutmaktan başka bir halta yaramaz.

 

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok yerinde bir açıklama. Dünyanın nereye gittiğini herkesin görmesi lazım!
57% (41 oy)
Beni ilgilendirmiyor. Bir edebi yapıtın bana ulaşma yoluyla ilgilenmem, ben okuduğuma bakarım.
22% (16 oy)
Bence çok yanlış. Usulsüzlüğü, yasadışılığı övmesi savunulamaz!
22% (16 oy)
Oy veren sayısı: 72

Eski anketler



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun