Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Eleştiri Arşivi

En çok okunanlar  

Eleştiri


Hiçbir Şey Hakkında: Gariplikler

Seinfeld’in mizahının arkasında yatan büyük gücün, dizinin hiçbir şeyle ilgili bir dizi olmasından ileri geldiği rivayet edilir; kült televizyon dizisi, sezonlarından birinde bu tartışmaya da odaklanır. Karakterler Jerry ve George, bir televizyon programı yapmak istediklerinden bahsederler. Bu program, hiçbir şey hakkında olacaktır.

 


Aslanların Tarihi; Ateş Anıları Üçlemesi

‘’Tarih dersleri mumya müzesine

ya da Ölüler Diyarına gezilere benziyordu.

Geçmiş, cansız, boş ve dilsizdi.

Bize içi boşaltılmış vicdanlarla

bugüne boyun eğmemiz için

geçmişi öğretiyorlardı;

tarih zaten yapılıp bitmişti, biz tarihi yapamayacak, onu kabullenecektik.

Zavallı Tarih artık soluk almıyordu: bilimsel metinlerde ihanet edilmiş,


İçimizdeki Kaplan

Belli bir yaşa gelmiş, ergenliğe adım atmış her çocukta beliren bir istektir özgür olma, kendini kanıtlama ve kendi hayallerinin peşinden gitme arzusu. Bu dindirilemeyen merak ve sınırları aşma arzusu zaman zaman ebeveynler ile çocuk arasındaki çatışmanın odak noktası haline gelir.


Her Şey Olup Bitmeden Bir Gün Önce...

Ursula K. Le Guin’in 1974 tarihli romanı Mülksüzler’in ütopik bilimkurgu romanları içinde kendine has bir yeri var. Roman, toplumsal ve siyasi açıdan iki farklı dünya tasavvuruna karşılık gelen ikili dünya sisteminde geçiyor. Bunlardan biri Urras, kapitalist ekonomik düzeni temsil ediyor.


Babalar, Oğullar Ve Amerikalar

Güray Süngü’nün yeni romanı masamda duruyor: Az Kalan Gölge. Kapakta bir yük gemisi. Macera. Yolculuk. Gölge kelimesi güneşi işaret ediyor, engeli çağırıyor. Koyu renkli. İlk sayfayı açar açmaz edebiyatın iki yolu beliriyor. İki çeşit metin. Her şeyi anlatan ya da anlatmadıklarının peşinde koşturan. Parçalı bir roman. Bir otobiyografinin peşindeyiz. Doğru ya da yanlış.


“Onu Mutlaka Bulacağım”

Çocukken kaçırılmaktan korkar mıydınız? Kaybolmanın ölmekten daha zor, daha acı bir durum olduğu söylenir. Ölüm bir vedadır; kayıp ise asla aklından çıkaramayıp her zaman umut etmek, beklemek, beklemek ve beklemektir.


Edebiyat Cumhuriyetinin Lüzumsuz Adamları

Modern edebiyat bir ülke olsaydı, vatandaşlarının hatırı sayılır bir bölümünü “lüzumsuz adamlar” teşkil ederdi. Her edebiyat kendi çağının karakterinden yola çıkar ve kendi zamanının ruhunu ete kemiğe büründürür.


Ahmet Büke’nin Öykü Evreninde Yeni Bir Katman

Türk edebiyatında öyküyü Sait Faik öncesi ve sonrası olarak ayırırsak sanırım abesle iştigal etmiş olmayız. Sait Faik Abasıyanık’ın hazırladığı yazınsal zemin üzerine hızla artan kentleşmenin ve kent hayatının etkileri, bireyi önceleme, varoluşu öyküde sorgulama gibi modernist yaklaşımların 50’ler sonrasında öykünün çehresini değiştirdiğini görüyoruz.


Yengelerin Artçısı Enişteler

Tanıl Bora ve Mustafa Çiftci’nin derlediği Yengeler Cumhuriyeti, 2017’de yayınlandığında epey konuşulmuştu. Epey konuşulmuştu dediğim, altıncı ayında ikinci baskısını yapmıştı o kadar... Öyle iyi romanlar, kıymetli derlemeler, sessiz şiirler güme gidiyor ki, iki baskı yapanı işte böyle muzaffer görüyoruz.


Ezeli mağlubiyetin yeni biçimleri

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.