Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Klasik romanların el yazmaları



Şahane
Toplam oy: 1281

Günümüzde pek çok yazıyı elde yazmak yerine bilgisayarlarımızın başına oturarak yazıyoruz, pek çoğunu oradan okuyoruz. Bununla birlikte, zamanla kağıda, kaleme, el yazılarına düşkünlüğümüz de artıyor. Sevdiğimiz yazarların el yazılarını, kullandıkları kağıdın cinsini, dolmakalemlerini merak ediyoruz. Fuck Yeah Manuscripts de bu el yazmalarını biraraya getirmiş işte. Bakalım F. Scott Fitzgerald, Antoine de Saint-Exupery, Jean Paul Sartre ve nicesi, o bir solukta okuduğumuz romanlarını nasıl yazmışlar?

 

 

 

 

 

 

 

F. Scott Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby'sinden bir sayfa.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Antoine de Saint- Exupery'nin el yazısıyla bir Küçük Prens sayfası.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

Huckleberry Finn'in Serüvenleri'nin ilk sayfası.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Sartre'ın Bulantısı'ndan bir sayfa...

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Gazap Üzümleri'nden bir sayfa... John Steinbeck'in el yazısı hipnoz edebilir!

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

William Faulkner'ın el yazması, Ağustos Işığı'ndan.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Düz yazmaya başlarız ama yavaş yavaş yukarı kıvrılır kelimelerimiz... Virginia Woolf da Mrs. Dalloway'i yazarken aynı şeyi yaşamış galiba.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

Charles Dickens'ın el yazısıyla Bir Yılbaşı Öyküsü'nden bir sayfa.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

Lewis Carroll, Alice Harikalar Ülkesinde'yi yazarken, bol bol çizim de eklemeyi unutmamış.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Sir Arthur Conan Doyle'un el yazmalarından... Hangi kitaba mı ait? Baskerville Tazısı tabi ki!

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Acaba Gustave Flaubert, Madam Bovary'i yazarken bu kargacık burgacık yazısının ne denli zor okunduğunu düşünüyor muydu?

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Edith Wharton'ın el yazısıyla, Keyif Evi'nden bir sayfa...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DDD

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Hayatta hepimizin başına hiç ummadığımız bir zamanda olmadık sıkıntılar gelebilir. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybedebiliriz sözgelimi, bir kaza olur sakat kalırız ya da işimizle ilgili bir sorun yaşayıp işimizi kaybedebiliriz. Bu tür durumlarda girdiğimiz ağır depresyondan çıkabilmek kolay olmayabilir.

Güneyin, ufku bulanıklaştıran bitmek bilmez sıcak öğlelerinde, dev meşe ağaçlarının gölgelediği Yunan Uyanışı stili evinde yazı masasına kurulmuş, mısır koçanı piposunu çok sevdiği Dunhill My Mixture 965 tütünle doldurmuş, daktilosunun tuşlarına basan bir adam vardı; William Faulkner.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor.

Ayfer Tunç’un yeni romanı Osman, bireysel ve toplumsal olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Romanın bireysel boyutunu, Osman’ın günlükleri; toplumsal boyutunu ise, Osman’la ilgili yazarın yaptığı söyleşiler oluşturur. Yazar, Osman’ın günlüklerini bir sahaftan alır.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.