Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Dünyalılar için, dünyanın öyküsü




Toplam oy: 1290
Gül Ersoy
Sel Yayıncılık
Yaz zorlamasıyla yer değiştirme günlerine girdiğimize göre benim de bir yaz okuması önerim olsun Sahilden Bostancı.

Adı Sahilden Bostancı... Bir ayağı ister istemez Bostancı'da olan, ömrünün büyük kısmı sahilden Bostancı dolmuşlarında geçen bir adalı olarak, dikkatimi çekmemesi mümkün değildi... Genç bir yazarın, Gül Ersoy'un ilk öykü kitabının adı, tanışmak için saklı bir tanıdıklığın izini süren okur-yazar buluşması. Tabii bu buluşmada iyiden iyiye canlanan, yeni bir altınçağa girmeye başlayan öykücülüğümüzün de etkisi yok değil. Her basılan yeni öykü kitabına ister istemez gidiyor elim. Boş döndüğü ise pek görülmüyor. Sahilden Bostancı'da da öyle oluyor. Yeni bir yazar ve yeni bir öykü evreniyle tanışmama vesile oluyor.

 

Uzun yıllardır pek de farkında olmadan edindiğim bir alışkanlık bu, herhangi bir öykü kitabını elime aldığımda kitaba konan ilk öyküden başlamıyorum hiç. Ya öykü isimlerinden fal tutuyorum ya da kitabı evirip çevirip tesadüfen karşıma ilk çıkan öyküden başlıyorum okumaya. Gül Ersoy'un öykü kitabına da yukarıda açık ettiğim üzere "Sahilden Bostancı" ile başlıyorum ister istemez.

 

"Parmaklarımın ucunda yürüyerek bir kedi gibi yanına yaklaştım. 'Unutamadığın bir zamanı anlatsana dedim?' dedim. Anlatmaz sanıyordum. Hiç anlatmamıştı ki... Bir an parmakları dondu. Başını öne eğdi. Dudaklarını aralayıp güldü. Gözlerini bana çevirdi. Yeniden çalmaya başladı. Başını geri atıp sırıttı. '85 yazı,' dedi. 'Sahilden Bostancı'."

 

 

"Sahilden Bostancı", bir aşkın, bir ilişkinin değişen, daha doğrusu yenilenen imgesi üzerine kurulu. Sayfalarda ilerledikçe görüyorum ki sadece "Sahilden Bostancı" değil, yazar diğer başka öykülerde de imgenin dönüştüğü o kaçak an'ın üzerine gidiyor, çoğu zaman da yakalıyor. Gül Ersoy'un öykülerinin en dikkate değer özelliği kanımca bu.

 

Gül Ersoy, örneğine pek sık raslamadığımız biçimde, bir dünya yazarı olarak giriyor öykünün sularına. Dünyanın çeşitli yerlerinden kahramanları, dünyanın çeşitli yerlerinde geziyorlar. Başka dünyaların başka dertleri değil ama yazarın bize anlattıkları. Dünyanın neresinden olarsak olalım, dünyanın neresinde durursak duralım bugünden geçmişe ve geleceğe uzanan ortaklaşa bir insani duyarlıktan, insanlık durumundan, hal'den söz ediyor. Ersoy'un öykülerinde işsizlik, asit yağmurları, çocukları en iyi kreşe yazdırma arzusu, aşk acıları, ölüm sızıları, cümle varoluş sıkıntıları; Helsinki'nin karanlık günlerinden güney bölgelerinde sahil boyunca durup duran şezlonglara, Hindistan'ın yağmur ormanlarından Capetown'dan alınmış bir tablonun içine uzanıyor. Dünyanın her yerinden insan ruhuna değip geçiyor.

 

Sade, süssüz bir dili var Ersoy'un. Dilinin sadeliği zaman zaman anlatısını çoraklaştırma tehlikesine düşürüyor ama. Yazar bu tehlikenin kıyısında duruyor, içine düşmüyor, diyebilirim. Bir de çoğu öykücüde gördüğüm, hemen her öyküyü birinci tekille yazıp öykünün kahramanını hep aynı kişiymiş gibi hissettirme, derdi. Birinci tekilin şüphe çekici gölgesi Gül Ersoy'un öykülerinde de bir görünüp bir kayboluyor, ama ne yine de kahramanların, imgelerin, hikaye örgüsünün önüne geçmiyor.

 

Yaz zorlamasıyla yer değiştirme günlerine girdiğimize göre benim de bir yaz okuması önerim olsun Sahilden Bostancı. Ruhu sahillerden bıkıp dünyanın başka başka yerlerinde gezmekten korkmayanlar için.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.