Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Gerekirse evreni mahvetmeyi de biz biliriz!




Toplam oy: 1064
Yazarın hikayesi sürükleyici, dili akıcı, mizahı keskin, eleştirisi kesin ve net. Yürüyen Kentler dörtlemesi, antikapitalist mücadeleye dair düşünenlere, yüzünü insan ruhunun içinde taşıdığı iyiliğe ve doğanın bereketine çevirenlere iyi gelecek; gelecekten umudunu kesmeyenlere…

Evet, başta da dediğim gibi, insanlık nice bin yılların, savaşların ve tüketim çılgınlığının ardından üretimden, sanattan, zaanatten, en önemlisi de topraktan kopmuş, dev paletlerin üzerinde yürüyen şehirlerde yaşamaya başlamıştır. Şehirler yürür ve karşılarına çıkan daha küçük şehirleri, kasabaları ve köyleri yiyip öğüterek yaşamına devam ederler bu yeni dünyada. Eski dünyanın felsefi olduğu kadar teknolojik bilgisi de yitirilmiş, devasa bir mekaniğe hapsedilmiştir yaşam. Peki nereye kadar? Serinin ilk kitabının sonlarına doğru Yürüyen Londra’nın belediye başkanı Magnus Crome bu soruyu şöyle yanıtlar:  “Mühendisler Loncası sandığından çok daha ilerisi için planlar yapıyor. Londra hareket etmeye asla son vermeyecek. Hareket yaşamdır. Son gezgin kenti yiyip, son sabit yerleşmeyi de silip süpürdükten sonra, kazmaya başlayacağız. Yeryüzü çekirdeğinin ısısıyla çalışan dev makineler inşa edecek ve gezegenimizi yörüngesinden çıkartacağız. Mars’ı, Venüs’ü, asteroitleri tüketeceğiz. Güneş’i de yiyip bitirecek, sonra da uzay boşluğunda yol alacağız. Kentimiz bundan bir milyon yıl sonra, yiyebileceği kasabaları değil, yepyeni dünyaları avlamak üzere yolculuk ediyor olacak!”

 

 

 

Haydi itiraf edin, bu mühendisler loncasına olan inanç ve başka şehirleri, ülkeleri, dünyayı ve neredeyse evreni yiyip bitirme kudretinin kendinde olduğunu sanma çılgınlığı hiç de yabancı gelmiyor, değil mi size… Dünyayı, bir ülkenin, bir şehrin şantiyesi yapmak hayali… Evet, Reeve bir ütopyadan söz ediyor olabilir ama aktardığı ruh hali, ne yazık ki hiç de ütopik değil. Yürüyen Kentler dizisini bilimkurgu eserleri arasında ayrıcalıklı kılan özelliklerinden biri de bugüne dair ciddi toplumsal, ruhsal ve siyasi eleştiriler taşıması. Ama yine başta da dediğim gibi en azından yazarın ruhu o kadar karanlık değil. Hikayesine, umut, sevgi ve mizah katmayı unutmuyor çünkü. Hatta bilakis serinin temel izleğini insanın içindeki bu türden iyicil özellikler üzerine kuruyor.


Kahramanlarımız Tom ve Hester... Tom, tarihçiler loncasında üçüncü dereceden bir çırak… Hester ise ailesi gözlerinin önünde katledilmiş, bu acıyla ve yüzünü harap eden bir yarayla yaşamak zorunda olan ufak tefek bir kız. Biri yürüyen Londra’da yaşıyor, diğeri tüm şehirlerin paletleri altında ezilen, bataklığa dönüşmüş çorak topraklarda.  İkisi de hem ruhen hem de fiziken ayrı dünyaların insanları. Öyle mi sahi? Ortak bir amaç ve ortak bir düşman aralarına girdiğinde hayatları da kaderleri de birleşiyor ve dört ciltlik macera başlıyor. Reeve’in kaleme aldığı çok çok uzak gelecekteki dünya ikiye ayrılmış durumda, mobillikten yana olanlar ve mobillik karşıtları. Mobillik karşıtları insanlığın tüketimden yana bozulan dengesini geri kazanma mücadelesi veriyorlar. Bu anlamda aslında her antiütopya gibi bugüne dair bir hikaye okuyoruz aslında.



 

Yazarın hikayesi sürükleyici, dili akıcı, mizahı keskin, eleştirisi kesin ve net. Yürüyen Kentler dörtlemesi, antikapitalist mücadeleye dair düşünenlere, yüzünü insan ruhunun içinde taşıdığı iyiliğe ve doğanın bereketine çevirenlere iyi gelecek; gelecekten umudunu kesmeyenlere…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Gazeteci-yazar Ahmet Kekeç, uzun bir aradan sonra gelen yeni romanıyla kıyıda köşede kalmışlara sesleniyor. İçine sığmadığı bir yaşama hapsolmuş Mehmet Ali, bir gün elbet sevdiği kadına, Ulufer’e kavuşacak, şiirlerini dergilerde yayınlatacak ve bu toprakları terk etme kudretini kendinde bulacaktır.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Kadın kahramanlar içinde bazıları var ki, yıllar önce okumuş olmama rağmen halen onların hayatlarını merak ederim. Her okuyuşta farklı bir keşif, yeni bir detay, daha önce hiç fark etmediğim bir ayrıntı dikkatimi çeker ve buna şaşırır dururum. Eskiden okuduğum bir romana dönmek, eski bir arkadaşıma merhaba demeye benzer.