Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Dosya Arşivi

En çok okunanlar  

Dosya


Ahlaki ve dini inançlara karşı bir tehlike olarak Ulysses

Yedi yılda tek bir günü, 16 Haziran 1904’ü yazdı. Bir gün içinde gerçekleşen ve yüzlerce sayfadan oluşan bu epik yolculuk dünya edebiyatının tarihine anlaşılması en zor eseri olarak geçti. Evet, o gerçek bir eserdi, başyapıttı. Üstüne makaleler, tezler, kitaplar yazıldı. Anlayanlar, anlamayanlar oldu. Kimi eline aldığı bu başyapıtı son sayfasına dek sindirerek okudu, kimi yarıda bıraktı.


Kitap fuarları: Hem ziyaret hem ticaret

Klişe bir giriş cümlesi ile başlayalım: Kitap fuarlarının tarihi neredeyse basılı kitapların tarihi kadar eski; kitaplar matbaadan çıkar çıkmaz fuar alanına taşınmış. Gutenberg’in matbaayı keşfettiği Mainz şehrinin yanı başındaki Frankfurt’ta, henüz internet yokken de bilginin paylaşılmaya meyilli olmasından olsa gerek, 15.


Sinema tarihinin en iyi 50 edebiyat uyarlaması

Total Film edebiyattan beyazperdeye uyarlanan en iyi 50 filmi seçti. İşte o 50 film: 

 

 

 

 

1. The Silence Of The Lambs (1991)

 

 

 

 



Karne: Kötü Roman, Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası, Kötülük Üzerine Bir Deneme

Üç kitabı baskısı, kapağı ve iç sayfaları yönünden değerlendirdiğimiz Karne'nin baskı kritikleri Libris Lipum, tasarım kritikleri Bila Perve tarafından yapılmıştır.

 

 

 


Filmekimi'nden edebiyat uyarlamaları

İtiraf edelim ya da etmeyelim mevsimlerle ilgili bazı beklentilerimiz olduğu bir gerçek. Mutlu olmak için ilkbaharı, tatil yapmak için yazı bekliyor çoğumuz. Her şeyden şikayet etmek için kışı, battaniyenin altına girip film izlemek içinse sonbaharı bekliyor aynı çoğunluk. Kimsenin de bu kabullere bir itirazı yok. Yağmur yağınca hüzünlenmek, güneş açınca sokaklara fırlamak herkesin ezberinde.


Birkaç Britanyalı: Mânevi arayışlar, Uzakdoğu ve Murakami

Eylül ayında Türkiye’de Alain De Botton’un yeni kitabı, henüz dünyada yayımlanmamışken, kitabevlerine dağıtıldı: Ateistler İçin Din.


Mutfakta edebiyat

Malzeme seçiminden hazırlanışına, pişirilmesinden sunumuna dek her adımda özen gösterilmiş, aşçısı tarafından ‘özel dokunuşlar’ katılmış bir yemek, sizce bir tür sanat eseri sayılabilir mi? En iyisi bu sorunun cevabını bir uzmana bırakalım.


Ses anıtı: Ruhi Su

Nazlı babaannem onu dinlerken bir akrabasını yıllar sonra bulmuş gibi yaşarırdı. Boşuna değildi yaşarması, akrabalık duygusu da kadim bir şeydir, kabileden, aşiretten başlarsınız, sonra  dil olur, lehçe olur, sonunda da bir aksan olur ve oradan akraba olursunuz: ‘Keder Aksanı’ diyelim ya da ‘Kahır lehçesi’.


Maksat üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek

Bundan tam yirmi iki yıl önce 9 Ekim’de ­Yusuf Atılgan, o sıralar üzerinde çalıştığı Canistan isimli romanını tamamlayamadan kalp krizi sonucu Moda’daki evinde hayatını kaybetti. Yusuf Atılgan önce “İşkence” adını verdiği ve “Duruşma”, “Yargıç”, “Tanık”, “Sanık” bölümlerinden oluşmasını tasarladığı bu romanının “Sanık” bölümünü yazamadan aramızdan ayrılmıştı.


Julian Barnes'tan edebiyat üzerine inciler

Son kitabı "The Sense of Ending" ile bu sene dördünce kez aday gösterildiği Man Booker Edebiyat Ödülü'nü kazanan Julian Barnes'ın kendi sözleriyle yazarlık, yazmak, edebiyat ve kitaplar hakkında:

 

 

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.