Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Arşivi

// En çok okunanlar



Osmanlı’da erotik edebiyat: Muzır neşriyattan korunmanın zararları

İslam, cinsiyet ve kültür üzerine bir denemenin sayfalarında geziniyorum birkaç gündür: “Bedeni, Toplumu, Kainatı Yazmak”. Dönüp dönüp çalışmanın adı üzerinde düşünürken buluyorum kendimi. Burada Batı kültürüyle İslam kültürü arasında çelişik gibi görünen son derece derin bir ayrım olduğunu biliyorum ve bu ayrımın kendini en çok dilde ve sanatta gösterdiğini...



En sevdiğiniz yazar, bir gün berbat bir kitap yazarsa...

Hiç unutmam yıllardan 1994. Günlerden, Orhan Pamuk'un Yeni Hayat'ının yayımlandığı ilk gün. Taksim'de iki kişiden birinin elinde Yeni Hayat var, diyorlar. Evet, mübalağa ediyorlar biraz ama kızılca kıyametin koptuğu doğru. Kopuyor çünkü Orhan Pamuk, edebiyat okurunun sularından çıkıp çoksatar yazar olma yoluna giriyor o gün iyiden iyiye.



Ben ilerledikçe benimle dalga geçen işaretler *

Son zamanlarda ara ara sayfalarını karıştırdığım kitaplardan biri “Kuran-ı Kerim’in Gizli Öğretisi”.



Son İstanbullulara bir buruk İstanbul Hatırası...

Adettendir, İstanbul’da yaşayan orta yaşını geçmiş her duyarlı insan kendisini son İstanbullu sayar. Osmanlı’nın son yıllarından Cumhuriyet’e devredilmiş bir hüzünlü hayıflanma halidir sanki bu.



Sevgililer günü geçer, aşk romanları kalır yadigar

Sevgililer günü, hiç kaçarı yok tüketim günü, alışveriş anlamında tüketmiyorsanız da ruhen tükeniyorsunuz en azından, o her yerde karşınıza çıkan anlamsız farfar sarsar, içi boşaltılmış bir kırmızılık...



Özhakiki çoksatma formülleri

Geçtiğimiz günlerde Gülenay Börekçi,  Egoist Okur adlı blogunda safiyane sormuş; çok satmanın bir formülü var mıdır acaba diye?

 

 



Türkiye’nin gözleri, Elif Şafak’ın göremedikleri…

Modern kesilmiş sarı saçlarının süslediği başını, doğulu olduğunu gizlemeyen, bilakis çektiği sürmelerle daha da vurgulayan iri kahverengi gözlerini hafif yukarıya doğru çevirmiş, arkasına yükselen İstanbul siluetini eklemiş Elif Şafak, Doğuya bakıyor...



İnce ayarlar

Nobel Edebiyat Ödülü jürisi malum, her yıl bir bombanın pimini çekip bırakır ortaya, gider. Toz duman içinde, biz edebiyatsever fanilere tartışıp durmak kalır. Yarım yıl yetecek bir edebiyat tartışmasıdır bu, dile kolay. E, bu yıl da kural değişmiyor. “Murakamiseverler” pek mahzun; önceki yıl, bir önceki yıl falan derken, iyiden iyiye isyana kestiler.



Okunmaması gereken romanlar listesi: 1. Cüce

Bahçede, kaktüs saksılarının arasında buldum, kargocu çocuklar niyeyse oraya bırakıp gitmişler, kim bilir kaç gündür duruyor, paket kağıdı yarı yarıya yırtılmış, kapağındaki kırmızılık yarı yarıya gözümü almakta. Daldırdım elimi, kaktüslerin dikenlerine çizdire çizdire çektim çıkardım oradan. “Adı Zenime'ydi." diye kulağıma pütürlü bir ses geldi.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.