Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Stonewall İsyanı




Toplam oy: 746
Martin Duberman
Agora Kitaplığı

28 Haziran 1969 günü erken saatlerde New York'un Greenwich Willage bölgesindeki Stonewall adındaki bar bir polis baskınına uğrar. Bu tür baskınlara alışık olan ancak verdikleri düzenli rüşvet nedeniyle baskın öncesi polisten tüyo alan bar sahipleri şaşkındır. Daha sonra iddia edileceği gibi bu kez işin işine Federallerin karışmış olması ve bölge karakolunu devre dışı bırakmış olmaları ihtimali vardır. İçki ruhsatı olmayan ve neredeyse tamamı eşcinsel olan bar müşterileri bu baskına kendiliğinden gelişen bir direnişle karşılık verirler. Sabaha kadar süren ve sonraki günlerde de bar çevresindeki sokaklarda devam eden direniş, gey ve lezbiyenlerin Amerikan tarihinde kendilerine karşı sürekli bir şiddet uygulayan devlet güçlerine karşı ilk direnişi olarak tarihe geçer. Stonewall gey ve lezbiyen hareketinde bütün dünyada tarihsel bir dönüm noktası, bir milat haline gelir.

Kendisi de bir gey hakları eylemcisi olan tarihçi Martin Duberman'in Agora Kitaplığı'dan çıkan Stonewall İsyanı isimli kitabı işte bu dönüm noktası direniş ekseninde yolları sonunda Stonewall'da kesişecek olan altı karakterin yaşam hikâyeleri ile örülmüş. Aynı zamanda oyun yazarı da olan Duberman'in kitabını kategorize etmek oldukça güç. Bir yandan doğumlarından itibaren yaşamlarını neredeyse günü gününe araştırdığı, farklı sosyal ve kültürel ortamlardan insanların büyümelerini, kendi bedenlerini ve arzularını keşfetmelerini, olgunlaşmalarını, aileleri ve toplumla giriştikleri acımasız mücadeleyi bir roman lezzetinde anlatıyor. Ama aynı zamanda çok profesyonel bir tarih çalışması okuduğumuzu neredeyse her satırda hissettiren bir detay ve belge zenginliğini de eksik bırakmıyor. Nitekim Huberman önsözde bu noktanın altını çiziyor: "Kitabın ilk bölümleri genel bir tarih çalışmasının aksine, geçmişteki deneyimlerin daha iyi kavranması amacıyla bireysel hayatlara odaklansa da 'popülerleştirilmiş' tarih olarak, yani terimin ifade ettiği gibi tarihsel araştırmaya önem vermeyerek ya da tarihsel kesinlikten taviz vererek tasarlanmamıştır. Kişiliklere yaptığım vurgu, haklı olarak roman türüne yakın bulunabilir; ancak romancının aksine, ben yeni öykü kurmamaya özen göstererek, bilinen tarihsel gerçeklere sadık kalmaya çalıştım."

Duberman'in betimlemesiyle meslekten tarihçiler "üç boyutlu hayatları, istatistiksel bir tabloya indirgeyen 'sosyolojikleştirme' eğilimine teslim" olurlar "ve daha büyük bilişsel kesinlikler sağladığını iddia eden, ama daha ziyade tanıdık insan seslerini mühürleyip susturmaya yarayan özel bir jargon kullanarak okuyucuyu" soğuturlar. Doğru söze ne denir? Duberman savunduğu bu farklı tarihçilik pratiğinin şahane bir örneğini gerçekleştirmiş.

Stonewall direnişi ile birlikte New York'taki gey ve lezbiyen hareketi yeni bir aşamaya ulaşır. Direnişten bir kaç ay sonra iki yeni örgütlenme ve yeni gazeteler çıkar. Bunu ABD çapında ve peşinden dünyanın diğer ülkelerindeki örgütlenmeler izler. Stonewall'u anmak için ise 1970 yılından itibaren her 28 Haziran'da Eşcinsel Gururu Yürüyüşü yapılmaya başlanır. Son derece renkli ve neşeli görüntülere sahne olan bu yürüyüşler zamanla özellikle New York'un en önemli kitle aktivitelerinden birisi haline gelir.

Huberman diyor ki: "Baskıya karşı direniş, ancak baskı hakkında belirli bir kollektif kitle bilincine ve baskıyı sonlandırmaya dair bir kararlılığa ulaşılmasından sonra güvenli bir siyasal örgütlenmeye dönüşür. Bu bilince önceden ulaşmış, ait olduğu topluluk önemli bir yardım ve destek sağlamadan önce açıkça isyan eden münferit bireylerse her zaman mevcuttur. Söz konusu bireyler - dünyanın Nat Turner'ları - bir bakıma tarihin ötesindedirler: Egemen ideolojiye, bu ideolojinin dayattıkları ve kısıtlamalarına asla ayak uyduramamayı bir şekilde başarırlar; diğerlerinden ayrı bir varlık sürdürürler ve bir tür dâhidirler."

Son sözü ise Yıldırım Türker'den ödünç alalım ( "Tarih Böyle de yazılır" ,24 Ağustos 2008 Pazar, Radikal İki): "Duberman'ın bu örnek kitabınının, özellikle bu topraklarda nisyana karşı direnmeye çalışan, tarih yazımı üstüne dertleri olan herkes tarafından okunması gerek."

Ceren Günger'i çok başarılı çevirisi için kutluyoruz.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.