Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

20 yazar ve kendi çizdikleri portreleri




Toplam oy: 1034

Yazı yazarak kendini anlatmanın en güzel ifade yollarından biri olduğu söylenir, ama bu tek yol değildir elbet. Bazıları resime, müziğe, sinemaya da yönelirler. Flavorwire'ın hazırladığı bu listede, kendi portrelerini resmeden 20 yazar var; Sylvia Plath, e.e. cummings, Charles Bukowski, Mark Twain ve nicesi... Bakalım yazarlar kendilerini nasıl algılamış, tuvale nasıl yansıtmışlar?

 

 

 

 

 

 

 

   Flannery O'Connor, tabi ki kuşuyla beraber. (1953)

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

    Sylvia Plath. (1951)

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

     Henry Miller. (1946)

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

     e.e. cummings (1939)

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

    Kurt Vonnegut. (1995)

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

   Margaret Atwood. (1975)

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

     Charles Bukowski.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

      William S. Burroughs, 1959.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

    Mark Twain. (1902)

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

   Allen Ginsberg. (1994)

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Cormac McCarthy. (1975)

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

     Edgar Allan Poe.

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

      Jack Kerouac. (1960)

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

     Charles Baudelaire. (1890)

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

     Truman Capote.

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

   Hunter S. Thompson. (1960)

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

    Hermann Hesse. (1917)

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

    Tom Wolfe. (1975)

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

    D.H. Lawrence. (1929)

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 

   Jorge Luis Borges, kör olduktan sonra çizmiş bu resmi. (1975)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DDD

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Abdullah Harmancı’nın yeni öykü kitabı Baltan Taşa Değecek, Muhit Kitap tarafından yayımlandı. Yazar, gerek Kurmacanın Büyülü Sureti adlı kuramsal eseriyle gerekse öykü kitaplarıyla öyküyle olan dostluğundan ödün vermedi. Muhteris’te keşfettiğim bir şey vardı onun öyküsüne dair: Hayatın keşmekeşine kapılıp unutulmaması gereken bir bakış vardır onun öykülerinde.

Modern dönemin efsanevî tarihçilerinden biri Fernand Braudel ise, diğeri Arnold Toynbee’dir. Efsane olmalarının nedeni, sadece tarih alanında yaptıkları araştırmalar değildir. Ayrıca bu tarih üzerine düşünce üretmeleridir. Yorumcudur bu iki tarihçi. Tarih felsefesi de yaparlar. Sosyologların birinci derecede kaynakları arasındadır kitapları. Sanatı da bilirler.

Çocuklar için yazmak… Sanırım son yılların en dikkat çekici konu başlıklarından birisi bu. Çocuklar için masallar, romanlar yazmak, resimli kitaplar hazırlamak birçok insan için heyecan verici bir hedef haline geldi son yıllarda. Bu rüzgârın oluşmasında elbette sosyal medyanın etkisi büyük. Ama burada tuhaf bir durumun olduğunu göz ardı etmemek lazım.

Kelimelerin insan ruhunun aynası olduğuna inanıyorum. Kelimeler olmasa neye benzediğimizi tarif etmemiz pek mümkün olmazdı. Başka kişilerle benzerliklerimizi, tanımadığımız kişilerle aslında tanış olduğumuzu kelimeler olmasa nasıl fark ederdik bilmiyorum.

Henüz ilk kez yayımlandığı 1984 yılında kimilerince “21. yüzyılın ilk kitabı” olarak kabul edilen Hazar Sözlüğü’nün önsözünde Milorad Paviç, sanat eserlerini “evrilip çevrilebilir” ve “evrilip çevrilemez” olarak ikiye ayırdığından bahseder.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.