Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Bir Bürokrasi Hicvi




Toplam oy: 54
Maaşlı bir toplum sonrası Balzac, ortaya çıkan bürokrasiyi ve bunun sonuçlarını, dokuz beş çalışmanın beraberinde getirdiği yozlaşmayı ya da zengin ve fakir ayrımının bu yeni düzende nasıl görüldüğü, emeklileri ve stajyerleri gözlemliyor.

Balzac, 1831 yılında Evliliğin Fizyolojisi’nden on yıl sonra yazar Çalışanın Fizyolojisi’ni. Bu küçük kitap, yazımından yaklaşık 180 yıl sonra, ilk kez Münif Sair tarafından Türkçeye çevrildi.

 

Modern anlamda kamu idaresi tesis olunma aşamasında; Napolyon sonrası dönemde Fransız devlet bürokrasisinin yeniden örgütlenmesiyle bakanlık sayısı ve haliyle memur sayısında artış meydana gelmiş. Kafka’nın ofis bürokrasisinin kâbus metafiziğini anlatmasından, Kâtip Bartelby’den evvel Balzac bizi Paris’te bir ofis hayatına götürüyor ve bürokrasiyle onun çarklarının nasıl işlediğini anlatıyor. Çalışanın Fizyolojisi, Türkçede ilk kez, geçtiğimiz aylarda yayım hayatına başlayan Vakıfbank Kültür Yayınları tarafından yayımlandı.

 

“Çalışan nedir? Çalışanı tanımlamaya nereden başlamalı ve nerede bitirmeli” sözleriyle başlıyor Çalışanın Fizyolojisi. Kraliyet sonrası, cumhuriyetle birlikte yaygınlaşan bürokrasiye ülke teslim olmuş. Dokuzdan beşe çalışma gibi bir kavram ortaya çıkmış ve haliyle, ülkede dokuzdan beşe kadar çalışacak yahut çalışmamak için her şeyi yapacak bir tabakanın ortaya çıkması da uzun sürmemiş. Maaşlı bir toplum sonrası Balzac, ortaya çıkan bürokrasiyi ve bunun sonuçlarını, dokuz beş çalışmanın beraberinde getirdiği yozlaşmayı ya da zengin ve fakir ayrımının bu yeni düzende nasıl görüldüğü, emeklileri ve stajyerleri gözlemliyor, betimliyor, öngörüyor ve uygun bir dille, hicivle bir tasnife girişiyor.

 

Balzac’ın Çalışanın Fizyolojisi’nde anlattıkları her yönüyle evrensel olarak tanımlanabilir. Kitapta yer alan memur tiplerinin, stajyer ve çalışan prototiplerinin hepsine günümüzde rastlayabiliriz. Karikatürü yapılacak kadar belirgin bir sınıflandırmanın olmadığı o dönemde, Balzac’ın gözlem ve tasniflerine hayran olmamak elde değil.

 

Alay etmek için önce bir belgeselci ustalığıyla tanı koymalı ve sevmediği, çoğunun bir işe yaradığını düşünmediği bu insan tiplerini iyice gözlemlemeli.

 

Peki neler görüyor Balzac? Mesela çalışan, ona göre kâğıt kalabalığı üreten kimseden başka bir şey değil: “Yaşamak için maaşına ihtiyaç duyan ve istifa etmekte özgür olmayan kişidir çalışan çünkü bu kişinin, sonsuz kâğıt kalabalığı üretmekten başka hiçbir alanda donanımı yoktur.” Stajyerler bile ikiye ayrılır onun dünyasında; zengin ve fakir stajyerler. Fakir stajyerlerin cepleri ümit doludur ve daimi bir makama ihtiyaçları vardır; zengin olanlarsa kayıtsızdır çünkü hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Memur olmayı da küçük görür Balzac. Ona göre, “oğlunuza özel bir gelir ya da toprak bırakamayacaksanız, iyi stoklanmış bir dükkân, bir acente, bir işyeri, patentli bir icat bırakamayacaksanız”, o barbarca, acımasız, ölümcül ifadeyi asla kullanmamalısınız: “O bir memur olacak!”

 

Balzac’ın hicvi her zamanki gibi çoğunlukla gözlem ve tespit üstüne kurulu olsa da, kitap içine eklediği aksiyomlar ortaya teorik bir beyaz yakalı profili oluşturmasına da katkıda bulunuyor.

 

 

ÇALIŞANIN FİZYOLOJİSİ
Honore de Balzac

ÇEV: Münif Sair
VAKIFBANK KÜLTÜR
YAYINLARI 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.