Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Kitaba Ulaşmak



Toplam oy: 3
Çağlayan semtinde halk kütüphanesi var. Oraya gitmeye niyet ediyorum. Önce bahçesinde biraz oturuyor, ne diyeceğimi ezberliyor, sonra içeriye giriyorum. Memurlardan hanım olanı sonunda eve kitap götürmeme müsaade ediyor. Demek ki onun güvenini kazandım. Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Peyami Safa, Kemal Tahir yeni arkadaşlarım…

Kâğıthane köyünde hiç kitapçı yok. Her zaman takım elbise giyen Bahri Bey züccaciye işini bırakıp gazete bayii açtı. Ona gelen yayınların tamamı çizgi romanlardan oluşuyor. Sonradan bir tane dergi geldiğini öğreniyorum. Geldiği gibi geri gidiyormuş. Artık her ay düzenli olarak aldığım bir dergi var: Türk Edebiyatı. Önce şiirleri okuyorum.

 

Mecburen Nurtepe semtindeki kitapçıya gidiyorum. Raflar sol yayınlarla dolu. Kısıtlı bütçeme rağmen her seferinde birkaç kitap alıyorum oradan. Kafam çok karışık. Galiba devrimci oluyorum.


Bir köşede saatlerce okuyorum
Gidişatı gören kırtasiyeci Ömer Ağabey, Mektup ve Ribat dergileriyle tanıştırıyor beni. Mektup dergisine şiir gönderiyorum. Sizden gelenler köşesinde ismim çıkıyor. Fakat aklım hâlâ sol yayınların olduğu kitapçıda.
Ara sıra uğruyor, kitap alıyorum. Benimle yakından ilgileniyorlar. Kalın bıyıklı koca adamlarla bir yetişkin gibi oturuyor, demli çay içiyorum. Dertli türküler öğreniyorum.
Resmen arada kaldım. Bir elimde Julius Fuçik, diğer elimde Ribat dergisi. Böyle bir durumun içindeyim.
Cumhuriyet gazetesi okumaya karar veriyorum. Babamı tanıyan Bahri Ağabey hem gazete vermiyor hem de güzelce azarlıyor beni. Neler oluyor?
Kâğıthane merkezde Milli Gençlik Vakfı kuruluyor. Başında başka bir Ömer Ağabey var. Esnaflık yapıyor.
Beni gözüne kestirmiş. Nihayet temas kuruldu. Neler okuduğumu falan soruyor. Önce mesafeli davranıyorum ona. Israr ediyor. Karşımda sakallı, mümin bir adam var. Okuduğum kitapları söylemek istemiyorum.
Peşimi bırakmıyor. Mevdudi, Seyyid Kutup gibi yazarların kitaplarını getiriyor. Bunlar nedir?
Bu yazarların hiçbirine ısınamadım. Ömer Ağabey fikrimi sorduğunda bunu açıkça söylüyorum. Bir grup kitap daha veriyor bana. Bu kez Mustafa Müftüoğlu, Sadık Albayrak gibi yerli yazarlarla karşı karşıyayım. Bir bakayım.
Çağlayan semtinde halk kütüphanesi var. Oraya gitmeye niyet ediyorum. Önce bahçesinde biraz oturuyor, ne diyeceğimi ezberliyor, sonra içeriye giriyorum.
Kütüphanede asık suratlı iki memur çalışıyor. Neredeyse hiç konuşmuyorlar. Hep şüpheyle bakıyorlar. Karşılarına geçince kekelemeye başlıyor, ezberimi unutuyorum. Devlet böyle bir şey midir?
Dışarıya kitap çıkarmaya izin vermiyorlar. Bir köşeye çekiliyor ve saatlerce kitap okuyorum. Çoğu zaman benden başka kimse olmuyor.
Memurlardan hanım olanı sonunda eve kitap götürmeme müsaade ediyor. Demek ki onun güvenini kazandım. Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Peyami Safa, Kemal Tahir yeni arkadaşlarım…
Ömer Ağabey ise peşimi bırakmıyor. Allah ondan razı olsun. Kendimi on yedi yaşında iken Milli Gençlik Vakfı’nda birim başkanı olarak buluyorum. Bir anda ciddiyet kazanıyorum.
Birkaç solcu ağabey benden hâlâ umutlu görünüyor. Ara sıra yokluyorlar. Sadece Fevzi Kurtuluş’un o küçük kasetçi dükkânına gidiyorum. Sohbet ediyoruz. Karışık kaset listeleri veriyorum ona. Aşık Mahzuni Şerif ile Medine’ye Varamadım aynı listede yer alıyor.
İsmet Özel’in yazdıkları kalbimi çalıştırıyor
Okuma alışkanlıklarım hızla değişmeye başlıyor. Bahri Ağabey’den bu kez Millî Gazete istiyorum. Hemen veriyor. Türk Edebiyatı dergisine şiir dosyamı gönderme kararı alıyorum. Kırtasiyeci Ömer Ağabey “henüz erken” diyor. Dinleyen kim?
Ahmet Kabaklı hocaya bir mektup eşliğinde yüz kadar şiir gönderiyorum. Cevap gelmiyor. O vakitler kızmış olsam da şimdi dua ediyorum kendisine…
Bizim parti işleri büyüyor. Refah güçleniyor, üye sayısı artıyor. Partimize bağlı mahalli bir gazete yayın hayatına başlıyor. Oraya bir şiir veriyorum ve yayınlanıyor. Böylece ilk şiirim yayınlanmış oluyor. Yaşım on sekiz. (1988) Aynı günlerde, bugün üstat dediğimiz isimlerin eserleriyle karşılaşmaya başlıyorum. En çok İsmet Özel etkiliyor beni. Onun yazdıkları kalbimi çalıştırıyor, ufkumu açıyor.
Artık başka bir dünyanın içindeyim. Solcu ağabeylerin oturduğu kitapçıya bir daha hiç uğramıyorum. Yeni gözdem Beyazıt Kitapçılar Çarşısı oluyor.
Yıl seksen dokuz. Kendimi dini yayınlar fuarında, İsmet Özel’e kitap imzalatırken buluyorum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Başka bir şey için olmasa da yazmak için daha uygun bir zaman olamazdı sanırım! Hiçbir bahaneye sığınmadan “Hayatım roman olur” mu diyordun, belki de “harika!” bir fikrin vardı… Tam zamanı… Öyle ya, hâlâ evdeyiz, değil mi? Ama işte herkesin bir yazma ritüeli var, sırf evde olmak yeterli gelmeyebilir. “Büyük” yazarların ilham için yaptıklarını ya da çalışma ritüellerini duymuşsundur.

“Neyi kaybetmişlerdi? Farkında olmadan eski anıları konuşmak onlara iyi gelmemişti. Keyifle anlattıkları anılar bilmeden boğazlarında düğümlenmişti. Hiç yokmuş gibi yaşamak kolaydı. Her ikisi de geçmişle yüzleşmek istemiyordu. Çözümü, hiç olmamış gibi davranmak, duymamak, hissetmemekti.”

 

Akif Emre son dönem İslamcılığının en müstesna isimlerinden biridir. Yaşadığı tarih diliminde İslamcılığın modernleşme, selefileşme ve muhafazakarlaşma eğilimlerine rağmen o duruşunu ve tavrını yitirmeyen, İslamcılığı bir hafıza, dil, hayat nizamı ve dünya görüşü bağlamında bütünlük ve süreklilik ilkeleri ile sürekli gündemde tutan insandır.

Macera deyince ilk akla gelen yazarlardan biri Joseph Conrad, hiç kuşkusuz. Józef Teodor Konrad Korzeniowski adıyla Polonya’da doğan Conrad çocukluğundan beri denizci olmayı hayal ediyormuş. Annesiyle babası öldükten sonra amcasıyla birlikte Avrupa’ya gitmiş, 1874 yılında da Marsilya’dan kalkacak bir gemiye miço olarak yazılmış.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.