Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bakmakla Görmek Arasındaki İnce Çizgi




Toplam oy: 9

Polisiye edebiyatın okuru cezbeden en önemli yönlerinden biri, cümleler, satırlar, sayfalar boyu körüklenen merak duygusuysa, bir diğeri de yazarın zekasına saygı duyulmasını sağlayan, zeki dedektiflerdir. Okurun ilk bakışta göremediğini gören, ipuçlarını toplayıp vakayı çözen dedektif, sıradan bir polis olabileceği gibi, kimi zaman da Arthur Conan Doyle’un ikonik karakteri Sherlock gibi muazzam bir dehaya sahip olabilir. Natüralist’in kahramanı Profesör Theo Cray de dedektiflik skalasında dehaya yakın bir yerlerde, ancak tam olarak öyle olduğunu iddia etmeyeceğim. Zira bu defa kahramanımız bir polis değil, bir biyolog. İşinde iyi bir akademisyen. Ve kitap boyunca aslında sadece işini yapıyor; doğayı okuyor. Tabii bu onun, insanların göremediği pek çok detayı ve ipucunu görebildiği anlamına geliyor.

 

Son zamanlarda en merakla okuduğum romanlardan biri olan Natüralist’i Andrew Mayne kaleme almış. Yazarın biyografisi ise okuru sıra dışı bir kitabın beklediğini belli eden cinsten: “A&E kanalındaki Don’t Trust Andrew Mayne adlı programın yıldızı olan Andrew Mayne, bir sihirbaz ve roman yazarı. İlk dünya turnesine ergenlik yıllarında bir illüzyonist olarak çıktı ve sonra Penn & Teller, David Blaine ve David Copperfield ile birlikte sahne arkasında çalıştı. Andrew’un Angel Killer romanı şu sıralar televizyon dizisine uyarlanma aşamasında. Ayrıca Weird Things adında bir de podcast sunuyor.”


Cinayeti ancak bir natüralist çözebilir
“Vahşice işlenen bu cinayeti çözebilecek tek kişi, doğayı bambaşka açılardan gören bir natüralistti.” Kapağındaki bu tanıtım metninin hakkını veren baş karakteri Theo Cray ile Natüralist, bir solukta okunan bir roman. Ancak metni giriş, gelişme ve sonuç olarak ayırırsak, muhteşem başlayıp ilerleyen giriş ve gelişme bölümlerinin aksine, sonuç kısmı ne yazık ki yavan kalıyor ve tatmin etmiyor. Bununla beraber, bu olmamışlık hissini yaratan son, elbette romanı kötü bir kitap yapmıyor. Hikâyeden bahsetmek gerekirse…
Theo Cray, bilişimsel bilim ve biyoloji alanlarında son derece donanımlı bir profesördür. Bir araştırma ve inceleme için geldiği Montana’da, sakin bir gün geçirirken, konakladığı motele yapılan polis baskınıyla şaşkına döner. Kelepçelenip polis merkezine götürülür ve sıkı bir sorguya tabi tutulur. Yakınlardaki ormanlık arazide genç bir kadın öldürülmüştür. Bu vakada Cray’i şüpheli durumuna getiren şeyse, öldürülen kadının eski bir öğrencisi olmasıdır. Polisler onun masum olduğunu kısa sürede anlarlar çünkü cinayeti kimin işlediği çözülmüştür; bir ayı. Gerek kurbanın cesedindeki pençe izleri gerekse üzerinde bulunan kıllar, katilin yakayı ele vermesine sebep olmuştur. Cray karakoldan ayrılmadan evvel karşı koyamadığı bir hisle bir an fırsatını bulur ve delilleri ortadan kaldırmakla suçlanabileceğini bile bile ayının kıllarından birini yanına alır.
Cray derinden sarsılmıştır. Öğrencisini yıllar önce akademide ilerlemesi için teşvik eden kendisidir. Genç kadın akademik araştırma yapmak için geldiği ormanda bir ayı tarafından öldürülünce, kendisini suçlu hisseder. Kasabada konaklamaya devam ettiği birkaç gün boyunca bu konuyu düşünür. Ormana gidip öğrencisinin katledildiği ve polisin olay yeri olarak işaretlediği suç mahallini bulur. Yaptığı gözlemlerde onu huzursuz eden bir şeyler vardır. İncelediği boğuşma izleri, Cray’i katilin bir ayı olduğuna ikna etmez. Ancak çok geçmeden avcılar katil ayıyı bulup öldürürler. Bölgedeki ayılar doğal hayatı izleyen dernekler tarafından kimliklendirilmiştir. Cray karakoldan aşırdığı kılın DNA’sını inceletip başka bir ayıya ait olduğunu öğrenince, bunun bir cinayet olduğuna dair hiç şüphesi kalmaz. Çünkü kurbanın üzerinde kılları bulunan ayının bölgesi, sistemde görüldüğü üzere buralardan çok uzaktadır. Ne yazık ki polisleri ikna edemeyecektir. Fakat vazgeçmeye niyeti yoktur. Araştırmaya koyulur.

Yanlış sorular hatalı adımlara sebep
Bu aşamadan sonra Theo Cray’in peşine takılan okurları soluksuz bir macera bekliyor. Cray keskin zekasını kullanıp bir biliminsanına yakışacak şeyi yapıyor ve sorguluyor. Sorduğu doğru sorular kadar yanlış sorular da var ve çoğu zaman hedefine doğru emin adımlarla ilerlese de hatalı adımları sebebiyle arada başı belaya da giriyor. Ancak kesin olan şu ki, hikâyenin ritmi bir daha asla düşmüyor.
Olayı irdelediği için şerif tarafından kasabadan kovulunca, komşu kasabaya gidiyor. Burada da yakın zaman önce kaybolan genç bir kızın varlığını öğrenmesiyle ikinci ipucunu yakalıyor ve nihayet somut veriler elde etmeye başlıyor. Kaybolan kız için çoğu kişi evini terk edip uzaklara gitmiştir diye düşünürken, en yakın arkadaşı ormanda kendilerine saldıran bir yaratıktan bahsediyor. Bu da hikâyenin kırılma noktası oluyor.
Theo bir algoritma vasıtasıyla bölgede kaybolan ve ölü ya da diri kendisinden asla haber alınamayan insanların sayısının bir hayli fazla olduğunu öğrenince, meseleyi çözmeden bırakmayacağını anlıyoruz. Artık tamamen motive olmuş ve katili yakalamaya odaklanmıştır. Fakat bu o kadar kolay olmayacaktır. Yıllara yayılan cinayetler, çok geniş bir coğrafya ve kurbanlarını vahşi bir hayvan gibi katleden bir katil… Sahip olduğu bakış açısı bu karmaşık problemi çözmeye yetecek mi? Elbette. Yine de onu bekleyen pek çok kötü sürpriz ve tehlike var. Ne de olsa bir cinayeti çözmek, cinayeti işlemekten daha zordur.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Şiir ve roman gibi edebî eserlerin yanında çok sayıda deneme ve incelemeye de imza atan Ümit Aktaş’ın ilk romanı Âdem. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’i tarihin sıfır noktasına inerek sancılı bir başkaldırının, ilk büyük kaçışın, en uzun sürgünün yongalarını hayata ve tabiata serpiştirerek ele alıyor.

Zümer Sûresi’nde “Allah kimin gönlünü İslâm’a açmışsa o, Rabbi’nden gelen bir aydınlık içinde olmaz mı?” buyrulur. Bu açıdan, arz üzerinde en karanlık olduğu varsayılan dönemlerde bile hidâyet nûru kesintisiz bir şekilde kalplere sirayet etmeye devam etmiştir.

Herkesin makul fiyata, iyi standartlarda bir eve sahip olmasını hedefleyen İsveç Sosyal Demokrat Partisi, Milyon Programı adını verdiği bir projeyle 1965’ten 1974’e kadar bir milyon konut inşa eder.

Garip Akımı ile Türk şiirine yeni bir tavır getiren Orhan Veli, 36 yıllık hayatında şiir başta olmak üzere hikâye, deneme, çeviri, eleştiri gibi edebiyatın çeşitli alanlarında metinler yazdı. Cemal Süreya der ki, “Orhan Veli Türk şiirine kasket giydirdi.” Attila İlhan’a göre ise Türk şiirine geleneksel sesini kaybettirmiştir.

Kuşaklardır bizden “Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?” ikilemini çözmemizi beklediler. Yalnız atalarımızın hayat hikâyelerini okudukça görüyoruz ki onlar bunu bir tercih meselesi olarak görmemişler ve hayatları boyunca çok okuyup çok gezmeyi bir arada sürdürmüşler. Seyahat kelimesi Arapça “Suyun yeryüzünde sürekli akması” anlamına gelen “seyh” kökünden türemiş.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.