Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Ağaç İnsanlığın Çocukluğudur




Toplam oy: 37
Ebru Akkas Kuseyri, Turuncu Teyze’nin ardından yazdığı ikinci kitapla küçük okurlarının karşısında. Ağaç alfabesi adını taşıyan ve İranlı çizer Vaghar Aghaei’nin resimlediği kitap tekerleme misali oyuncaklı manzum hikâyelerden oluşuyor. Kuseyri’ye ağaçları konuşturduğu kitabını ve ilham kaynaklarını sordum…

28 ağaçtan oluşan küçük bir orman yarattın. Yeni kitabın Ağaç Alfabesi’nden söz ediyorum. Nereden aklına geldi bu fikir?

 

Aileden gelen bir yeşil sevdam var benim. Çocukluğum bahçesinde muşmuladan Trabzon hurmasına, karaduttan fındığa kadar her tür ağacın bulunduğu bir bahçede geçti. Çocukluk yıllarımda İstanbul’da kolaylıkla bulunabilen ıhlamur ağacını ve çeşit çeşit incirleri saymıyorum bile. Ortaköy Dereboyu’ndaki bu bahçede dedemin seraları vardı. Dayım, evin önünde bir köşeyi çitlerle çevirmişti ve burada ticari amaç gütmeden, az bulunan bitkiler ve çiçekler yetiştirdi. Hatta babamın dayıma yurtdışından tohumlar getirdiğini hatırlıyorum; çiçek ve ağaç sevgisi hayatıma doğal yollardan girdi ve gönlümdeki yerini hep korudu. Evimde, pencerenin önünde ve balkonda hep bitkilerim oldu.

 

Bu konuda okumayı da seviyorsun o zaman…

 

Elbette, yetiştirip hayranlık duymanın dışında bitki ve ağaçlarla ilgili kitaplara göz atmayı oldum olası seviyorum. Kitaplıkları da… 2015 yazında Cevat ile Gönül Çapan’ı yazlıklarında ziyarete gitmiştik. Kitaplara bakarken gözüm Tuğrul Mataracı’nın Ağaçlar, Doğa Severler İçin Rehber Kitap, Marmara Bölgesi Doğal Egzotik Ağaç ve Çalıları kitabına takıldı. Bu kitabın baskısı maalesef çok uzun zamandır yapılmıyor. Bulmuşken kitabı karıştırmakla kalmadım, defterimi çıkarıp notlar da almaya başladım. İçindeki kimi ağaçları tanıyor ama kimileriyle ilk defa karşılaşıyordum. Ağaçların isimlerine odaklanınca bir de yıllardır zihnim çocuk kitaplarıyla meşgul olunca bir alfabe yapabilir miyim diye düşündüm. Çocuklara ağaçları tanıtan yayınlar vardı, çoğunluğu kurgu dışı denen ve birçoğu ülkemizde olmayan ağaçlardan oluşan… Ama o anda ilk duygusu içimde boy atmaya başlayana kadar böyle bir alfabeye rastlamamıştım. Yapraklarını döken, dökmeyen, meyve veren, vermeyen, simgesel özelliği olan ve memleketimizde yetişen ağaçlardan bir liste oluşturmaya karar verdim. A’dan Z’ye sayısız liste yaptıktan sonra da eleye eleye nihai haline getirdim.

 

 

İyi de bu bir alfabe olacaktıysa neden 29 ağaç değil de 28?

 

Türkçemizde “ğ” ile başlayan kelime yok. Ama “ğ” olmazsa ağaç da ağaç alfabesi de kendini tamam edemezdi. Öte yandan kitapta 29 ağaç var aslında. Kitabın kapağında alfabeyi oluşturan ağaçlardan biri değil de mabet ağacı (gingko biloba) yer alıyor. Manolyayla beraber en sevdiğim ağaçlardan biri... İkisinden de vazgeçemediğim için böyle bir çözüm buldum. Hem kapak görseli şiir gibi olduğu için yazıya, anlatılmaya da muhtaç değildi hem de alfabemizin asal ve asil sayısına ulaşmış oldum.

 

Çocuklar ağaçları neden sever? Yani tamam, ağaçları hepimiz severiz ama bana öyle geliyor ki çocukların onlarla ilişkisi daha bir sıkı fıkı. Ne var bu yakınlığın özünde?

 

Bence bu sevgi çocukların dünyayı görme biçimleriyle alakalı. Hayvanlara da öyle yaklaşıyorlar. Eğer çevresindeki bir yetişkin aksini söylemezse çocuklar hayvanlardan pek korkmaz, bilakis onları sever. Çocuklara ağaçlarla ilgili kötü bir şey söyleneceğini sanmıyorum. Hoş sinek yapıyor diye incir ile dut ağaçlarını kestirmek isteyenler, polenleri uçuşuyor diye kavak ağaçlarına balta vuracakların olmadığını söyleyemeyiz. Yapraklarını döküp tekrar yapraklanması, çiçeğinin yemişe dönüşmesi çocuk gözünde mucize değil de nedir! İnsan, doğadaki doğal döngünün bir parçası olduğu için onu seyretmeyi de sever. Geceden sonra gün, kıştan sonra bahar… Tohumdan sonra fidan, çiçekten sonra yemiş… Bu zorunlu takip çizelgesindeki derin anlamı en iyi çocukların kavrayabildiğini, büyüdükçe belirginleşen, hesaplanmış doğadan kopuş ediminin çocukları bu kavrayış zenginliğinden uzaklaştırdığını düşünüyorum. Ağaç insanlığın çocukluğudur. Her şey onunla başlar ve güzelleşir. Tabii eğer çıkıp dallarından sallanmasına izin verilirse ağaçlar çocuğun ayağını yerden kesen oyun arkadaşlarıdır da. En fazla “İncir ağacına çıkma düşersin!” diye uyarırlar.

 

Çocuklar ya da yetişkinler olarak ağaçlardan öğreneceğimiz şeyler neler sence?

 

Kuzey Amerika’da “General Sherman” adını verilmiş bir sekoya ağacı var. 84 metre uzunluğunda ve gövdesi 11 metre genişliğinde. 2 bin yaşında olduğu tahmin ediliyor. Muhtemelen Roma İmparatorluğu zamanında bir fideydi. Osmanlı İmparatorluğu onun ömründe kuruldu ve yıkıldı, Kıta Amerikası onun ömründe keşfedildi, sonra binlerce savaş yaşandı, hatta uzaya gidildi. Tüm bunlar olurken o hep aynı yerdeydi, “işini” yapmaya devam ediyordu, halen ediyor. Havayı temizliyor, kuşlara yuva oluyor, gövdesinde başka canlıları barındırıyor. “General Sherman”dan ne olursa olsun mevziimizi terk etmemeyi öğrenebiliriz. Neredeyse herkesin memleketi terk etme planları yaptığı, başka ülkelere gittiği bu dönemde olduğumuz yerde kalıp ne yapıyorsak onu en iyi şekilde yapmayı öğrenebiliriz.

 

 

AĞAÇ ALFABESİ
Ebru Akkuş Kuseyri
FİNAL KÜLTÜR SANAT YAY. 2018

 


 

Kaç kişi evladına Orman adını verebilir?

 

İranlı çizer Vaghar Aghaei ile daha önce de çalışmıştın. Bu kitapta onunla nasıl bir işbirliği içine girdiniz? Nasıl anlaştınız ve Vaghar sana nasıl ağaçlar çizdi?

 

Vaghar benim çok yakın dostum. İkimiz de bitkilere ve ağaçlara düşkünüz, hatta Vaghar’ın Orman diye seslendiği bir oğlu var. Kaç kişi evladına Orman adını verebilir? Bu kitabı elbette Vaghar ile yapacaktık. Vaghar çalışmaya başladığında farklı bir tarz denemek istedi. Birkaç çizim yaptı, sonra çok soyut olabileceğini düşündüğünden vazgeçti. En nihayetinde kitaptaki narin, naif ve romantik ağaçlardan bir ormanımız oldu. Şimdi o orman hem benim aklımda göğeriyor hem de ulaşabildiği çocukların kütüphanelerini süslüyor. Sanırım dünyada bundan büyük mutluluk azdır.

 


 

Çocuklara birkaç tavsiye 

 

Bir Şeftali Bin Şeftali

 

İranlı yazar Samed Behrengi, iki yoksul çocuğun emekle ve dostlukla filizlendirdikleri bir şeftali ağacının hikâyesini anlatıyor. Minik şeftali ağacı meyve vermeye başladığında sadece o iki çocuğun değil, tüm köy halkının hayatını değiştiriyor. Reha Barış’ın müthiş güzel çizimleriyle. Turkuvaz Kitap’tan.

 

 


 

Canım Ağacım 

 

Bir çocukla yaşlı bir meşe ağacının dostluğunun nefis hikayesi. Jacques Goldstyn’in çocuklara ölümü olabilecek en şairane şekilde anlattığı dokunaklı, yürek ısıtan bir kitap. Can Yayınları’ndan.

 

 


 

Küçük Ağaç

 

Büyümekten korkan bir ağacın başına neler gelir? Korkusunu yenip nasıl kocaman bir ağaca dönüşebilir? Loren Long’dan bir cesaret masalı. Beyaz Balina Yayınları’ndan.

 

 


 

Yüksek Tansiyonlu Çınar Ağacı

 

Köyün en yaşlı ağacı olan dev çınar ağacı hastalanınca çocukları bir telaş sarar. Ağacın nesi vardır acaba, tansiyonu mu çıkmıştır yoksa? Hele yaşlı çınar kuruyunca olanlar olur. Mizah ustası Behiç Ak’ın kitabı. Günışığı Kitaplığı’ndan.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.