Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Batı'da Edebi̇yat Gündemi̇ Ve Öne Çıkan Eserler




Toplam oy: 12
Malcolm’un Siyah Amerika’nın savcısı olduğu söylenebilir. Beyaz Amerika’yı, ırkçı köleliğe dayanan siyah insanlığa karşı işlenen bir dizi suçtan dolayı kovuşturuyordu. King ise Siyah Amerika’nın savunma avukatı gibidir ve bir yerde her iki tarafı da savunur. Siyahları beyazlara karşı savunur ve beyazlara siyahların üstünlüğünü istemediğini söyler.

“Kendi yarattığı problemleri çözmekten aciz olduğunu ispat etmiş bir medeniyet, çökmüş bir medeniyettir. En hayati sorunlarına göz yummayı seçmiş bir medeniyet hasta bir medeniyettir. Kendi ilkelerini düzenbazlık ve yalancılık uğruna harcayan bir medeniyet, ölüm döşeğindeki bir medeniyettir.”

 

Aime Césaire

 


Malcolm X ve M. Luther King arasındaki farklar

 

Malcolm X ve Martin Luther King Jr., sivil haklar ve beyazların üstünlüğüne karşı mücadelede sık sık karşıt güçler olarak sunulurlar. King, genellikle şiddet yanlısı olmayan içeriden birisi olarak tasvir edilirken, Malcolm X siyasi kavgada her türlü yolu mübah gören bir eylemci olarak nitelendirilir. Peniel Joseph, Sword and the Shield kitabında gerçeğin bundan daha nüanslı olduğunu anlatıyor. Bu kitapta Joseph, iki sivil haklar liderinin hayatlarını bir araya getiriyor ve Malcolm X ve King’in hedefe nasıl ulaşılacağıyla ilgili stratejilerinin farklı yetiştirilmeleriyle bağlantılı olduğunu ileri sürüyor. “Malcolm X ırksal travmaya gerçekten çok erken yaşlarda maruz kalmıştı” diyor ve ekliyor “King, aksine, üst-orta sınıf, Afro-Amerikalı bir ailenin oğlu olarak yaldızlı bir çocukluk geçirmişti”. Asıl sıra dışı olan şey, Black Lives Matter protestocularının radikal siyahların haysiyetini ve onurunu savunuyorken her iki stratejiye de gereksinim olduğunu düşünmeleridir. Malcolm ve Martin aslında aynı madalyonun iki ayrı devrimci yüzleridir. Malcolm, siyahların Amerika’ya özgü keskin ırkçılık hastalığına yakalandıkları için, Amerikan demokrasisine ırk olarak asla entegre olamadıklarını savunuyordu.

 

 

Malcolm, ayrıca siyahların nefsi müdafaa ve polis vahşetine karşı kendilerini savunma hakları olduğunu iddia ediyordu. 1950'lerde ve 60'larda Malcolm X'i takip ettiğinizde, Buffalo, NY ya da Los Angeles, CA'da, İslam Ulusu üyelerinin polis şiddetiyle vahşice öldürülüşüne karşı çıkışını hatırlarsınız. Malcolm, siyahların kendilerini savunmaya hakları olduğunu söylüyor ve siyahlar ancak yaşadıkları ırkçı terörü sona erdirmek için meşru müdafaa hakkını kullanmaya başladıkları an Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Siyah devrimin gerçek bir devrime dönüşeceğini iddia ediyordu. Diğer yandan Martin Luther King Jr. şiddetsizliğe inanmasına rağmen, King'in etrafında her zaman onu korumaya çalışanlar vardı ve gösterilerde etrafta silahlarıyla dolanıyorlardı. Kara Panterler de daha sonra barışçıl insan hakları aktivistlerini ırkçı terörden korumak ve savunmak için silahlanmışlardı. King'in etrafında Montgomery, Alabama'da her zaman silahlı muhafızları vardı. Bayard Rustin’in ona şiddetsizlik pratiğini yaşamak istiyorsa o silahlı muhafızlardan arınması gerektiğini söylemişti. King ise şiddet içermeyen stratejiyi kullanarak Amerika Birleşik Devletleri'ni kendi iradesi dışında dönüştüreceğiz diyordu. Malcolm'un Siyah Amerika'nın savcısı olduğu söylenebilir. Beyaz Amerika'yı, ırkçı köleliğe dayanan siyah insanlığa karşı işlenen bir dizi suçtan dolayı kovuşturuyordu. King ise Siyah Amerika'nın savunma avukatı gibidir ve bir yerde her iki tarafı da savunur. Siyahları beyazlara karşı savunur ve beyazlara siyahların üstünlüğünü istemediğini söyler. Irkçı kölelik ve Jim Crow ayrımcılığının intikamını istemiyordu. “Siyah vatandaşlığına ulaşmak için bizimle birlikte savaşan, mücadele eden ve ölen beyaz müttefiklerimiz var.” Yani her ikisinin de oynadığı roller ilgi çekicidir. Ancak Malcolm'un suikast sonucu öldürülmesinden sonra en büyük ironi ve dönüşümlerden biri King’in de artık Siyah Amerika'nın savcısı olmasıdır.

Havalı bir düzyazı: Akwaeke Emezi
Nijerya’da doğan ve New Orleans’ta yaşayan yazar ve sanatçı Akwaeke Emezi, Igbo ontolojisini, perspektif değiştiren anlatımı ve korkusuz, havalı düzyazı tarzını bir araya getiren Freshwater kitabıyla edebiyat dünyasına girmişti. Freshwater’da, Emezi her şeyden önce sesi önceliklendirir. Yapıyı terk etmek riskli bir seçimdir, ancak Emezi bunu önemsemez. Freshwater geleneksel hikaye anlatımını reddettiği yerde, Death Of Vivek Oji, geleneksel suç kurgusunun formunu benimser. Bir yazarın romanlar arasında bu şekilde dönüştüğünü görmek her zaman etkileyicidir. Emezi ustalıkla mahkum romantizm ve aile dramasını gizemli bir forma sokar, sonra yavaş ama emin adımlarla ölüm üzerinde muzaffer bir aşk portresi oluşturmaya girişir. Vivek Oji’deki en önemli gerilimler ve çatışmalar yaşam ve ölüm arasında değil, farklı sevgi biçimleri arasındadır. Vivek’in annesi Kavita, romanın dedektifi olarak hizmet eder, ancak gerçeği arayışı yeğeni Osita tarafından engellenir. Osita, Vivek’in tek kuzeni, en yakın arkadaşı ve sevgilisidir. Ancak Osita’nın Kavita’dan sakladığı ve olumlu olduğu başka bir sırrı var ki bu onu Vivek’in hafızasının en gerçek koruyucusu yapıyor. Vivek’in çocukluk arkadaşları kendileri hakkında aynı şeyi düşünüyor geleneksel bir Agatha Christie gizemliliği barındırıyor. Vivek’in ölümüyle ilgili gerçeği aramak ya da gizlemek için motivasyonları olan karakterler bunlar. Emezi, Vivek’in hayatının karmaşık sevinçlerine odaklanmak için ölümü reddediyor. Edebiyat yazarları ve eleştirmenler genellikle romandaki karakterizasyonunu küçümsüyor olsalar da, Emezi karakterlerini, değişken, yas tutan Kavita ve Osita’ya ve daha da önemlisi Vivek’e karşı kontrast noktaları olarak etkili bir şekilde ustaca kurguluyor.
Şiir Kitapları


My Darling from the Lions (Aslanlardan Sevgilim)
Rachel Long’un Picador yayınevi tarafından basılan My Darling from the Lions kitabı First Collection Ödülü’ne aday gösterilen nefes nefese bir enerji barındıran bir eser. Woman of Colour İçin Octavia Şiir Kolektifinin kurucusu olarak Long, uzun zamandır yeni bir dünya yaratmak adına keskin bir zeka ve zevkle yazıyor; bir mülk “Tetris gibi inşa edilmiş” olarak tanımlanıyor, afroslar küreler haline geliyor,bebekler ferahlatıcı bir araç oluyorlar.

Moving House (Hareketli Ev)
Theophilus Kwek’in ilk koleksiyonu olan Moving House (Carcanet), dislokasyonlarla doludur ve dünyalar arasında geçiş yapmanın zorluklarıyla ilgilidir: yaşayan ve ölü, geçmiş ve şimdiki, İngiltere ve Singapur. Kwek’in şiirleri var olmak için en korkunç yerin bir mekanın kenarlarında bulunmak olduğunun farkındadır, ancak görkemli, sakin akışı sizi dizelerdeki keskin siyasi zekayı fark etmekten alıkoymamalıdır.
Kwek sakince ve sürekli olarak göz ardı edilenlere dikkat çekiyor – ev işçileri, eğitimde öldürülen askerler, boğulan mülteciler-nazikçe, ne kadar özen gösterebileceğinizi ve önemsemeniz gerektiğini soruyor: “bu yüzden fırtınalar, / bol, gemilerini başka bir yere göndermeli // körfezin kilitli kalbinin ötesine demir atmak için”.
Nasıl Uçulur
Sahile yakın bir ev ya da bir kabin kiralayın
ancak: yürüyüş ayakkabılarınızı almayın.
Herhangi bir yerde sizi görebilecekleri
giyeceğiniz kıyafetleri almayın.
Şarj cihazlarınızı almayın.
Gerekirse Scrabble oyunu alın,
ama ne bir sözlük ne de
puan tutmak için kalem almayın.
Yemek kitabı almayın
ya da pişirecek bir şey.
Bir olta kamışı, olabilir
ama sicim değil,
kanca, platin,
hepsini bırakın.
Bulmaya çalışın
geride kalan
nedir.
Barbara Kingsolver
(In Ten Thousand Easy Lessons, Faber)

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.