Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Cemal Süreya'nın Nefesi




Toplam oy: 28
Perihan Bakır’ın çizdiği Cemal Süreya portresi tıpkı şiirlerindeki gibi; zeki, muzip, hazır cevap, merhametli, yaralı ve kalbi ile düşünen bir adam. Bir gün elinizden bir Cemal Süreya şiiri tutarsa şairin hayatının sizin hayatınıza dâhil olduğunu fark edeceksiniz…

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz. Hal böyleyken hakkında anekdot, hikâye hatta bir tür modern söylenceler yaratılan Cemal Süreya, İkinci Yeni şiiri içinde elbette en geniş okur kitlesine sahip şairlerden biri haline geldi. Onun şiirinin kederli yanı da muzip tarafları da ironik atmosferi de fena halde yaşanmışlık içerir. Edebiyat ilgisi nispeten zayıf sayılabilecek bir okur türünü dâhi kendisine çekebilecek ve entelektüel yetkinliği su götürmez yazarları da şiirinden istifade ettirebilecek bu geniş anlam yelpazesine ulaşan büyük bir şairin hayatı her türden ilgiyi hak ediyor. Feyza Perinçek ve Nursel Duruel’in ünlü Cemal Süreya biyografisinden sonra geçtiğimiz aylarda Everest Yayınları şairin kız kardeşi Perihan Bakır’ın Size Nefesimi Bırakıyorum adı ile şairin hayatına dair mühim tanıklıkları içeren bir eser yayınladı.

 

Perihan Bakır’ın dilinden abisinin hayatını okudukça ilk kapıldığınız izlenim kesinlikle şu olacaktır; “Evet, şiirlerindeki Cemal Süreya tam olarak bu adam”. O şiirlerin kanımıza neden ve nasıl bu kadar hızlı karıştığını bir kez daha anlıyoruz. Birçok şiirini- belki sizin için anlam arafında kalan bazı mısraları- bu kitabı okuduktan sonra bir yerden alıp başka bir yere koyabiliyorsunuz. Annesizliği, sürgünü, fakirliği, yalnızlığı, merhameti… Cemal Süreya’nın şiir dünyasını meydana getiren duygunun kaynağına inebilmek kesinlikle müthiş bir okur deneyimi.

 

“Dostoyevski’yi okuduktan berihuzurum yoktur”

 

Cemal Süreya TRT’de katıldığı bir programda “1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim bu kadar.” Diyerek kendini anlatır. Bunu ilk izlediğimde şaşırmıştım. Geriye dönüp baktığımda bu sözlerin aslında kardeşi Perihan Bakır’ın Cemal Süreya’yı anlattığı Size Nefesimi Bırakıyorum kitabını da özetlediğini fark ettim.

 

Seber kardeşlerin yani; Cemal, Perihan ve Ayten’in doğumlarından hatta daha geriden aile köklerinden başlayarak anlatılan yaşam öykülerini, Süreya’nın hayatının en yakın tanıklarından kardeşi Perihan’ın samimi ve sade anlatımı ile okuyoruz.

 

Şairin hayatı şiire dâhil

 

Mütevazı bir Anadolu ailesi olan Seberler; Pülümür, Erzincan, Bilecik, İstanbul arasında sürgün, varlık, yokluk, ölümler, hastalıkları içeren bir trajedinin kendimizden parçalar bulabileceğimiz gerçek kahramanları. Şairin aile tarihi üzerinden aslında bir kısa Türkiye tarihi ile karşılaşıyoruz. Süreya’yı en çok etkileyen olay ise şüphesiz henüz altı yaşında annesini kaybetmesi oluyor. Bundan sonrası onun da tabiri ile hep bir “şefkat arayışı”dır. Bütün insani ilişkilerini ve hatta aşklarını etkileyen bu büyük kayıp onun şiirinde şöyle tezahür eder; “Önce öp, sonra doğur beni.”

 

Perihan Bakır’ın çizdiği Cemal Süreya portresi tıpkı şiirlerindeki gibi; zeki, muzip, hazır cevap, merhametli, yaralı ve kalbi ile düşünen bir adam. Bir gün elinizden bir Cemal Süreya şiiri tutarsa şairin hayatının sizin hayatınıza dâhil olduğunu fark edeceksiniz…

 

Bir şeyiniz olayım sizin,

Hani nasıl isterseniz,

Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz,

Dünyanın bir ucuna

Birlikte gider miyiz?

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.