Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Oysa aşk, kendine benzemeyeni sevmek değil miydi?




Toplam oy: 813
Sinan Sülün
Sel Yayıncılık
Sinan Sülün ve onun Karahindiba'sı, okunmuyor dediğimiz Türk öykücülüğünde arka arkaya üç baskı yaparak yüzümüzü güldürdü. Kitabın üç baskı yapması değil tabii sadece yüzümüzü güldüren. Sinan Sülün’ün neredeyse bir nefeste okunan üç sıkı öyküsü de gülümsetiyor bizi.

Bu haftanın ŞahaneBirKitap'ı aynı zamanda güzel de bir edebiyat haberi: Bir öykü kitabına ve genç bir yazara dair… Sinan Sülün ve onun Karahindiba'sı, okunmuyor dediğimiz Türk öykücülüğünde arka arkaya üç baskı yaparak yüzümüzü güldürdü. Kitabın üç baskı yapması değil tabii sadece yüzümüzü güldüren. Sinan Sülün’ün neredeyse bir nefeste okunan üç sıkı öyküsü de gülümsetiyor bizi.

 

 

Baştan sona doğru ilerlemeyeceğim, hayır. Yazarın beni en çok etkileyen öyküsünden başlayacağım. Yani Mavi Pelikan'dan. Kahramanımız Numan. Bir zamanlar kıyıda köşede kalmış, şimdilerde turizme açılmış küçük bir kasabanın hediyelik eşyalar satan dükkanının çırağı Numan. Sabah yedide dükkanı açan, sepetleri, kartpostalları, mıknatıslı süsleri dışarı çıkaran, sonra çayı koyan, rafların ve masanın tozunu alan, sonra yerleri paspaslayan ve nihayetinde neredeyse 12-13 saat boyunca gelen müşterilerle ilgilenen Numan. Bazen asgarinin de altında aldığı maaşa sevinen, SSK’sı ödeniyor diye annesiyle beraber her gün şükreden, çirkin olduğu için evlenecek kız bulamayan Numan.

 

 

 

 

 

 

 

 

İşte bu kadar Numan. Ama yazarımız tam burada bir şey fısıldıyor kulağımıza: "Gel gör ki," diyor, “Tanrı çirkinleri ve hikayeleri sever. "Evet, bir gün dükkan sahibi kanadından vurulmuş, artık uçamayacak olan bir pelikanla çıkageliyor ki hikaye başlasın. Pelikan artık dükkanın hayvanı, yani Numan’ın. Onu görür görmez aşık oluyor Numan. Pelikanın adı Mavi. Mavi’yle dertleşmeye başlıyorlar önceleri. Numan dükkanı daha geç kapatıp, zaman zaman eve gitmez oluyor. Ve bir gün Mavi, aniden Numan’a aşkını ilan ediveriyor: “Dünyanın yalnızca erkeklerden ve kadınlardan oluştuğunu sanıyorlar. Sadece bu ikisinin birbirlerine aşık olabileceklerini, birbirlerini sevebileceklerini düşünüyorlar. Onlar buna inanmak istiyorlar, inanıyorlar. Kendilerine benzemeyenlere aşık olmaktan korkuyorlar. Oysa aşk kendine benzemeyeni sevmek değil mi?”

 

 

 

 

İşte böyle başlıyor Numan’la Mavi arasındaki yasak, anlaşılamaz, kabul edilemez aşk. Mavi, bir hayvan ve hayvan doğasının verdiği tüm sakınmasızlık ve dolaysızlıkla seviyor Numan’ı. Oysa ki Numan, bir insan ve insan doğasının tüm hesapçı, çelişkiler, sorgulamalar ve yargılamalarla yüklü haliyle seviyor Mavi’yi. Yani, sevemiyor aslında… Böylelikle beklenen hazin sonlarına doğru koşuyorlar aşıklar. Numan, bir insan olarak aşklarına yön verebilecek mi? Asıl sorusu bu hikayemizin ve cevabı içinde, apaçık, ayan beyan, trajik…  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sinan Sülün, bu hikayesinde gayet sıradan bir hikayenin, sıradan ve durağan bir sıkışmışlıktaki kahramanının içine olağanüstünü yerleştirmiş. Bu anlamda Kafkaesk bir hikaye diyebiliriz Mavi Pelikan için pekala. Üstelik yazarın diğer öykülerinde oldukça ön plana çıkan mizah duygusundan da hiç yoksun değil. Evet, genel olarak hazin şekilde mizah duygusuna sahip bir yazar, diyebilirim Sinan Sülün için. Kitapta yer alan her iki öyküsünde de gündelik ve çok aşina olduğumuz, bizi boğan, daraltan genellikle de çok ama çok mutsuz eden hayatların içinde geziniyor kalemi. Güne, günün insanının sıradan sıkıntılarına, gündelik hayatın bitmek tükenmek bilmeyen ayrıntılarına dalmışken tam, dipte, en diplerde bir yerde gerçekle iç içe olan, koyun koyuna yatan gerçek-dışını, olağanüstünü bulup çıkarmayı başarıyor. Son derece sade dili, atmosfer yaratmadaki başarısı da eklenince bütün bunlara, başta da dediğim gibi bir nefeste okunuyor tüm öyküler ve sizi çok derinlerden bir yerlerden yakalayıp tutuyor. Sinan Sülün’ü tanımak hem gündelik dertlere dokunmak hem de her dokunduğunuzda onları tamamen bozmak gibi… Karahindiba, edebiyat ortamımızdaki öykü bolluğu/yokluğu içinde nefes aldırıyor.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

Bir ev düşünün... Büyük, karanlık, kasvetli; soğukla, fısıltılarla, gölgelerle ve kitaplarla dolu... Binlerce ciltli kitap düşünün; sahibi onlara kitap değil, zehir, diyor. Zehirle dolu kitaplar, erotizmle, sapkınlıkla, şehvetle dolu kitaplar... Ve bu kitapların başında iki genç kadın, birbirini seven, birbirinden nefret eden iki kadın.

Mercé Rodoreda ile tanıştınız mı? Ve onun Natalia’sıyla... Çok kıymetli ama çok geç bir tanışma olacak bu hepimiz için. Çünkü Türkçeye yeni çevrilen Güvercinler Gittiğinde, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri. Aynı zamanda edebiyatta kadın dilini arayan yazarların yoluna ışık tutacak yetkinlikte bir dile, romanın insan ruhunu arayan doğasını kavrayan güçte bir anlatıma sahip.

Kadere başkaldırmak şüphesiz bir kahramanlıktır. Hatta kahramanlık dediğimiz şey, her şeyden önce kadere başkaldırmakla başlar belki de. Hikayelere bakacak olursak, sonu da iyi biter genellikle; kader değişir, kahraman olgunlaşır, bir anlamda mutlu son yakındır. Kahraman hem dünyayı hem de kendisini değiştirmiş olacaktır büyük ihtimalle.

Söyleşi

Gülenay Görekçi

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.