Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Dijitalleşme hayata nasıl yansıyor?




Toplam oy: 721

 

 

Metroda, cafelerde artık sıklıkla e-kitap okuru, tablet kullanıcısı görebilirsiniz. Hatta dergileri ve özellikle gazeteleri artık dijital yüzey üzerinden dokunmatik olarak sayfaları çevirerek okuyoruz, öyle değil mi? Peki, sayfaların hışırtısını duyarak o sayfaları çevirmek yakında mazi mi olacak yoksa?

 

 

Bu sayımızın kapak konusu sanatta dijitalleşmeyi konu alınca “Dijitalleşme süreciyle ortaya çıkan yeni uygulamalar sanata, hayata nasıl yansıyor?” sorusuyla yola düştük. Sanatla ilgili işlerde çalışanların yorumları daha çok nostaljik duygular üzerinden yürüse de, dijital ürünlerin hayatımızın vazgeçilmezi olduğu görüşünde yorumlar birleşiyor. Bir şemsiye satıcısı “Teknoloji hız getirdi ama biz halk olarak pek hızlı ilerlemiyoruz” derken bir üniversite öğrencisi işi “Dijital, elini emeğimden çek” demeye kadar götürüyor.

 

 

 

 

Dijitalleşme anlık tüketimler yaratıyor

 

 

Tuba Verir, Radyo-Televizyon öğrencisi (20)

 

 

 

Sanatta dijitalleşme dozunda olmalı. Teknoloji ulaşılabilirlik sağlıyor ama her şeyin de çok çabuk tüketilmesine neden oluyor. Dijitalleşmenin getirdiği ortam, sanatta anlık tüketimler yaratıyor.  Benim daha çok nostaljik bir tarzım var. Şu an okuduğum kitap, davası devam eden Ölüm Pornosu.

 

 

 

 

 

 

Kitap, kadının metalaşmasını eleştiren bir kitap. Diyelim ki yasaklandı, internete sızdırılınca okuyabiliriz; bu açıdan dijital ortamın olumlu yanları var. Normal şartlarda bir kitabı internetten, e-kitap’tan okumam, çünkü dokunmam ve hissetmem lazım. Hakan Bıçakcı twitter hesabında şu benzetmeyi yapmıştı ve çok hoşuma gitmişti: “AVM’de izlenen sinema eldivenle okunan kitaba benzer”. Artık herkes bilgisayarlarda, evinde müzik yapabiliyor. Böylece kaliteli müzik yapmak daha zor oluyor.

 

Photoshop'la resim yapmak ile tuvalde resim yapmak aynı şey mi?

 

 

Suat Ölçer, emekli (50)

 


Teknolojiyi takip etmek çok önemli, teknoloji olmadan olmaz. Sanat ve sanatçı emek verdikleriyle öne çıkar. Teknoloji bu emeğe engel değil tabii ki. Photoshop aracılığıyla resim yapmakla tuvalde resim yapmak aynı şey mi? Bana göre bir sanatçının ürettiğinin aynısını bir başka sanatçı üretemediği zaman sanat olur. Dijital aletlerle kopyalarsak sanattan uzaklaşmış oluruz. Ben vatandaş olarak hem dijitalden hem de emekten yanayım. Eskiden arabada müzik dinlemek için onlarca kaset taşırdık; şimdi MP3 gibi minicik bir kutuya binlerce müzik koyup dinleyebiliyoruz. Yani dijital emek de güzel!

 

 

 

 

 

 

Önemli olan kalıcılık

 

Gürol Sözen, heykeltraş, ressam


Her çağdaş üretim mutlak yenilikleri getirebilir önemli olan sonunda kalıcı olarak ne yansıyacağı topluma... Binlerce yıldan beri bizim tanık olduğumuz tek olgu bu. Binlerce yıldan beri eskimeyen sanat ürünlerinin eskiletilemeyeceğine inanıyorum ve yarınların sanatının da gene binlerce yıl önce var olanların hükmünün geçeceğine inanıyorum.

 

 

Bu arada söylemek isterim ki teknolojinin yarattığı özgür ortam mutlak bu söylediklerimi etkileyecektir...

 

 

 

 

 

Teknoloji ucuzlatıyor

 

Züheyir Kesici, şemsiye satıcısı, (21)

 

Gazeteler şimdi internetten okunuyor, bu benim çok zoruma gidiyor. Her şey bu yolla çok ucuzladı. Demirören AVM’nin yanında şemsiye satıyorum. Şu Demirören’e bir bakın, bir de diğer eski binalara... Teknoloji nasıl değiştiriyor bir binayı görün... Şimdiki mağazalara bakın, satılan ürünler hep hızlı tüketimin getirdiği ürünler. Teknoloji hız getirdi ama biz halk olarak gelişim açısından hızlı ilerlemiyoruz. İnsan ilişkilerini öldürdü. Bir tek ölüler ve deliler değişmez. Her şey değişmeye mahkumdur.

 

 

 

 

 

Sinema kültürdü; eğlence oldu

 

Muazzez Karakan, Beyoğlu Sineması gişe görevlisi, (32)

 

Beyoğlu Sineması’nda alternatif filmler oynuyor. Teknoloji ürünü 3D filmler diğer fimleri biraz gölgede bıraktı. AVM’deki o konforlu sinemalar entelektüel filmlerin gösterildiği bizim gibi sinemaların kazancını olumsuz etkiledi. Dijital aletlerin sinema sanatına getirdiği artıları ve eksileri konuşsak sabahı bulur. Örneğin, ses sisteminin iyi olduğu dev ekranlı televizyonlar çıktıktan sonra insanlar evinde sinema izlemeye başladı. Sinemaya gitmek bir kültürken artık bir eğlence, bir ilginçlik oldu neredeyse. Çoğumuz internetten, korsan DVD’den film izliyoruz. Bu da günümüz ekonomisinin getirdiği mecburi şartlar aslında.

 

 

 

 

 

Bir mi bin mi?

 

 

 

 

Adnan Aydın, Kütahya Seramik satıcısı, (53)

 

 

Bir arabayı 20 kişi yapıyordu, şimdi iki kişi... Bir adam bir filmi 3 yılda yapıyor; izleyici saniyelerde izliyor. Bir seramiği makine yapamaz. El emeğinin ürettiği bir eser mi yoksa makinenin ürettiği binler mi kıymetli? Bu dükkandaki her şey el emeği. Dijital ortam, teknoloji ilerlese de elini süremeyeceği bazı işler var: Seramik, cam sanatı, çömlek vb. Ben sadece cep telefonunu kullanıyorum. Hayatımda fazla dijital eşyaya yer yok. Bu benim seçimim, böyle mutluyum.

 

 

 

Dijital ürünler soğuk!

 

Gülnaz Kojcali, işletmeci, (40)

El emeği göz nuru satıyorum. Şu yazmaların hepsine kadın eli değdi. Bir de hazır baskı var. İnanın arada o kadar fark var ki... Hazır baskı kusursuz, ama soğuk. Elle yapılan simetrik olmasa da sıcak, sıcacık hem de. Hayatta da böyle, dijital eşyalar girdikçe hayatımıza üşüyoruz aslında.

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Sözcüklerin Farklı  Rotası: Deli Bal

Bir dönem fazlasıyla popüler olan anket defterlerinin tarihi hayli gerilere dayanıyor aslında. Ünlü Fransız yazar Marcel Proust henüz 13 yaşındayken de bir hayli popülermiş bu defterler. Öyle ki 13 yaşındaki Proust böyle bir defter satın alıp içindeki İngilizce soruları yanıtladıktan sonra arkadaşı Antoinette Faure’a doğum günü hediyesi olarak vermişti.

Koleksiyoncular, eski yayıncılar ve üreticilerle konuşursanız eğer, benzer yorumlar duyarsınız; Türkiye’de çizgi roman yayıncılığının altın çağının 1955-1975 yılları arasında yaşandığına inanılır. Sonrasında satışların düştüğü, doksanlı yılların başında kaybolma raddesine geldiği anlatılır.

Edebiyat ve felsefe deyince akla ilk olarak dilin kıvraklığı ile düşüncenin keskinliği bir araya gelse de, arka planda sıklıkla aşk hikayesi görürüz. Ustaca ve birikimle yazılan mektuplar oluşturur bu hikayeyi. Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof Halil Cibran da aşk mektuplarıyla bilinen isimlerden.

Her okurun bir yazarı çok sevmek için son derece haklı ve bir o kadar özgün gerekçeleri vardır şüphesiz. Yola bu bilinçle, SabitFikir okurlarının edebiyatın öne çıkan yazarlarını neden sevdiklerine ilişkin bir tartışma başlatmak için çıktık. Öyleyse soruyoruz:  Siz Jules Verne'i niçin okuyorsunuz?

 

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.