Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Geniş zamanlarınızın, ferah sofraları olsun!




Toplam oy: 31
Kolektif
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Rakı ve rakı mezeleri denince, hepimiz şöyle bir durup nefes alırız ilk önce, geniş ferah zamanlar istediğini biliriz çünkü bu ayrılmaz ikilinin. Belki rakının yanında azar azar yenir ama meze yapmanın hızlı, üşengeç yolları yoktur bu sofralarda. Rakı sofrasına, çeşit çeşit mezelerin bulunmasından ötürü, Farsça çeşnigar kelimesinden yakıştırılan çilingir sofrası demişiz. Dolayısıyla hem çeşitli olacak soframız hem de bir parça zorlu. İşte bu çeşitlilik ve zorluktur ki içinde bulunduğumuz zamanlarda bizi bu keyif ehlinden bir parça uzaklaştıran, onu bize unutturan. Yeme içme kültürüyle ilgili yayımlanan kitapların en önemli işlevlerinden biri de bize bu unuttuğumuz sofraları anımsatmaları, yaşatmaları. Buna bir nevi yerli slow food hareketi de diyebiliriz aslında. Tıpkı “Rakı Balık Ayvalık”ın da yaptığı gibi.

Rakı Balık Ayvalık”, kulağa oldukça şiirsel, uyumlu gelen bir kitap adı. Çalışmaya imza atan yazarların, Arzu ve Erkan Acurol’un çıkış noktaları da bu olmuş. Yaşadıkları Ayvalık denince akla ilk rakı ve balık gelmesinden yola çıkmışlar. Ancak sadece bu değil elbette. 15 yılı aşan bir sürede Ege ve Ayvalık mutfağını inceleyen,  kitabın yayımlanmasından ne yazık ki kısa bir süre evvel hayatını kaybeden Erkan Acurol’un, daha önce “Ege’nin Arka Bahçesi Kydonia” adlı bir çalışması ve bu alanda yurtiçi ve yurtdışında gurme olarak kazandığı 22 ödül mevcut.

Ege ve Ayvalık mutfağından çok çeşitli tariflere geçmeden önce rakı içme kültürüne kısa bir bakış yer alıyor “ Rakı Balık Ayvalık”ta. Bilinen ilk rakı üretiminden rakı denince neden akla ilk balık geldiğine, rakı içme adabından onun beyazpeynirden ayrılmama sebeplerine ve bir de elbette rakı sofralarının baş tacı olan klasik Türk musikisine uzanıyoruz yemeklere geçmeden. Taksim ile başlayıp hicaz, hüzzam ve nihaventle gecenin matemine yahut neşesine gark olduğumuz eski zaman meyhanelerinde ruhlarımızı demlendirip dinlendiriyoruz.

Önce çeşitli balık ve deniz ürünleri çorbalarıyla başlıyor kitapta yer alan tarifler. Çorbaları geçince klasik meyhane usulünde soğuk mezelere, salatalara, ara sıcaklara, balık yemeklerine ve tatlılara geçiliyor. Ancak arada ayrıntılı dolma ve pilaki tarifleri de mevcut. Pilaki denince aklına sadece fasulye gelenler yeme içme kültüründe, slow food sofralarında çok gerilerde bir yerlerde olduklarını kabul etmeliler, zira Acurollar bize kalamar, supya, kefal, midye ve midyeli barbunya pilakisi gibi çok çeşitli pilaki tarifleri veriyorlar.  Kitapta ayrıca taratorlu midye börülcesi, uskumru ve palamut turşusu ve balık pastırması gibi hiçbir yerde bulamayacağınız yemeklerin tarifleri de yer alıyor.
Rakı balık sofrasında, rakı adabının yanı sıra balıkları iyi tanımak da önemli. Acurollar, kitabın en başında ayrıntılı bir Ege balıkları takvimi veriyorlar bize. Hem balıkları tanıyıp hem de hangi balığın ne zaman, ne şekilde yenmesi gerektiğini öğreniyoruz.

“Meyhaneye girdiğinizde etraftakilerle selamlaşır yerinizi alırdınız. Meyhaneci Koca Barba, içinizi okurcasına siz söylemeden yavaş yavaş hazır ederdi masanızı. Üzerinde uzun önlüğü, ayağında terlik veya takunyaları elinde ise havlu veya peşkiri ile aranızda dolaşırdı. Ayrıca sizin istediklerinizi değil kendi uygun gördüğü mezeleri sunardı. Bunun sırasını ve zamanını da yine meyhaneci belirlerdi. Meyhaneci sizi kollar kesinlikle fazla içmenizi engellerdi.” İşte böyle aktarıyor Erkan Acurol eski zaman meyhanelerini. Başta da belirttiğim gibi “Rakı Balık Ayvalık”, sadece bir yemek tarifleri kitabı değil, içimizde hala yaşamaya çalışan derin bir yeme-içme kültürünü aktaran, hatırlatan önemli bir çalışma. Bu anlamda da ayrıca dikkate değer.

Acurollar daha çok Ege’nin yeme-içme kültürüne, rakı balık sofralarına götürüyorlar bizi. Ancak yeri gelmişken İstanbul’un rakı balık sofralarına, meyhane kültürüne uzanmak, yemenin yanı sıra bir roman kahramanı misali her biri ayrı ayrı kendi hikayesini taşıyan İstanbul mezelerini tanımak isteyen okurlara Fıstık Ahmet Tanrıverdi’nin kaleme aldığı “Barba’nın Mezeleri” adlı çalışmasını öneririm. Zira geçtiğimiz yıl yayımlanan “Barba’nın Mezeleri” de “Rakı Balık Ayvalık” gibi her bakımdan şahane bir kitap.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

“Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı bir üçgen biçimindedir. İki yanı deniz tarafından çevrelenir ve korunur, üçüncüsü ise Rum imparatorların hakimiyetinde inşa edilmiş olan ve şehre karadan girişi engelleyen çift sıra bir sur ile kuşatılmıştır. Sur içinde, birbirine bitişik yedi tepe üzerine inşa edilmiş binlerce ev bir amfitiyatro gibi yükselir.

İnsan niye yaşar? Soyunu devam ettirmek için mi? Adına dünya dediğimiz maddi evrenin yasalarınca hayatta kalmak, bu çerçevede ilerlemek, yükselmek için mi? Yoksa sırra ermek için mi? Eğer öyleyse sır nedir? Bu soruya cevap vermek öyle güç ki, Bosnevi’nin 19.yy’da dediğine geliveririz hemen: “Sırrım sır olmuştur sırrım bilince”.

Psikanalist,  şair ve bir cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kimse) Calarissa P.Estés. Onu tüm dünyada olduğu gibi biz Türk okurları da muhteşem çalışması “Kurtlarla Koşan Kadınlar” ile tanıyoruz.

Kahraman mitinin peşinde koşar fantastik edebiyat, insanı insan yapan boşlukların, çatlakların içine sızmaya, oradan da yaşamı var eden temiz ve yüce bir şeyler çıkartmaya çalışır. Olağanüstünü, maddesel gerçekler gibi sağduyuyla kabullenir, içinde eritir. Ortaya çıkan, büyü dediğimiz şeydir.

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun