Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Gölgelerin Gücü Adına




Toplam oy: 16
Bülent Ayyıldız, Gölgesiz Matiz’de ilk öykü kitabındaki becerisini daha da keskinleştiriyor. Çıtayı yükseltiyor. Kitabın en önemli özelliklerinden biri ise kahramanların farklı jargonları başarıyla kullanması. Süslü bir dilden Almancaya, bıçkın mahalle delikanlısından bohem bir sanatçıya kadar çeşitlilik var öykülerde.

Kurmaca üreten bir yazarın yeni çıkan kitabından ne bekleriz? Birden fazla cevabı var bu sorunun: Yeteneklerini sivriltmesi, bizi yeni buluşlara götürmesi ya da çok sevdiğimiz ve alıştığımız üslubuyla yeni bir hikâyeye sürüklemesi. Her okurun, her yazar için farklı cevapları vardır mutlaka. Gölgesiz Matiz hakkında bir yazıya başlarken ben de kendi yanıtlarımı arıyorum.

 

2017 başlarında Bülent Ayyıldız’ın Durun Yanlış Anladınız’ı üzerine bir inceleme yazmıştım. “Postmodernizm’e Giriş” adını taşıyan öyküyle okuru selamlayan bir ilk kitap. Şakalı ve paradokslara sırtını dayamış yeni numaralar peşinde koşan bir dil. Organik bir postmodern. Ardından ikinci kitabı Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil roman etiketiyle kütüphanemizdeki yerini aldı. Uzun bir hikaye. Kendini gösteren yetenekli bir anlatı, yolları çatallanan bahçeyle başarılı bir formda buluşmuştu. Şimdi ise Bülent, ikinci öykü kitabı Gölgesiz Matiz’deki on üç öyküyle okuru bir kez daha oyununa davet ediyor.

 

 

Beklendik sürpriz

 

Gölgesiz Matiz’deki öyküleri, merkez noktalarını ele alarak ikiye bölmek mümkün. Kurguların bir kısmı Durun Yanlış Anladınız’a da selam çakarak beklendik sürprizler üzerine kurulu. Durun Yanlış Anladınız’da kullandığı teknikleri daha da sivriltmiş Bülent. Kahramanlar bir anda aksiyonun ortasında buluyor kendini. Bekliyorsunuz, kovalıyorsunuz, tahmin ediyorsunuz ama hangi köşeden karşınıza çıkacağınızı kestiremiyorsunuz: “Aslında bir zamanlar Tarkovski denen bir adamın kameramanlığını yapmıştım.” Paradoksal tekrarlarla, beklendik sürprizlere okur da ortak oluyor: “İzleniyor gibiyim. Arkamı dönüyorum. Üst geçitteki merdivenlerin başlangıcındaki geniş gövdeli ağacın arkasından biri bana bakıyor sanki. Ürperiyorum. Biliyordum. Buna hazırlıklıydım. Ürpereceğimi tahmin etmiştim. Ürpereceğimi tahmin ettiğimi bildiğim için bir kez daha ürperiyorum.” Kurmaca bir yandan yüksek aksiyonla yol alırken bir yandan da akıl oyunlarını sürdüren metinler. “Gölgesiz Matiz”, “Kozmosta Dımdızlak”, “Bimilyonkafa” gibi öyküler bu özellikleriyle öne çıkıyor.

 

 

 

Yalnızlık ömür boyu

 

Kitaptaki ikinci bir ağırlık merkezini oluşturan metinlerin ortak noktası ise karakterlerin yalnızlığı. Bir şekilde hayatla rasyonel bağlarını kaybetmiş ve sonsuz bir tekliğe mahkum olmuş kişilerin hikayelerini dinliyoruz. Bu kısımlarda yazarın anlatı yeteneği ön planda. Yaşamak yerine kurmayı tercih eden karakterler: “Bakışlarından huysuz bir adam olduğunu ve sabırsızlıkla birini beklediğini tahayyül ettim. Sonra bir başkası geldi. Acaba bunlar kimdir, nereden gelirler, nereye giderler diye sormadan edemedim kendime. Sonra da boşlukları doldurdum.”

 

Düğümleri teker teker çözerek başa dönen hikayeler. “Akis” öyküsü bu biçime güzel bir örnek. Birbirinden bağımsız ilerleyen kahramanlar, zorunlu kesişimler ve her şeyin diğeriyle eşitlendiği bir final. Meraklarının peşinden giderken “Yalnızlık adama her şeyi yaptırabilir” diyen kahramanların ruh durumları ise başka bir cümlede şöyle özetleniuyor: “Kocaman bir taş yutuyorum. Boğazımı yırtarak geçiyor. Mideme oturuyor. O taş yıllardır benimle. Hep ağırlık yapıyor.”

 

Gölgelerin gücü

 

Farklı özellikleriyle bu iki merkezden uzaklaşan öyküler hakkında düşünmek de okura kalsın. Yakalamanız gereken bol miktarda atıf sizi bekliyor. Bülent Ayyıldız’ın metinlerine alışık olanlar için bu artık heyecanlı bir oyun. Kovalamacaya kelime şakalarını da eklemek gerek. Kitabın en önemli özelliklerinden biri ise kahramanların farklı jargonları başarıyla kullanması. Süslü bir dilden Almancaya, bıçkın mahalle delikanlısından bohem bir sanatçıya kadar çeşitlilik var öykülerde. Gölge kadar hızlı kuruyor bu farklı dünyaları Bülent, bizden kaçırıyor ve sürükleyici bir akışa sığınıyor.

 

Peki ben kendi cevabımı buldum mu? İlk öykü kitabındaki becerisini daha da keskinleştiriyor kesinlikle. Roman deneyiminin de izlerini görmek mümkün. Başarılı bir kitap Gölgesiz Matiz. Çıtayı yükseltiyor. Sanırım bu kitaptan sonra artık yeni buluşlardan yana benim tavrım. Bülent’in yeteneğinin okuru hangi maceralara çağıracağını merakla bekliyorum. Kitabın ilk cümlesindeki gibi ortaya çıksın ansızın: “Herifçioğlu bir gün bir yerlerden damlayıverdi mahallemize.”

 

 

GÖLGESİZ MATİZ
Bülent Ayyıldız

İTHAKI YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Şöyle diyor Tolstoy: “Her edebi eser, iki türden birine aittir; ya bir kahraman yola çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” Hikâyeleri bambaşka saiklerle türlere ayıran birçok edebi otorite olmasına rağmen (Booker, Thomas, vb.) Tolstoy’un söylediğine pek az kişi karşı çıkabilir. Herman Melville’in Redburn kitabı da bir yola çıkış hikâyesi.

Tüm edebi eserlerin kısa olması gerektiğine inanan ve bunu ‘şiirselliğe’ saygı olarak nitelendiren Edgar, 1838’de kaleme aldığı Nantucket’li Arthur Gordon Pym’in Öyküsü adlı kitabının başına gelenleri bilse ne yapardı peki acaba?

“At” dendiğinde benim aklıma tarihin görkemli sayfaları, cenk meydanları, rüzgâr gibi akıp giden süvarilerle birlikte Yahya Kemal’in; “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” dizeleri gelir.

 

Doğunun son birkaç yüzyıldır tarih sahnesinden çekilip deyim yerindeyse tatile çıktığını söyleyen Daryush Shayegan’a göre; Rönesans’ın başlattığı süreç beraberinde getirdikleriyle -bir çeşit “Asyalılık” kimliğiyle tanımladığı- Doğuluları “yaralı bilinç”lere dönüştürmüştür.

Sanırım anne babaların günümüzde en çok dertlendiği ve sıkıntı çektiği konuların başında çocuklarının teknoloji ile bağımlılık derecesindeki ilişkisi geliyor. Çocuklarının önündeki ekrandan başını kaldırarak doğal bir şeylerle uğraşmasını arzulamak her büyüğün en masum isteklerinden birisi olmaya başladı.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.