Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kelebek Etkisi// Ve aralıksız kar yağıyor, kar yağıyor



İyi
Toplam oy: 752
Sıcak çayımızın buharıyla buğulanan pencere camına ikimiz de burnumuzu dayadık ve kış boyunca okuyacağımız kitapların hayaline daldık.

Açık kalmış penceremin aralığından soğuk bir esintiyle birlikte bizim kelebek de kendini içeri atıverdi. “Uff,” dedi, “kış gelmekte!” Ve sonra bir çırpıda, artık o çok iyi bildiğim trans haline geçerek Pablo Neruda’nın Kış Bahçesi adlı şiirini okumaya başladı: “Kış gelmekte. Sessizliğe ve sarıya bürünmüş yavaş yapraklarla devredildi bana o muhteşem yazdırım./ Kardan bir kitabım, geniş bir el, bir kır, bekleyen bir çemberim ben, dünyaya ve onun kışına aidim (…)” Ben de biraz hınzırca, “Bekleme öyle balkonda sevgilini artık çoktan gitmiştir o, hem ne o öyle üstüne kanat yaymaklar falan!” dedim. Alındı biraz ama fazla da ses etmeden, “Neyse bari ben de kış kitaplarına gömüleyim en iyisi,” dedi ve Orhan Pamuk’un Kar’ını kapıp, mırıl mırıl okumaya koyuldu: “Karın sessizliği, diye düşünüyordu otobüste şoförün hemen arkasında oturan adam.

 

 

 

 

 

 

Bu bir şiirin başlangıcı olsaydı içinde hissettiği şeye karın sessizliği derdi.” Kulağım kelebeğin mırıltısında, ısınmak için sıcak çayımı yudum yudum içerken, benim de dimağımda kışa dair kitaplar belirmeye başlamıştı. Neruda’nın şiiri bana hemen ünlü “Kış geliyor!” repliğiyle George R.R. Martin’in Taht Oyunları serisini çağrıştırdı önce. Sonra Boris Pasternak’ın Doktor Jivago’suna uzandım ve ilk okuduğum zamanı anımsadım. Lara ve Doktor Jivago ile birlikte karlar altındaki buz tutmuş o yıkık dökük sarayda onlarla birlikte dolaşmayı kaç kez hayal etmiştim. Sonra aklıma Paul Auster’ın bu yılın başında çıkan Kış Günlüğü düştü. Auster, insanı yalnızca kış manzaralarıyla haşır neşir etmiyor, ruhumuzda saklı duran kışla da yüzleştiriyordu.

 

 

 

 

Dalmışım. Kelebeğin sesiyle kendime geldim. Aklımdan geçenleri anlamışçısına “Kış denilince benim aklıma nedense hep polisiyeler gelir,” dedi ve “başta Pekin’den Gelen Adam olmak üzere tüm Henning Mankell romanlarını özellikle öneririm,” diye ekledi. Dondurucu bir kışın hüküm sürdüğü bir İsveç’ten manzaralar sunan bu roman tabii ki aklıma tüm kasvetiyle İskandinav polisiyelerini getiriverdi hemen; Camilla Lackberg’ten Buz Prenses, Karin Fossum’dan Göl ve İskandinav olmasalar da aynı atmosferi yaratmakta usta Tess Gerritsen’den Buz Gibi SoğukJess Walter’dan Körler Ülkesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kelebek ekleyiverdi hemen, “Lütfen bizden de Ahmet Ümit’in Moskova’nın karlarında geçen Kar Kokusu’nu unutma!” Kısa bir bakışmanın ardından ne geleceğini biliyordum aslında, tabii ki kelebek için tüm zamanların favorisi olan Anna Karenina! “Anna Karenina’nın karlar altındaki tren yolculuğunu nasıl unutabilirsin? Aslında tüm Rus klasiklerine gömülmek için en iyi zaman kıştır,” diye bir solukta döktü içini. Sıcak çayımızın buharıyla buğulanan pencere camına ikimiz de burnumuzu dayadık ve kış boyunca okuyacağımız kitapların hayaline daldık, kulağımızda Ahmet Telli’nin Sıcak Bir Kış şiiri çınlarken: “(…) Ellerin nasıl da üşüyor, bozacının/ Karlı sesi doluyorken odamıza/ Hava gittikçe kirleniyor bu kentte/ Ve aralıksız kar yağıyor kar yağıyor."

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yalnızca kendini kaptırarak kitap okudun diye, görebildiğin dünya da genişleyecek sanma. Ne kadar bilgi depolasan bile, kendi kafanla düşünüp kendi ayaklarınla yürümedikçe her şey sahte, havada ve gelip geçici şeyler olarak kalır.”

 

- Sosuke Natsukawa, Kitapları Kurtaran Kedi

Bu yazının başlığında yer alan üç yargı cümleciğinin ortak noktası “bilmek” ve “yapmak”. Tarihin üç ayrı döneminin, üç ayrı idealin formülü gibi. İlki Marks’ın pek sevilen aforizmalarından biri: “Bilmiyorlar ama yapıyorlar.” Yaptıkları bildikleri değil, bildiklerini yapamıyorlar fakat yine de yaptıklarının bildiklerinin bir sonucu olmasını diliyorlar.

Nobel ödülleri, olanca prestijine rağmen her zaman büyük tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Ödül verilen yazarlar hep alması muhtemel olanlarla mukayese edilir. Hele Tolstoy, Kazancakis, Woolf gibi isimlerin “ödül almaya layık bulunmadığını” düşününce… Son senelerde Nobel Edebiyat Ödülleri tartışmaların merkezinden bir türlü kurtulamadı.

 

Rüyamda aksakallı bir ihtiyarı gördüğümde heyecanlandım. Bana tüm araştırmalarım için nasihat veriyordu. Dewey’e bak dedi usulca. Gece yarısında heyecanla uykudan uyandım. O gün erkenden yatmıştım ve evdekiler henüz uyumuşlardı. Uykumun derinliğinde gelen bu mesaj beni uyandırmaya yetmişti.

1. İbrahim Tenekeci’den seçme şiirler: Sözü Yormadan

 

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.