Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Dosya Arşivi

Dosya // En çok okunanlar



Yazarlardan "bira"ya dair

Gün geçmiyor ki Türkiye'de yeni bir yaşam tarzı tartışması alevlenmesin. Toplumun içki kavramıyla ilişkisinin -gerek yasaklanan reklamlar, gerekse içki satışı konusunda yapılan düzenlemelerle- bir kez daha gündeme oturduğu bu günlerde dünya edebiyatının en büyük isimlerinden biraya dair 13 alıntı yaptık.

 

Şerefe!

 

 


 

 



Küçük Prens'in büyük telif hakları tartışması

Antoine de Saint-Exupéry, 1944 yılında Nazi Almanya’sının belki de sonsuza dek sürecek bir feci kırılma olduğuna dair yoğun kaygılarla ABD'den savaşın Avrupa’sına geri dönüp de Akdeniz'de yittiğinde, Küçük Prens'in nasıl bir fenomene dönüşeceğini hayal edemezdi tabii.



Klasik romanların el yazmaları

Günümüzde pek çok yazıyı elde yazmak yerine bilgisayarlarımızın başına oturarak yazıyoruz, pek çoğunu oradan okuyoruz. Bununla birlikte, zamanla kağıda, kaleme, el yazılarına düşkünlüğümüz de artıyor. Sevdiğimiz yazarların el yazılarını, kullandıkları kağıdın cinsini, dolmakalemlerini merak ediyoruz.



Kötülüğü hak etmek!

"Kötülüğe karşı koymamak hakkında ne düşünüyorsun?" Uzandığı kanepesinden Aydın'a bu soruyu soran Necla, Çehov'un dünyasından Kış Uykusu'na usulca sızmış adeta. Aydın'a rahatsız edici sorular soran, onun yazılarını ve düşüncelerini eleştiren Necla, İyi İnsanlar'ın Vera Semyonovna'sı bir anlamda.

 



Yazarların garip takıntıları

Flavorwire.com sitesi, yazarların garip takıntılarını su yüzüne çıkarıyor. Kimi video oyunlarına düşkünken kimi de step dansı yapmaya bayılıyormuş.

 

İşte yazarlar ve garip takıntıları:

 

 

Martin Amis - Video oyunları

 



Edebiyatın asi kadınları

"Alışılmış"ın dışındaki kadınlar romanların vazgeçilmez kahramanlarından biridir. Toplumun dayattığı sınırların saçmalığını fark eden, bu sınırlardaki adaletsizliği gören bir kadını alın ve onu ekonomik bir bunalımın, bir aşk üçgenin ya da sorunlu bir baba-kız ilişkisinin içinde bırakın... Tebrikler, edebiyatın asi kadınlarından birini yarattınız!



Niçin Okumalıyız? // Ahmet Hamdi Tanpınar

Her okurun bir yazarı çok sevmek için son derece haklı ve bir o kadar özgün gerekçeleri vardır şüphesiz. Yola bu bilinçle, SabitFikir okurlarının edebiyatın öne çıkan yazarlarını neden sevdiklerine ilişkin bir tartışma başlatmak için çıktık. İlk soruyu da o yazar üzerine çalışmalar yapmış bir isme yönelttik. Öyleyse soruyoruz: Siz Ahmet Hamdi Tanpınar'ı niçin okuyorsunuz?

 



Edebiyat gözlüğü, sanat gözlüğü, Konstantinopolis!

İstanbul’da bir telaştır gidiyor, şehrin her köşesine sinmiş bir heyecan, adım başı karşımıza çıkıyor. Birileri edebiyat ile güncel sanat arasındaki esansın çok tatlı olduğunu söyledi, şimdi herkes bu kokuyu üzerinde taşımaya çalışıyor.



Patti Smith’in başucu kitaplığı

Patti Smith’i nasıl bilirsiniz? Punk’ın babaannesi olarak anılan Smith için salt müzisyen demek yanlış olur. Yazar kimliğiyle de hatırı sayılır bir kariyere sahip olan Patti Smith aynı zamanda sıkı bir okur. Öyle ki, o da pek çok kitap düşkünü çocuk gibi rol modellerini gerçek hayattan değil, edebiyat dünyasından seçmiş.



Yılkı Şairi: Ahmet Erhan

Hayatını da şiirini de kendisi olarak yaşadı ve yazdı. Yaşıyor ve yazıyor. Yaşasın ve yazsın. Etkisiz bir giriş cümlesi oldu bu, farkındayım. Daha doğrusu tumturaklı bir cümle olmadı. Olmasın. Hem benim pek becerebildiğim bir şey değildir, hem de Ahmet Erhan üstüne yazarken, ne kadar yalın o kadar iyidir. Yaşamak ve yazmak da o kadar hafife alınmamalı yine de, hem yaşamak hem de yazmak.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.