Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Cemal Süreya'nın Nefesi




Toplam oy: 14
Perihan Bakır’ın çizdiği Cemal Süreya portresi tıpkı şiirlerindeki gibi; zeki, muzip, hazır cevap, merhametli, yaralı ve kalbi ile düşünen bir adam. Bir gün elinizden bir Cemal Süreya şiiri tutarsa şairin hayatının sizin hayatınıza dâhil olduğunu fark edeceksiniz…

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz. Hal böyleyken hakkında anekdot, hikâye hatta bir tür modern söylenceler yaratılan Cemal Süreya, İkinci Yeni şiiri içinde elbette en geniş okur kitlesine sahip şairlerden biri haline geldi. Onun şiirinin kederli yanı da muzip tarafları da ironik atmosferi de fena halde yaşanmışlık içerir. Edebiyat ilgisi nispeten zayıf sayılabilecek bir okur türünü dâhi kendisine çekebilecek ve entelektüel yetkinliği su götürmez yazarları da şiirinden istifade ettirebilecek bu geniş anlam yelpazesine ulaşan büyük bir şairin hayatı her türden ilgiyi hak ediyor. Feyza Perinçek ve Nursel Duruel’in ünlü Cemal Süreya biyografisinden sonra geçtiğimiz aylarda Everest Yayınları şairin kız kardeşi Perihan Bakır’ın Size Nefesimi Bırakıyorum adı ile şairin hayatına dair mühim tanıklıkları içeren bir eser yayınladı.

 

Perihan Bakır’ın dilinden abisinin hayatını okudukça ilk kapıldığınız izlenim kesinlikle şu olacaktır; “Evet, şiirlerindeki Cemal Süreya tam olarak bu adam”. O şiirlerin kanımıza neden ve nasıl bu kadar hızlı karıştığını bir kez daha anlıyoruz. Birçok şiirini- belki sizin için anlam arafında kalan bazı mısraları- bu kitabı okuduktan sonra bir yerden alıp başka bir yere koyabiliyorsunuz. Annesizliği, sürgünü, fakirliği, yalnızlığı, merhameti… Cemal Süreya’nın şiir dünyasını meydana getiren duygunun kaynağına inebilmek kesinlikle müthiş bir okur deneyimi.

 

“Dostoyevski’yi okuduktan berihuzurum yoktur”

 

Cemal Süreya TRT’de katıldığı bir programda “1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim bu kadar.” Diyerek kendini anlatır. Bunu ilk izlediğimde şaşırmıştım. Geriye dönüp baktığımda bu sözlerin aslında kardeşi Perihan Bakır’ın Cemal Süreya’yı anlattığı Size Nefesimi Bırakıyorum kitabını da özetlediğini fark ettim.

 

Seber kardeşlerin yani; Cemal, Perihan ve Ayten’in doğumlarından hatta daha geriden aile köklerinden başlayarak anlatılan yaşam öykülerini, Süreya’nın hayatının en yakın tanıklarından kardeşi Perihan’ın samimi ve sade anlatımı ile okuyoruz.

 

Şairin hayatı şiire dâhil

 

Mütevazı bir Anadolu ailesi olan Seberler; Pülümür, Erzincan, Bilecik, İstanbul arasında sürgün, varlık, yokluk, ölümler, hastalıkları içeren bir trajedinin kendimizden parçalar bulabileceğimiz gerçek kahramanları. Şairin aile tarihi üzerinden aslında bir kısa Türkiye tarihi ile karşılaşıyoruz. Süreya’yı en çok etkileyen olay ise şüphesiz henüz altı yaşında annesini kaybetmesi oluyor. Bundan sonrası onun da tabiri ile hep bir “şefkat arayışı”dır. Bütün insani ilişkilerini ve hatta aşklarını etkileyen bu büyük kayıp onun şiirinde şöyle tezahür eder; “Önce öp, sonra doğur beni.”

 

Perihan Bakır’ın çizdiği Cemal Süreya portresi tıpkı şiirlerindeki gibi; zeki, muzip, hazır cevap, merhametli, yaralı ve kalbi ile düşünen bir adam. Bir gün elinizden bir Cemal Süreya şiiri tutarsa şairin hayatının sizin hayatınıza dâhil olduğunu fark edeceksiniz…

 

Bir şeyiniz olayım sizin,

Hani nasıl isterseniz,

Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz,

Dünyanın bir ucuna

Birlikte gider miyiz?

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yayın sektörünün içinden biri misiniz? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

 

İnsan karakter özellikleriyle tanınır daha çok. İnsanın kelimeleri, yürüyüşü, dinleyişi, konuşması hepsi birlik olup karakter denilen hususiyetler toplamını oluşturur. Dil de bir karakter taşır sonuçta. Her dilin ayrı bir karakteri vardır. Çünkü dil, konuşulan ağızlarda, susulan gönüllerde bir kimliğe, bir aidiyet bilincine dönüşür daha çok.

Dünya tarihini değiştiren, konumuzla alakalı en önemli icatlardan biri yazı ise diğeri kuşkusuz matbaadır. Matbaa denildiğinde de akla gelen ilk isim 3 Şubat 1468 yılında hayata gözlerini yuman Johannes Gutenberg’tir. Modern matbaacılığın babası olan isimden önce de matbaa Çin’de yüzyıllar öncesinde kullanılıyordu.

Gerçek, dört unsur kadar hayatidir pratik yaşamda. (Nasıl da tutunuruz ona!) İnsan kendisi için işe yarayan bir gerçeklik versiyonundan (makul bir iş, makul bir evlilik, makul bir çocuk, makul ölçekte çekişmeler, dedikodular, hazlar, keşifler ve yarışlardan) memnun olmadıkça nevroz ataklarıyla boğuşur durur.

Günümüz çocuklarının hafızasında biriken hikâyeler her geçen gün azalıyor. Hikâyesiz büyüyen çocukları bekleyen tehlikelerden söz etmenin sırası değil şimdi. Ama şu kadarını söylemek bile yeterli olacaktır: Geçmişe ait anısı ekran ışığından ibaret olan çocuğun geleceği aydınlık olamaz. Bu yüzden çocuklarımızla anı biriktirmek, onlarla konuşmak, hayatı yaşamak ve deneyimlemek önemli.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.