Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Vicdana dokunduğu yerden edebiyat




Toplam oy: 1320
Mahir Ünsal Eriş
İletişim Yayınevi
Ona en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, vicdanımızı bir kez daha hatırlamak, bir kez daha derinden yoklamak için okunabilir Mahir Ünsal Eriş. Edebiyatın niye var olduğunu bir kez daha hatırlamak ve umutlanmak için belki de...

Bazı edebiyatçılar vardır, varlıklarıyla yüksek edebiyat, alçak edebiyat tartışmalarını gölgeler, para, kariyerizm, yayın dünyası, piyasa koşulları, popülerlik tartışmalarını silip süpürürler. Hem okurun hem de eleştirmenlerin kalbini kazanır, edebiyatı hayatın içine yerleştirirler. İşte bu edebiyatın nadir görünen parlama anlarıdır. Yaşar Kemal'dir, Murathan Mungan'dır, Nâzım Hikmet'tir. Listemiz uzar ama çok değil... Mahir Ünsal Eriş'in öykülerini, Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde'yi ve Olduğu Kadar Güzeldik'i okuduktan sonra şaşırarak bu türden bir parlamayla karşı karşı olduğumu hissetmiştim. Hislerimin sağlamasını önce okurlar, sonra eleştirmenler, nihayetinde de Türk öyküsünün en önemli ödülü olan Sait Faik Armağanı ile yapmış oldum. Mahir Ünsal Eriş, yeniden doğan, kelimenin tam anlamıyla ikinci baharını yaşayan son dönem Türk öykücülüğünün en dikkate değer, parlak yazarlarından. Göz alıcı, hani neredeyse yaralayıcı bir duyarlığa sahip, “tutunamayan” değil naif kahramanların kendilerince boy gösterdiği, sağlam, sağlam olduğu kadar da kırılgan bir öykü evreninin sahibi.

 

Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde ve Sait Faik Ödüllü Olduğu Kadar Güzeldik'teki öyküler için öncelikle iyiliğin ve kötülüğün, sevincin ve kederin hayattaki iç içeliğini derinden kavrayan öyküler bunlar, diyebilirim. Hiçbir duygunun içinden bir diğerini cımbızla çekseniz çıkaramayacağınızı bilen öyküler. Kederin, bir aşkın, bir hayalkırıklığının, saçma bir tesadüfün, olmadık rastlaşmaların bir insan ömrünü sonuna kadar etkileyeceğini, gölgeleyeceğini ya da sonuna kadar yeşertebileceğini söylüyor bize Eriş. Daha doğrusu insanın benliğine, duygularına, içinde yaşadığı topluma ve nihayetinde dünyaya karşı muktedir olmadığını; yaşadığımız dünyada sürekli suretle bize vazedilenenin aksine hiç de muktedir olamayacağımızı. Aslında kederi de, kederin, hüznün ağır basması da biraz buradan geliyor. Her an kırılmaya hazır, incecik bir bahar filizinden farkımız olmadığını hatırlatıyor bize. Âşık olduğu Fidan'ı tam aşkını ilan edecekken kopan kavga ortamında pısırıklık edip kurtaramayan genç adam, futbol hayatında muvaffak olamayınca bir köşede sönen babanın değişmeyen kaderinin ortakçısı oğul, bir aşkı yolundan döndürmeye çalışırken midesine ve bağırsaklarına yenik düşen Evrenos, sevmekten çok sevilmek isteyen ve dolayısıyla hep kaybeden Güderen, itibarını, umutlarını kaybettikçe deliren, hatta kendini öldüren eski solcular, göz göre göre, neredeyse bile isteye o yollara düşen konsomatrisler... Hepsi orta yerinden kırılan dallar. Eriş'i merhametsiz bulanlar olabilir, kırılan bir dal parçasının bir daha gerçek anlamda yaşayamayacağını görüp omuz silkip geçmek yerine, bize ısrarla işaret etmesini... Ama yoksulluğun, ama yoksunluğun, ama hayal kırıklıklarının, ama hayatın merhameti yok.

 

Sadece keder değil elbet. Oyuncu bir yazar Eriş. Özellikle ikinci kitabı Olduğu Kadar Güzeldik ile oyuncu yönünü, hayatın ters köşe sürprizlerine ve sevincine açık olduğunu gösteriyor. İlk kitabında yarattığı öykü evreninin ikinci kitabıyla genişletmesinden, derinleştirmesinden anlıyoruz bunu. Bazı öykü karakterleri, yeni öykülerde birer kahraman olarak çıkıyorlar karşımıza, ya da tam tersi. Edebiyatın kahramanlık izleğini bu anlamda yapıbozuma uğratıyor, kahramanı olduğumuz hikayelerden çıkıp başkalarının hikayelerine ortak ediyor, edebiyatı hayatla kesiştiği o büyülü noktadan devam ettiriyor.

 

İlk bakışta gündelik hayatın basitliğine ve türlü çeşit karmaşasına değiniyor gibi görünüyor bu öyküler bize. Bir parça devam edince, insan ruhunun derinliklerinden çıkıp, öyle kutsal falan da değil, basbayağı gündelik hayata sirayet eden türlü çeşit halleriyle yüzleştiğimizi farkediyoruz. Daha doğrusu gündelik hayatla, toplumsal yapıyla perdelenen ruhumuza dair olduğunu anlıyoruz anlatılanların. Belki de işin sırrı, Eriş'in öykücülüğünün en parlak noktalarından biri, bu. Herkese dair bir şey, çaybahçeleri, okul sıraları, büfeler, otobüsler, bekleme salonları, oturma odaları gibi, çok bildik, çok bizden bir şey söylüyormuş gibi yapıp, okuru insan ruhunun karanlığına ve edebiyatın alanına çekiyor ustalıkla. Yeri gelmişken bir parça da teknikten söz etmeliyim. Bir an'ın içinde var olan "her şeyi", anlatma çabası olan öykü türünden, sözüne cimri, duygusuna cömert, tekniğe hakim olmasını ama o tekniği bize göstermemesini, hissettirmemesini bekleriz. Bu anlamda "Dayımın Avrupaya Kaçırılışı", "Benim Adım Feridun", "Çok Sıkılır Arkadaşı Ölen Çocuklar" gibi öyküleriyle adeta öykü yazma dersi veriyor Eriş. Ve yine tam yeri gelmişken, tıpkı Sait Faik Abasıyanık'ın bize yaptığı gibi, bütün bunları öylesine sezdirmeden, öylesine kendiliğinden yapıyor ki herkes bu öyküleri yazabilir izlenimi vermeyi başarıyor. Okuru edebiyatın tam kalbine çekiyor.  

 

Her iki kitapta yer alan öykülerde bir başka dikkat çeken unsur, son dönemde edebiyatımızı etkileyen eril bakış açısına, erkek dünyasına, erkek kahramanlara dair. Öykülerinin kahramanlarının pek çoğunun erkek olmasına rağmen, son derece dişil bir dünyayla karşılaşıyoruz Eriş'in kaleminde. Tabiri caizse, anne diliyle yazıyor. Tutunamamış olmaktan bir üstünlük duygusu, kibir çıkarmıyor, boşvermişlik ile yoğun duyarlık arasında çok hassas bir noktada durmayı başarıyor.

 

Ve gelelim Sait Faik Armağanı'nın 60.'sının Mahir Ünsal Eriş'e verilme sebebine. Bunu, yaşadığımız gün itibariyle çok önemli ve anlamlı buluyorum: Vicdan. “Gündelik yaşamın içindeki insanın zayıf ve güçlü yanlarını, gerçekçi sahnelerle ve vicdanlı bir dille kaleme almaktaki başarısı” nedeniyle. Ona en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, vicdanımızı bir kez daha hatırlamak, bir kez daha derinden yoklamak için okunabilir Mahir Ünsal Eriş. Edebiyatın niye var olduğunu bir kez daha hatırlamak ve umutlanmak için belki de...

 

 


 

 

* Görsel: Mert Tugen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.