Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Eleştiri Arşivi

En çok okunanlar  

Eleştiri


Yeraltında birileri var

Şiddet, dijital evren, gerçeklik, din, adalet, cinsiyet, cinsellik… Distopya yazarlarının değinmeden geçmediği ve birbirinden dehşetengiz cevaplar sundukları konulardan bazıları bunlar. Ya yeni bir din dalgası her şeyi silip süpürürse? Ya o çok güçlü erkekler bir gün yok olursa? Ya paralel evrenler aslında paralel kalmak istemezlerse?


Yirmi beşine basmak ve hayatın anlamı

İskandinav edebiyatı (ve sineması) deyince birçoğumuzun içinde tatlı bir his belirdiğini biliyorum. O bizimkine hiç benzemeyen, buradan bakınca neredeyse efsunlu görünen nevi şahsına münhasır coğrafyadan yazılmış metinler, bizim buralarda hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip. Ben de konu hikaye anlatıcılığı olunca “Kuzey sever” ekipten biriyim.


Beckett, neşeli melankolik…

Samuel Beckett, 13 Nisan 1906’da doğdu, 112 yıl önce… İlk romanı Sıradan Kadınlar Düşü’nü 1932 yılında yazmıştı, 86 yıl önce; Türkçede ancak 2013’te okuyabilmiştik...


Reklamdaki hakikati görmek

Aristoteles’e göre insanın işi ya da insansal iyi “ruhun akla ve erdeme uygun etkinliği”dir (Nikomakhos’a Etik, Kebikeç Yayınları). Bugün doktorluktan tutun da öğretmenlik, avukatlık, gazetecilik, aşçılık, terzilik, ayakkabı tamirciliği ya da inşaat işçiliğine varana kadar bütün mesleklerde etik sorunların kol gezdiğini görüyoruz.


Tuşlara kim basıyor?

Çocuk kitaplarıyla tanıdığımız Buket Tahmaz Savaş, bu kez okuyucunun karşısına bambaşka bir romanla çıkıyor. İçimdeki Gölge, okurun her bölümde yeni bir gerçekliğin kapısını araladığı ve tüm gördüklerini yeni bilgiler ışığında baştan yorumlamak zorunda kaldığı bir izlekte ilerliyor.


Başlangıçlardan oluşan bir roman

Biz okurlar klasik roman kurgusunun -gerçek hayatın aksine- giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşmasına alışkınızdır. Roman “bir şey” hakkındadır ve yazar tarafından çok geçmeden bu hikayenin içine çekilen okur, hikayenin nasıl sonuçlanacağını merak etmeye başlar. İnsan hayatının sıkıcı ayrıntıları ve rutini ise, merak unsurunu canlı tutmak adına dışarıda bırakılmıştır.


Hoyrat taşrada bir gezinti

Thomas Bernhard’ın, geçmişiyle hesaplaşırken nefes alma (kendisini bulma) gayreti, fonda ailesinin ve Avusturya’nın bulunduğu anlatı, deneme ve romanlarında açığa çıkıyor; Amras-Watten, Beton, Bitik Adam, Don, Düzelti, Eski Ustalar, Goethe Öleyazıyor,


Hayatta kalmanın aritmetiği

“Çocuklarının karşıdan karşıya geçmesi konusunda endişelenirsin, diye düşündüm. Birkaç günün ardından ateşinin gripten değil menenjitten kaynaklandığından endişelenirsin, hele bir de kurdeşen döktüyse. Kötü oğlanların onu baştan çıkaracağından ve senin görebildiğin şeyi onun göremeyeceğinden endişelenirsin.


Fransızca kültür başkadır

Yeryüzünde nereye ayak basılırsa basılsın, ikinci bir dil olarak Fransızca öğrenmeyi, onu kullanmayı seçenler, konuşmasalar dahi diğerlerinden daha belirgin biçimde ayırt edilebilir. Anadili Fransızca olanlar gibi.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editör'den

Edebi türler arasındaki tartışmaları her zaman büyük bir keyifle izlemişimdir. Bu tartışmalar arasında kuşkusuz, hangi türün daha eski olduğuna dair tartışma, yazarları, şairleri ikiye böler. Şairler, şiirin en eski edebi tür olduğu iddiasındadırlar. Hikâyeciler ise insanın “tahkiye” etme ihtiyacından dolayı hikâye türünü ilk insana kadar dayandırırlar.