Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İroni’nin İlham Verici Yıkıcılığı


Vasat
Toplam oy: 29
Gücünü rahatsız ediciliğinden alan ironiye niçin ihtiyaç duyuyoruz? Bir yazarı söylemek istediğini doğrudan ifade etmek yerine ironiye yönelten temel sebep nedir? Eski Yunanca’da “kandırmak” anlamına gelen bir fiilden türetilen ironi, tutarsız ve parçalanmış zihinlerimizi ifade etmenin en doğru enstrümanlarından biri çünkü.

Bir metni nasıl anlamalıyız? Metinde geçen kelimelerin tek tek anlamlarını bir araya getirerek bir metni anlayabilir miyiz? Keşke bir metni anlamak bu kadar basit olsaydı değil mi? Niçin ihtiyaç duyuyor insanlar ironiye? Yani bir yazar ne söylemek istiyorsa onu ifade etmiyor da niçin Eski Yunanca’da “kandırmak” anlamına gelen bir fiilden türetilen “eironeia”dan kaynaklanan ironiye başvuruyor? Öncelikle tutarlı ve bütünlüklü bir zihin dünyasında yaşamıyoruz. İster istemez bu parçalanmışlığı ve tutarsızlıkları da yazdıklarımızda ifade etmek zorundayız. İroni de bunu ifade edeceğimiz doğru enstrümanlardan biri.

 

Kierkegaard, Sokrates’ten okur ironiyi. Sokrates ise hakikati kendi inşa etmektense sorular sorarak muhatabının zihninden doğmasına aracılık eden bir ebe olduğu için ironiye sık sık başvurur.

 

Yıkıcıdır ironi. Hz. İbrahim’in putları kırıp, baltayı en büyük putun boynuna asarak “o kırdı” demesi ironidir. Anlama değil öteki anlama odaklanır ironist. “Putlar güçsüz” demektense bir puta diğerlerini kırma gücü atfederek insanların onlarla ilgili iddialarını sorgular. Yani söylenene değil dışlanana, yok sayılana yöneltir dikkatleri. Bu amaçla ironist ya kelimelerle oynar ya durumla yahut da diyalogla. Kelimelerin anlamlarıyla, durumların ve diyalogların bağlamlarıyla oynar. Başka bir bağlamda düzanlamda okumamız gereken bir metin ironistin kaleminden çıktıktan sonra eski haline dönemeyecek kadar bozulmuştur. Onları yapanlar tarafından itiraf edilemese de putların acziyeti bir şekilde ayyuka çıkmıştır artık. Bu açıdan yazılımlardaki virüsler gibidir ironi.

 

İronist ise anlamı hackleyerek metni inşa eder. Zira anlamı sorgulamanın yolu onu hacklemekten geçmektedir.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Türk edebiyatında ironi deyince akla gelen metinler arasındadır. Ayrıca Oğuz Atay’ın roman ve öyküleri, Orhan Kemal’in Murtaza’sı ve Tersine Dünya’sı, Haldun Taner’in pek çok öyküsü ve Ramazan Dikmen’in bazı öyküleri, ironi deyince akla gelen ilk Türk edebiyatı örneklerindendir. Dünya edebiyatında da Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ı, Kafka’nın pek çok öyküsü, Jonathan Swift’in Gülliver’in Seyahatleri, Giovanni Pappini’nin Gog’u, Kurt Vonnegut’un Şampiyonların Kahvaltısı, Douglas Adams’ın Otostopçunun Galaksi Rehberi ironik edebiyatın önemli eserleri arasında sayılır.

 

İroni gücünü rahatsız ediciliğinden alır. Rahatsız ediciliği ise söylenmesinin yasak yahut fark edilmeyecek denli “normal” kabul edilen bir durumdaki çarpıklığı deşifre etmesinden kaynaklanır. Yasak ne kadar güçlü yahut çarpıklık ne kadar normal kabul edilirse ironi o denli güçlüdür.

İRONİNİN İLK 11’İ
İroni Kavramı - Soren Kiergegaard
Komik Edebi Türler-Parodi, Satir ve İroni -
Oğuz Cebeci
İroninin Retoriği - Wayne C. Both
Olumsallık İroni ve Dayanışma -
Richard Rorty
Tarihin İronileri- Stuart Hall
Propaganda Mizah ve İroni - Gül Esra Atalay
İroni ve Roman - Abdülhakim Tuğluk
Cogito Dergisi İroni Özel Sayısı 57. sayı
Saatleri Ayarlama Enstitüsü -
Ahmet Hamdi Tanpınar
Eristik Diyalektik: Haklı Çıkma Sanatı -
Arthur Schopenhauer
Sophokles’ten Stoppard’a İroni ve Dram
Sanatı - Belis Güçbilmez

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.