Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Arşivi

En çok okunanlar  


Yeni medya alanları, sarsılan iktidarlar ve edebi ahlaka dair...

Henüz on beş yaşında bir genç kızmış ve doğunun en uzağında ta Japonya’da yaşıyormuş. Onunla ilgilenmemize yol açacak hikayesi ise bir gün internette cep telefonu ile ücretsiz mesajlar gönderilerek hikayeler, hatta romanlar yazılmasına olanak tanıyan bir site keşfetmesiyle başlamış.


“Kendi için bir varlık” olarak Leyla Erbil’e vurulmak!

Bir okur, Leyla Erbil’e ancak vurgun olur, başka yolu yoktur...

 


Çocuk yalnızlığında toplum, iç savaş tutsağı birey

İşçiler ayakta, küçük esnaf geleceğini yitirdi yitirecek, emekli dullar televizyonlarda başka emekli dulları aramakta, gençler tuhaf yetenekleriyle kısa yoldan para kazanma yolunu seçmişken; televizyon yıldızları mafyayla tuhaf bir iktidar birlikteliği içinde, bürokratlarımız mahalle kavgası tarzında üstümüzde yavaş yavaş tepinmekte ve çocuklar şarkı yarışmalarında gün be gün hayattan ve gelece


Sevgililer günü geçer, aşk romanları kalır yadigar

Sevgililer günü, hiç kaçarı yok tüketim günü, alışveriş anlamında tüketmiyorsanız da ruhen tükeniyorsunuz en azından, o her yerde karşınıza çıkan anlamsız farfar sarsar, içi boşaltılmış bir kırmızılık...


Bilimkurgu insanlıktan umudunu kesti! Bir uzay efsanesi, Avatar'la ekseninden sapıyor...

1964 ilkbaharında Stanley Kubrick, Arthur C.Clark’a bir mektup yazar. Birlikte “dillere destan bir bilimkurgu filmi” yapmak istediğini söyler, yazarın bu konuda iyi bir fikri olup olmadığını sorar. Ve büyük efsane böyle başlar... Arthur C.


Bırakalım İstanbul kendi efsanesini yazsın!

Yalılarda yaşayan kadınlar sepetlerini pencerelerden denize sarkıtarak balıkla doldurur, Beşiktaş ile Ortaköy göz alabildiğine çilek tarlalarından geçilmez, Hamiyet Yüceses Tepebaşı’ndan okudu mu Kadıköyü’nden duyulurmuş...


İnsan ve sembollerini sözlük yardımıyla okumak

Son günlerde, bütün okumalarım bir yana, 1050 sayfalık oldukça hacimli bir sözlüğü karıştırır oldum: Folklor ve Mitoloji Sözlüğü...


İnsanlığın yeni masalı, “çok satma” tutkusuna yenik düşmese!

Geçen hafta, yeni edebiyatın doğumunu beklerken yaşadığımız sıkıntıların kaynaklarından, "çok roman-az edebiyat"ın sebeplerinden birine, edebiyatın dişil yüzündeki sorunlara değinmiştim.


Isabel Allende Niye Patladı?

Bundan yaklaşık 3 hafta önce okuduğum bir haber var, başlığı şöyle: Isabel Allende Sonunda Patladı! (Sabitfikir 22.12.2009) Peki ama neden?


Amerika’nın gerçek tarihi: Amerikan yerlilerinin Avrupa’yı keşfi!

Amerika nasıl ele geçirildi? Resmi tarihler, İspanyollar kıtaya ayak basmadan önce burada küçük kabileler halinde yaşayan bir takım ilkel insanların yaşadıklarına dolayısıyla medeniyeti Avrupa’dan buraya taşıyanların kolaylıkla kıtaya girdiklerine hatta “yerliler” tarafından tanrı zannedildiklerine, tapıldıklarına dairdir.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.