Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Klasik romanların el yazmaları



Zayıf
Toplam oy: 1284

Günümüzde pek çok yazıyı elde yazmak yerine bilgisayarlarımızın başına oturarak yazıyoruz, pek çoğunu oradan okuyoruz. Bununla birlikte, zamanla kağıda, kaleme, el yazılarına düşkünlüğümüz de artıyor. Sevdiğimiz yazarların el yazılarını, kullandıkları kağıdın cinsini, dolmakalemlerini merak ediyoruz. Fuck Yeah Manuscripts de bu el yazmalarını biraraya getirmiş işte. Bakalım F. Scott Fitzgerald, Antoine de Saint-Exupery, Jean Paul Sartre ve nicesi, o bir solukta okuduğumuz romanlarını nasıl yazmışlar?

 

 

 

 

 

 

 

F. Scott Fitzgerald'ın Muhteşem Gatsby'sinden bir sayfa.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Antoine de Saint- Exupery'nin el yazısıyla bir Küçük Prens sayfası.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

Huckleberry Finn'in Serüvenleri'nin ilk sayfası.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Sartre'ın Bulantısı'ndan bir sayfa...

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Gazap Üzümleri'nden bir sayfa... John Steinbeck'in el yazısı hipnoz edebilir!

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

William Faulkner'ın el yazması, Ağustos Işığı'ndan.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Düz yazmaya başlarız ama yavaş yavaş yukarı kıvrılır kelimelerimiz... Virginia Woolf da Mrs. Dalloway'i yazarken aynı şeyi yaşamış galiba.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

Charles Dickens'ın el yazısıyla Bir Yılbaşı Öyküsü'nden bir sayfa.

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

Lewis Carroll, Alice Harikalar Ülkesinde'yi yazarken, bol bol çizim de eklemeyi unutmamış.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Sir Arthur Conan Doyle'un el yazmalarından... Hangi kitaba mı ait? Baskerville Tazısı tabi ki!

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Acaba Gustave Flaubert, Madam Bovary'i yazarken bu kargacık burgacık yazısının ne denli zor okunduğunu düşünüyor muydu?

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Edith Wharton'ın el yazısıyla, Keyif Evi'nden bir sayfa...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DDD

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yalnızca kendini kaptırarak kitap okudun diye, görebildiğin dünya da genişleyecek sanma. Ne kadar bilgi depolasan bile, kendi kafanla düşünüp kendi ayaklarınla yürümedikçe her şey sahte, havada ve gelip geçici şeyler olarak kalır.”

 

- Sosuke Natsukawa, Kitapları Kurtaran Kedi

Bu yazının başlığında yer alan üç yargı cümleciğinin ortak noktası “bilmek” ve “yapmak”. Tarihin üç ayrı döneminin, üç ayrı idealin formülü gibi. İlki Marks’ın pek sevilen aforizmalarından biri: “Bilmiyorlar ama yapıyorlar.” Yaptıkları bildikleri değil, bildiklerini yapamıyorlar fakat yine de yaptıklarının bildiklerinin bir sonucu olmasını diliyorlar.

Nobel ödülleri, olanca prestijine rağmen her zaman büyük tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Ödül verilen yazarlar hep alması muhtemel olanlarla mukayese edilir. Hele Tolstoy, Kazancakis, Woolf gibi isimlerin “ödül almaya layık bulunmadığını” düşününce… Son senelerde Nobel Edebiyat Ödülleri tartışmaların merkezinden bir türlü kurtulamadı.

 

Rüyamda aksakallı bir ihtiyarı gördüğümde heyecanlandım. Bana tüm araştırmalarım için nasihat veriyordu. Dewey’e bak dedi usulca. Gece yarısında heyecanla uykudan uyandım. O gün erkenden yatmıştım ve evdekiler henüz uyumuşlardı. Uykumun derinliğinde gelen bu mesaj beni uyandırmaya yetmişti.

1. İbrahim Tenekeci’den seçme şiirler: Sözü Yormadan

 

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.