Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Arşivi

En çok okunanlar  


Kendi tuzağına düşen yazar, Chicago’dan eli boş dönen okur!

Kültürel kimlik çatışmaları, yersiz yurtsuzlaşma, kökü en derinlerde doğu-batı ayrımı, devamında ise ötekilik ve sürgün... Dünya nüfusunun belki de yarıdan fazlasını meşgul eden, ezen, hayata damgasını vuran kavramlar bunlar. Çoğunluğun içine işleyen bu dertlerden mürekkep cümle romanın, filmin, her şey bir yana, ticari başarısının altında tam da bu özdeşim yatıyor olmalı.


Yüreğin kral olduğu ülkede, sükun bulamayanların öyküsü

Yayım dünyamızın en bereketli zamanlarında çok satan, çok konuşulan dolayısıyla da Hollywood uyarlaması çekilen bir romanla karşı karşıyayız yine.


Fuarını bırakmayan şehir ya da bir efsaneye sahip çıkmak...

TÜYAP Kitap Fuarı yeni yerine taşındı taşınalı, kanımca her yıl bir mucizeye imza atıyor. Şehir merkezinden bunca uzak, kitap fiyatlarının göstermelik indirimler bir yana, bunca pahalı olduğu kitap fuarına, İstanbullular bana mısın demiyor, ne mutlu ki akın akın gelip fuar merkezini dolup taşırıyorlar. Peki ama neden?


Eleştirinin komplo teorisi, Semih Gümüş’ün ricası ve Virgül’ün kapanışına dair...

Edebiyatın eleştiri yolları tıkalı... Sanki bir komplo teorisi… Kimler okumuyor bin bir güçlükle yazılan eleştirileri; kimler yazmıyor, yazdırmıyor... Dışarıdan, en dışından baksanız, toplumcu bir karşı hareket sanırsınız, kitaplara karşı düzenlenmiş.  Edebiyata usul usul sokulan bir hançerle mi karşı karşıyayız? Bunu düşünmek, söylemek bile ihanet gibi geliyor kulağa ya, öyle değil.


Leylaklarıyla İstanbul’u okumak...

"Nisandayız... Boğaz sırtlarında erguvanlar açmıştır" yahut "ilkyaz başlangıcı Adalar’ın en güzel zamanıdır" diye düşünür İstanbullular ve bu onların yaşadıkları anı efsaneleştirmeye yeter Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre. Bu türden bir masalın içinde yaşayan eski İstanbullular, mevsimleri ve günleri, renk ve kokusunu yaşadığı şehrin semtlerinden alan bir yığın hayal halinde görürler.


Şifalı Bitkilerle Tedavi: İçimizdeki lokman hekimlerin dikkatine!

Son bir kaç yıldır şifalı bitkilerle ilgili kitaplar malum, ne olursa olsun yok satıyor. Bunda kötü bir yan yok. Zira insan olarak önceliklerimiz hep aynı: Yemek ve sağlıklı yaşamak… Üstelik genlerimizde, bilinçaltımızın çok gerilerinde bir yerlerde, ölümsüzlüğü ve daimi gençliği arayan bir lokman hekim yaşatıyoruz besbelli.


Bütün klasiklerimiz dizi film olsun lütfen!

Bihter aynaya bakar; çırılçıplaktır, serin havayı içine çeker, ona gülümseyen aynanın içinde kendisini seyrederek aynadaki aksinden sevda umar, donuk gümüş levhaya çizilmiş beyaz resminin yanında sanki derin, ziyasız, hülyasız bir uykudaymış gibi yalnız kalmak ister… Bihter aynaya bakar; Halit Ziya tutunamamış kahramanların onaramadıkları ruhsal yaranın sahnesi olarak aynayı Türk romanına sokar


Yüz Yıllık Yalnızlık, Gorlan Harabeleri ve alternatif gerçekliğe dair...

Geçtiğimiz yılların belki de en korkulan, en şüpheyle bakılan edebi türleriydi bilimkurgu ve fantastik edebiyat. Di’li geçmiş zaman kullandığıma bakmayın aslında bir parça da olsa hala öyle… Bu tür metinler bir yandan insanları kendine bir mıknatıs gibi çekerken, diğer yandan öylesine itiyor, endişelendiriyorlardı.


Bir yazar olarak Elif Şafak’ı korumak…

Eylül’ün ilk haftası, edebiyat dünyasından magazine kayan bir havada Elif Şafak savaşlarıyla geçti malum. Yazarın son romanı Aşk’a dair rakamlar ortaya serilince roman yayımlandıktan sonra kendini zorla da olsa tutmuş olanlar, kelimenin tam anlamıyla patladı.


Sindirella’nın ayakkabısı neyden yapılmıştır?

Elimde iki kitap var, biri “Cahillikler Kitabı”nın 16. baskısı, diğeri ise “Cahillikler Kitabı 2”nin 40 bin adet yapılmış birinci baskısı. Rakamlar Türk yayıncılık sektörü düşünüldüğünde etkileyici. Hele ki “Cahillikler Kitabı”nın ilk baskısıyla sözkonusu 16. baskısı arasında sadece yaklaşık bir sene olduğu düşünülürse...

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.