Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Cemal Süreya'nın Nefesi




Toplam oy: 8
Perihan Bakır’ın çizdiği Cemal Süreya portresi tıpkı şiirlerindeki gibi; zeki, muzip, hazır cevap, merhametli, yaralı ve kalbi ile düşünen bir adam. Bir gün elinizden bir Cemal Süreya şiiri tutarsa şairin hayatının sizin hayatınıza dâhil olduğunu fark edeceksiniz…

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz. Hal böyleyken hakkında anekdot, hikâye hatta bir tür modern söylenceler yaratılan Cemal Süreya, İkinci Yeni şiiri içinde elbette en geniş okur kitlesine sahip şairlerden biri haline geldi. Onun şiirinin kederli yanı da muzip tarafları da ironik atmosferi de fena halde yaşanmışlık içerir. Edebiyat ilgisi nispeten zayıf sayılabilecek bir okur türünü dâhi kendisine çekebilecek ve entelektüel yetkinliği su götürmez yazarları da şiirinden istifade ettirebilecek bu geniş anlam yelpazesine ulaşan büyük bir şairin hayatı her türden ilgiyi hak ediyor. Feyza Perinçek ve Nursel Duruel’in ünlü Cemal Süreya biyografisinden sonra geçtiğimiz aylarda Everest Yayınları şairin kız kardeşi Perihan Bakır’ın Size Nefesimi Bırakıyorum adı ile şairin hayatına dair mühim tanıklıkları içeren bir eser yayınladı.

 

Perihan Bakır’ın dilinden abisinin hayatını okudukça ilk kapıldığınız izlenim kesinlikle şu olacaktır; “Evet, şiirlerindeki Cemal Süreya tam olarak bu adam”. O şiirlerin kanımıza neden ve nasıl bu kadar hızlı karıştığını bir kez daha anlıyoruz. Birçok şiirini- belki sizin için anlam arafında kalan bazı mısraları- bu kitabı okuduktan sonra bir yerden alıp başka bir yere koyabiliyorsunuz. Annesizliği, sürgünü, fakirliği, yalnızlığı, merhameti… Cemal Süreya’nın şiir dünyasını meydana getiren duygunun kaynağına inebilmek kesinlikle müthiş bir okur deneyimi.

 

“Dostoyevski’yi okuduktan berihuzurum yoktur”

 

Cemal Süreya TRT’de katıldığı bir programda “1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim bu kadar.” Diyerek kendini anlatır. Bunu ilk izlediğimde şaşırmıştım. Geriye dönüp baktığımda bu sözlerin aslında kardeşi Perihan Bakır’ın Cemal Süreya’yı anlattığı Size Nefesimi Bırakıyorum kitabını da özetlediğini fark ettim.

 

Seber kardeşlerin yani; Cemal, Perihan ve Ayten’in doğumlarından hatta daha geriden aile köklerinden başlayarak anlatılan yaşam öykülerini, Süreya’nın hayatının en yakın tanıklarından kardeşi Perihan’ın samimi ve sade anlatımı ile okuyoruz.

 

Şairin hayatı şiire dâhil

 

Mütevazı bir Anadolu ailesi olan Seberler; Pülümür, Erzincan, Bilecik, İstanbul arasında sürgün, varlık, yokluk, ölümler, hastalıkları içeren bir trajedinin kendimizden parçalar bulabileceğimiz gerçek kahramanları. Şairin aile tarihi üzerinden aslında bir kısa Türkiye tarihi ile karşılaşıyoruz. Süreya’yı en çok etkileyen olay ise şüphesiz henüz altı yaşında annesini kaybetmesi oluyor. Bundan sonrası onun da tabiri ile hep bir “şefkat arayışı”dır. Bütün insani ilişkilerini ve hatta aşklarını etkileyen bu büyük kayıp onun şiirinde şöyle tezahür eder; “Önce öp, sonra doğur beni.”

 

Perihan Bakır’ın çizdiği Cemal Süreya portresi tıpkı şiirlerindeki gibi; zeki, muzip, hazır cevap, merhametli, yaralı ve kalbi ile düşünen bir adam. Bir gün elinizden bir Cemal Süreya şiiri tutarsa şairin hayatının sizin hayatınıza dâhil olduğunu fark edeceksiniz…

 

Bir şeyiniz olayım sizin,

Hani nasıl isterseniz,

Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz,

Dünyanın bir ucuna

Birlikte gider miyiz?

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Hasan Ali Toptaş, Harfler ve Notalar kitabındaki “Kalubeladan Beri” başlıklı denemesinde şöyle der: “… zamana meydan okuya okuya yüzyılların gerisinden süzülerek ilk günkü tazelikleriyle bize kadar ulaşan hikâyeler, içlerindeki her şeyi bir şeye dayandırıp bolca açıklamalarda bulunan hikâyeler değil, yapılarında karanlık noktalar barındıran hikâyelerdir.

Nathaniel Hawthorne (1804-1864) özellikle Kızıl Damga ve Yedi Çatılı Ev romanlarıyla tanınmakla birlikte nitelikli öyküler de yazmış bir yazardır. 

Uzun bir zaman, ciddi ciddi, insanı bir yazıya başlamaya, onu sürdürmeye yönelten ya da başlamaktan ve sürdürmekten alıkoyan gerçek şeyin ne olduğunu düşünmeye çalıştım. Sanırım buna iyi bir cevabım var artık: ‘Sonra’yı düşlemek.

İşi gücü güzelliğinin sırlarını anlatmak olan çirkin yarı-deli kadınlar vardır. Hayat işte öyle bir şeydi benim için o zamanlar. Büyük harfle yazılan ve Orhan Gencebay’ın da “Hayat” dediği o şeyden bahsediyorum. O zamanlar bilemezdim tabii. Ama şiir dışında, yani kırışıklıkları açılmış anlar dışında sözüne güven olmazdı Hayat’ın. Hele gelecekle ilgili vaatlerine.

İşi gücü güzelliğinin sırlarını anlatmak olan çirkin yarı-deli kadınlar vardır. Hayat işte öyle bir şeydi benim için o zamanlar. Büyük harfle yazılan ve Orhan Gencebay’ın da “Hayat” dediği o şeyden bahsediyorum. O zamanlar bilemezdim tabii. Ama şiir dışında, yani kırışıklıkları açılmış anlar dışında sözüne güven olmazdı Hayat’ın. Hele gelecekle ilgili vaatlerine.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.