Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Ayrılık Ahlâkı




Toplam oy: 16
Kendini kurtarmak yahut kazanımlarını korumak için başkalarını, genellikle de arkadaşlarını feda edenlerin çağındayız. Dürüst ve düzgün insanların üzgün olduğu bir dünyanın içindeyiz. Ölenle ölemiyor, gidenle gidemiyor, kalanla kalamıyoruz.

Ayrılık, dünya hayatının en son kelimesidir. Nihayetinde, sevdiğimiz, bize ait olduğunu düşündüğümüz her şeyi geride bırakacak ve ayrılık atına binip gideceğiz.

 

Fâni dünyada birçok ayrılık yaşarız. Birlikte olduğumuz insanlardan, bulunduğumuz yerden, çalıştığımız adresten ayrılırız.

 

Zamanla insanların önceliği, hassasiyeti, iş tutuş şekli, düşünce yapısı değişir ve ayrılık kaçınılmaz olur. Esasında nasihat bellidir: Ayrılıktan özenle kaçınmak ve birlikte olmaya ısrarla devam etmek...

 

Kıymetiniz bilinmez, emeğiniz karşılık görmez, samimiyetiniz suiistimal edilir vs. Usanç gelir, burukluk oluşur, gönülKişisel yahut kurumsal, her ayrılık yorucu bir süreçtir. ‘Severek ayrıldılar’ diye çok kullanılan bir kalıp var. Bu ayrılık çeşidiyle henüz karşılaşmadım.

 

Menfaat duygusu, görünme arzusu, öne geçme tutkusu, yönetme isteği ayrılığı hızlandırır. Ticari, siyasi ve edebi ayrılıklarda bunlardan birkaçını görebiliriz. İnsanî (kalbî) ayrılık ise başkadır.

 

İnsanla münasebette temkinli olmak iyidir. Bugünün yarını da var. Yarının sadece ne getireceğini değil, ne götüreceğini de bilemeyiz. Ayrıca: Allah’a inanır, insanlara itimat ederiz. İnsana inanmanın sonu hüsranla, ayrılıkla bitebilir. Yapmam diyen yapabilir, söylemem diyen söyleyebilir, gitmem diyen gidebilir. Son tahlilde, insan, sözünü tutamamış olandır. yorgunluğu taşınamaz noktaya ulaşır.

 

Fedakârlık ile şahsi çıkar, samimiyet ile riya, minnet ile inkâr, vefa ile nankörlük aynı istikamette yürüyemezler. Kendini kurtarmak yahut kazanımlarını korumak için başkalarını, genellikle de arkadaşlarını feda edenlerin çağındayız.

 

Dürüst ve düzgün insanların üzgün olduğu bir dünyanın içindeyiz. Ölenle ölemiyor, gidenle gidemiyor, kalanla kalamıyoruz. Mahremiyetin yerini teşhircilik aldı, alıyor. Mutlaka görmüşsünüzdür. Müzayede firmaları yahut internet siteleri, gösterişli objeleri “teşhirlik parça” başlığı altında satışa sunuyor.

 

Buraya nasıl geldik? Bir güzelliği teşhir etmek bile uygun bir davranış biçimi sayılmazken, mahrem meseleleri gözler önüne sermek, onları kullanışlı bir malzemeye dönüştürmek hoş karşılanmaz ve ters etki oluşturur.

 

Kendimizi ve haysiyetimizi elbette koruyalım, savunalım. Bunu, vaktiyle birlikte yürüdüğümüz insanları ve kurumları karalamadan, türlü imalarda bulunmadan da pekâlâ yapabiliriz. Giden gittiği, kalan kaldığı yerde olumsuz konuşmamalıdır. Telafisi mümkün olmayacak cümleler kurmak, ancak ayrılığı düşmanlığa dönüştürmeye yarar.

 

Uzun soluklu yürüyüşlerde, bazı kimseler geride kalır, bazıları da şu veya bu nedenden dolayı kırgınlık yaşar. Kimi yerini beğenmez, kimi beklentilerine karşılık bulamaz, kimi de değerinin anlaşılmadığını düşünür. Unutmadan: Bahane arayan, ona kolaylıkla ulaşabilir. Böylece bütünden ayrılmış, ana gövdenin dışında kalmış olur.

 

İnsan insanın emanetidir. Yolculuk esnasında yaşananlar, yollar ayrıldıktan sonra ifşa edilemez. Yol Ahlâkı, bir sonraki yazımızın konusu olsun ve burada bitirelim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.