Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Ebedi Gençlik Ve Mutlak Hiçlik




Toplam oy: 7
Nathalie Le Gendre çağdaş Fransız edebiyatının yükselen isimlerinden biri. Daha ziyade genç okurlara yönelik eserler kaleme alıyor olsa da kendi tabiri ile “9 ile 99 yaş arası herkes için” hikâyeler anlatıyor. Özgün dilinde “Ebedi Gençlik” ismi ile yayımlanan Kutu, deyim yerindeyse balık hafızalı bir genç kız olan Lêna’nın tutunacak hemen hiçbir şey bulamayan zihninin hayatın içinde kontrolsüzce savrulmasını konu ediniyor.

Belleğimizin, bir başka deyişle yeryüzü tecrübemizi zihnimizde hikâye etme biçimimizin aslında “kim” olduğumuzla güçlü ilişkisini inkâr edemeyiz. Kuşkusuz hem bilincin kuşattığı alan hem de bilinçdışımızın sisli derinliklerinde saklananlar, dünyanın geri kalanı ile kurduğumuz kendilik ilişkilerinin zihnimize nasıl kazındığı ile şekilleniyor. Dolayısıyla bizi biz yapan özünde olanı biteni nasıl hatırladığımız. Geçtiğimiz Ağustos ayında On8 Kitap tarafından dilimize kazandırılan Nathalie Le Gendre imzalı Kutu da tam olarak bu sorunun cevabını arayan bir roman. Belleğimizin bize belli bir konforla sunduğu kerteriz noktalarını kaybedersek bizden geriye ne kalır?

 

Nathalie Le Gendre çağdaş Fransız edebiyatının yükselen isimlerinden biri. Daha ziyade genç okurlara yönelik eserler kaleme alıyor olsa da kendi tabiri ile “9 ile 99 yaş arası herkes için” hikâyeler anlatıyor. Özgün dilinde “Ebedi Gençlik” ismi ile yayımlanan Kutu, deyim yerindeyse balık hafızalı bir genç kız olan Lêna’nın tutunacak hemen hiçbir şey bulamayan zihninin hayatın içinde kontrolsüzce savrulmasını konu ediniyor. Lêna’nın kim olduğundan emin olamadığı ziyaretçisi Etaine’nin, genç kıza tıpkı kendisi gibi hafıza sorunları yaşayan ablası Shanel’in son yıllarını anlatan otobiyografik roman taslağını vermesiyle başlıyor Kutu. Lêna ile birlikte taslağı okurken Shanel’in kobaylarına mucizevi bir gençlik vadeden bir tür deneye katıldığını öğreniyoruz. Kitabın tanıtım metni, kapağı ve Le Gendre’nin kurgu dinamikleri sayesinde Lêna ile Shanel’in aynı kişi olduğunu fark etmemiz gecikmiyor. Kendi adıma bunun bir sürpriz bozan olduğunu düşünmüyorum. Gerilimin bu derece erken çözülmesi kimi okur için keyif kaçırıcı olsa da Le Gendre’nin bunu öngördüğü hatta özellikle istediği kesin. Zira Le Gendre’nin okurunu bir yandan Shanel’in günden güne gençleşirken zayıflayan hafızası nedeniyle kayboluşuna, diğer yandan çoktan belleğinin rehberliğini yitirmiş Lêna’nın -adetabireyden nesneye dönüşmüş varoluşunun hayatta kalma çabasına tanık ederken, esas gerilimi karakterinin zihinsel ve duygusal dönüşümü, kaybolmuşluğu, çaresizliği ve hiçleşmesi üzerine kurmak istediği kanaatindeyim.

Kutu, tüm bu duygusal gerilimin yanında arka plana gömdükleriyle pozitivist dayatmalara, modern dünyanın estetik kalıplarına ve kurumsal kötülüğe dair ciddi eleştiriler getirmeyi de başarmış. Dahası öznenin ve bilincin doğasına dair sordukları okurunu bizi biz yapanın ne olduğu üzerine düşünmeye iterek bir tür metafizik ürperti yaşatması açısından da sıra dışı bir deneyim sunuyor. İlk kez Azade Aslan çevirisi ile Türkçe okuma fırsatı bulduğumuz Nathalie Le Gendre’nin kendisinin de ender görülen bir sağlık sorunundan mustarip olmasının bir sonucu olarak, zihinsel ya da fiziksel kısıtların sonuçlarını keskin bir sahicilikle aktarabiliyor Kutu. Açıkçası On8 Kitap’ın kataloğu ve yazarın tüm eserleri dikkate alındığında Kutu’nun görece genç okurların sevebileceği bir roman olduğunu düşünebilirsiniz. Ne var ki Kutu, tüm bu ön kabulleri kolayca yıkabilecek bütünlükte bir kitap.
Kısa kısa
Son yıllarda izleme alışkanlıklarımızı büyük oranda stream servisleri şekillendiriyor. Dünyanın geri kalanında dijital platformlar arasında kayda değer bir rekabet olsa da ülkemizdeki birkaç yerli alternatif Netflix’in hegemonyasını yıkmak için yeterli değildi. Kuşkusuz kimileri dolambaçlı bazı yöntemlerle yabancı platformlara erişebilse de yaygın olarak Netflix’in borusunun öttüğünü söyleyebiliriz. Ancak geçtiğimiz günlerde Amazon’un Prime Video servisinin oldukça makul bir fiyatla ülkemize giriş yapması denklemin dengelerini değiştirecek gibi. Aslında Prime Video’yu özellikle Amazon’un 2018’de ülkemizde hizmet vermeye başlamasından bu yana izleyebiliyorduk. Ne var ki hem kısıtlı altyazı seçeneği hem de avro bazlı aylık ücreti servisin geniş kitlelere yayılmasının önüne geçmişti. Amazon’un başta Amerika olmak üzere küresel çapta uyguladığı agresif fiyat politikası, Netflix ve benzeri platformları fiyat politikalarını yeniden gözden geçirmeye itecek mi bilinmez. Ancak dev şirketin perakende satış gelirlerinin yanında devede kulak kalan Prime Video ve eşlik eden hizmetlerle, esasen müşteri sadakati hedeflediği de bilinen bir gerçek. Uzun sözün kısası kütüphanesinde yer alan son derece iyi yapımlarla, Prime Video’yu uzunca bir süre oldukça makul fiyatlarla izleyeceğimiz kesin. Dahası gelecek aylarda Disney+, HBO Max ve Peacock gibi platformların ülkemize girmesiyle rekabet iyice kızışabilir.
Geride bıraktığımız on yıllar boyunca video oyun dünyası, oyuncuların tercih ettiği platformlara göre gruplara bölünmüş hatta konsol oyuncuları markaların etrafında toplanmışlardı. Ancak son yıllarda sektörün online oyunların etrafında şekillenmesi, platformlardan bağımsız herkesin herkesle rekabet edebileceği bir altyapının ihtiyacını doğurdu. Game Pass ile yönde ciddi çalışmaları olan Microsoft’un, geçtiğimiz aylarda EA oyunlarını Game Pass’e dâhil etmesinin ardından The Elder Scolls, Fallout ve Doom gibi kült oyunların yapımcısı Bethesda’yı satın alması büyük bir heyecan yarattı. Bazı oyuncular ciddi güven sorunu yaşıyor olsa da Microsoft’un bu yatırımı ciddiyetini ortaya koyması açısından oldukça önemli. İçeriğini günden güne genişleten Game Pass, bir zamanlar Steam’in PC’de yaptığına benzer bir devrim yapabilecek mi? Bekleyip göreceğiz.
• Tüm dünyada milyonlarca hayranı olan Frank Herbert imzalı kült bilim kurgu serisi Dune’un yeni bir film uyarlamasının yapılacağı haberi türe gönül vermiş hemen herkesi heyecanlandırmıştı. Takip eden aylarda yapımdan gelen haberler de bu heyecanı katlanarak artırmış, Denis Villeneuve ve Greig Fraser gibi son yıllarda yaptığı işlerle izleyicinin takdirini kazanmış isimlerin projeye dâhil olması beklentilerin iyice yükselmesine neden olmuştu. Çekimleri pandemi öncesinde tamamlanan filmin ilk fragmanı nihayet Eylül ayında yayınlandı. Daha önce 1984 yılında David Lycnh tarafından beyaz perdeye uyarlanan Dune’un vizyon tarihi ise 18 Aralık olarak açıklandı.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yalnızca kendini kaptırarak kitap okudun diye, görebildiğin dünya da genişleyecek sanma. Ne kadar bilgi depolasan bile, kendi kafanla düşünüp kendi ayaklarınla yürümedikçe her şey sahte, havada ve gelip geçici şeyler olarak kalır.”

 

- Sosuke Natsukawa, Kitapları Kurtaran Kedi

Bu yazının başlığında yer alan üç yargı cümleciğinin ortak noktası “bilmek” ve “yapmak”. Tarihin üç ayrı döneminin, üç ayrı idealin formülü gibi. İlki Marks’ın pek sevilen aforizmalarından biri: “Bilmiyorlar ama yapıyorlar.” Yaptıkları bildikleri değil, bildiklerini yapamıyorlar fakat yine de yaptıklarının bildiklerinin bir sonucu olmasını diliyorlar.

Nobel ödülleri, olanca prestijine rağmen her zaman büyük tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Ödül verilen yazarlar hep alması muhtemel olanlarla mukayese edilir. Hele Tolstoy, Kazancakis, Woolf gibi isimlerin “ödül almaya layık bulunmadığını” düşününce… Son senelerde Nobel Edebiyat Ödülleri tartışmaların merkezinden bir türlü kurtulamadı.

 

Rüyamda aksakallı bir ihtiyarı gördüğümde heyecanlandım. Bana tüm araştırmalarım için nasihat veriyordu. Dewey’e bak dedi usulca. Gece yarısında heyecanla uykudan uyandım. O gün erkenden yatmıştım ve evdekiler henüz uyumuşlardı. Uykumun derinliğinde gelen bu mesaj beni uyandırmaya yetmişti.

1. İbrahim Tenekeci’den seçme şiirler: Sözü Yormadan

 

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.