Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Ağaç İnsanlığın Çocukluğudur




Toplam oy: 30
Ebru Akkas Kuseyri, Turuncu Teyze’nin ardından yazdığı ikinci kitapla küçük okurlarının karşısında. Ağaç alfabesi adını taşıyan ve İranlı çizer Vaghar Aghaei’nin resimlediği kitap tekerleme misali oyuncaklı manzum hikâyelerden oluşuyor. Kuseyri’ye ağaçları konuşturduğu kitabını ve ilham kaynaklarını sordum…

28 ağaçtan oluşan küçük bir orman yarattın. Yeni kitabın Ağaç Alfabesi’nden söz ediyorum. Nereden aklına geldi bu fikir?

 

Aileden gelen bir yeşil sevdam var benim. Çocukluğum bahçesinde muşmuladan Trabzon hurmasına, karaduttan fındığa kadar her tür ağacın bulunduğu bir bahçede geçti. Çocukluk yıllarımda İstanbul’da kolaylıkla bulunabilen ıhlamur ağacını ve çeşit çeşit incirleri saymıyorum bile. Ortaköy Dereboyu’ndaki bu bahçede dedemin seraları vardı. Dayım, evin önünde bir köşeyi çitlerle çevirmişti ve burada ticari amaç gütmeden, az bulunan bitkiler ve çiçekler yetiştirdi. Hatta babamın dayıma yurtdışından tohumlar getirdiğini hatırlıyorum; çiçek ve ağaç sevgisi hayatıma doğal yollardan girdi ve gönlümdeki yerini hep korudu. Evimde, pencerenin önünde ve balkonda hep bitkilerim oldu.

 

Bu konuda okumayı da seviyorsun o zaman…

 

Elbette, yetiştirip hayranlık duymanın dışında bitki ve ağaçlarla ilgili kitaplara göz atmayı oldum olası seviyorum. Kitaplıkları da… 2015 yazında Cevat ile Gönül Çapan’ı yazlıklarında ziyarete gitmiştik. Kitaplara bakarken gözüm Tuğrul Mataracı’nın Ağaçlar, Doğa Severler İçin Rehber Kitap, Marmara Bölgesi Doğal Egzotik Ağaç ve Çalıları kitabına takıldı. Bu kitabın baskısı maalesef çok uzun zamandır yapılmıyor. Bulmuşken kitabı karıştırmakla kalmadım, defterimi çıkarıp notlar da almaya başladım. İçindeki kimi ağaçları tanıyor ama kimileriyle ilk defa karşılaşıyordum. Ağaçların isimlerine odaklanınca bir de yıllardır zihnim çocuk kitaplarıyla meşgul olunca bir alfabe yapabilir miyim diye düşündüm. Çocuklara ağaçları tanıtan yayınlar vardı, çoğunluğu kurgu dışı denen ve birçoğu ülkemizde olmayan ağaçlardan oluşan… Ama o anda ilk duygusu içimde boy atmaya başlayana kadar böyle bir alfabeye rastlamamıştım. Yapraklarını döken, dökmeyen, meyve veren, vermeyen, simgesel özelliği olan ve memleketimizde yetişen ağaçlardan bir liste oluşturmaya karar verdim. A’dan Z’ye sayısız liste yaptıktan sonra da eleye eleye nihai haline getirdim.

 

 

İyi de bu bir alfabe olacaktıysa neden 29 ağaç değil de 28?

 

Türkçemizde “ğ” ile başlayan kelime yok. Ama “ğ” olmazsa ağaç da ağaç alfabesi de kendini tamam edemezdi. Öte yandan kitapta 29 ağaç var aslında. Kitabın kapağında alfabeyi oluşturan ağaçlardan biri değil de mabet ağacı (gingko biloba) yer alıyor. Manolyayla beraber en sevdiğim ağaçlardan biri... İkisinden de vazgeçemediğim için böyle bir çözüm buldum. Hem kapak görseli şiir gibi olduğu için yazıya, anlatılmaya da muhtaç değildi hem de alfabemizin asal ve asil sayısına ulaşmış oldum.

 

Çocuklar ağaçları neden sever? Yani tamam, ağaçları hepimiz severiz ama bana öyle geliyor ki çocukların onlarla ilişkisi daha bir sıkı fıkı. Ne var bu yakınlığın özünde?

 

Bence bu sevgi çocukların dünyayı görme biçimleriyle alakalı. Hayvanlara da öyle yaklaşıyorlar. Eğer çevresindeki bir yetişkin aksini söylemezse çocuklar hayvanlardan pek korkmaz, bilakis onları sever. Çocuklara ağaçlarla ilgili kötü bir şey söyleneceğini sanmıyorum. Hoş sinek yapıyor diye incir ile dut ağaçlarını kestirmek isteyenler, polenleri uçuşuyor diye kavak ağaçlarına balta vuracakların olmadığını söyleyemeyiz. Yapraklarını döküp tekrar yapraklanması, çiçeğinin yemişe dönüşmesi çocuk gözünde mucize değil de nedir! İnsan, doğadaki doğal döngünün bir parçası olduğu için onu seyretmeyi de sever. Geceden sonra gün, kıştan sonra bahar… Tohumdan sonra fidan, çiçekten sonra yemiş… Bu zorunlu takip çizelgesindeki derin anlamı en iyi çocukların kavrayabildiğini, büyüdükçe belirginleşen, hesaplanmış doğadan kopuş ediminin çocukları bu kavrayış zenginliğinden uzaklaştırdığını düşünüyorum. Ağaç insanlığın çocukluğudur. Her şey onunla başlar ve güzelleşir. Tabii eğer çıkıp dallarından sallanmasına izin verilirse ağaçlar çocuğun ayağını yerden kesen oyun arkadaşlarıdır da. En fazla “İncir ağacına çıkma düşersin!” diye uyarırlar.

 

Çocuklar ya da yetişkinler olarak ağaçlardan öğreneceğimiz şeyler neler sence?

 

Kuzey Amerika’da “General Sherman” adını verilmiş bir sekoya ağacı var. 84 metre uzunluğunda ve gövdesi 11 metre genişliğinde. 2 bin yaşında olduğu tahmin ediliyor. Muhtemelen Roma İmparatorluğu zamanında bir fideydi. Osmanlı İmparatorluğu onun ömründe kuruldu ve yıkıldı, Kıta Amerikası onun ömründe keşfedildi, sonra binlerce savaş yaşandı, hatta uzaya gidildi. Tüm bunlar olurken o hep aynı yerdeydi, “işini” yapmaya devam ediyordu, halen ediyor. Havayı temizliyor, kuşlara yuva oluyor, gövdesinde başka canlıları barındırıyor. “General Sherman”dan ne olursa olsun mevziimizi terk etmemeyi öğrenebiliriz. Neredeyse herkesin memleketi terk etme planları yaptığı, başka ülkelere gittiği bu dönemde olduğumuz yerde kalıp ne yapıyorsak onu en iyi şekilde yapmayı öğrenebiliriz.

 

 

AĞAÇ ALFABESİ
Ebru Akkuş Kuseyri
FİNAL KÜLTÜR SANAT YAY. 2018

 


 

Kaç kişi evladına Orman adını verebilir?

 

İranlı çizer Vaghar Aghaei ile daha önce de çalışmıştın. Bu kitapta onunla nasıl bir işbirliği içine girdiniz? Nasıl anlaştınız ve Vaghar sana nasıl ağaçlar çizdi?

 

Vaghar benim çok yakın dostum. İkimiz de bitkilere ve ağaçlara düşkünüz, hatta Vaghar’ın Orman diye seslendiği bir oğlu var. Kaç kişi evladına Orman adını verebilir? Bu kitabı elbette Vaghar ile yapacaktık. Vaghar çalışmaya başladığında farklı bir tarz denemek istedi. Birkaç çizim yaptı, sonra çok soyut olabileceğini düşündüğünden vazgeçti. En nihayetinde kitaptaki narin, naif ve romantik ağaçlardan bir ormanımız oldu. Şimdi o orman hem benim aklımda göğeriyor hem de ulaşabildiği çocukların kütüphanelerini süslüyor. Sanırım dünyada bundan büyük mutluluk azdır.

 


 

Çocuklara birkaç tavsiye 

 

Bir Şeftali Bin Şeftali

 

İranlı yazar Samed Behrengi, iki yoksul çocuğun emekle ve dostlukla filizlendirdikleri bir şeftali ağacının hikâyesini anlatıyor. Minik şeftali ağacı meyve vermeye başladığında sadece o iki çocuğun değil, tüm köy halkının hayatını değiştiriyor. Reha Barış’ın müthiş güzel çizimleriyle. Turkuvaz Kitap’tan.

 

 


 

Canım Ağacım 

 

Bir çocukla yaşlı bir meşe ağacının dostluğunun nefis hikayesi. Jacques Goldstyn’in çocuklara ölümü olabilecek en şairane şekilde anlattığı dokunaklı, yürek ısıtan bir kitap. Can Yayınları’ndan.

 

 


 

Küçük Ağaç

 

Büyümekten korkan bir ağacın başına neler gelir? Korkusunu yenip nasıl kocaman bir ağaca dönüşebilir? Loren Long’dan bir cesaret masalı. Beyaz Balina Yayınları’ndan.

 

 


 

Yüksek Tansiyonlu Çınar Ağacı

 

Köyün en yaşlı ağacı olan dev çınar ağacı hastalanınca çocukları bir telaş sarar. Ağacın nesi vardır acaba, tansiyonu mu çıkmıştır yoksa? Hele yaşlı çınar kuruyunca olanlar olur. Mizah ustası Behiç Ak’ın kitabı. Günışığı Kitaplığı’ndan.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.