Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Gölgelerin Gücü Adına




Toplam oy: 17
Bülent Ayyıldız, Gölgesiz Matiz’de ilk öykü kitabındaki becerisini daha da keskinleştiriyor. Çıtayı yükseltiyor. Kitabın en önemli özelliklerinden biri ise kahramanların farklı jargonları başarıyla kullanması. Süslü bir dilden Almancaya, bıçkın mahalle delikanlısından bohem bir sanatçıya kadar çeşitlilik var öykülerde.

Kurmaca üreten bir yazarın yeni çıkan kitabından ne bekleriz? Birden fazla cevabı var bu sorunun: Yeteneklerini sivriltmesi, bizi yeni buluşlara götürmesi ya da çok sevdiğimiz ve alıştığımız üslubuyla yeni bir hikâyeye sürüklemesi. Her okurun, her yazar için farklı cevapları vardır mutlaka. Gölgesiz Matiz hakkında bir yazıya başlarken ben de kendi yanıtlarımı arıyorum.

 

2017 başlarında Bülent Ayyıldız’ın Durun Yanlış Anladınız’ı üzerine bir inceleme yazmıştım. “Postmodernizm’e Giriş” adını taşıyan öyküyle okuru selamlayan bir ilk kitap. Şakalı ve paradokslara sırtını dayamış yeni numaralar peşinde koşan bir dil. Organik bir postmodern. Ardından ikinci kitabı Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil roman etiketiyle kütüphanemizdeki yerini aldı. Uzun bir hikaye. Kendini gösteren yetenekli bir anlatı, yolları çatallanan bahçeyle başarılı bir formda buluşmuştu. Şimdi ise Bülent, ikinci öykü kitabı Gölgesiz Matiz’deki on üç öyküyle okuru bir kez daha oyununa davet ediyor.

 

 

Beklendik sürpriz

 

Gölgesiz Matiz’deki öyküleri, merkez noktalarını ele alarak ikiye bölmek mümkün. Kurguların bir kısmı Durun Yanlış Anladınız’a da selam çakarak beklendik sürprizler üzerine kurulu. Durun Yanlış Anladınız’da kullandığı teknikleri daha da sivriltmiş Bülent. Kahramanlar bir anda aksiyonun ortasında buluyor kendini. Bekliyorsunuz, kovalıyorsunuz, tahmin ediyorsunuz ama hangi köşeden karşınıza çıkacağınızı kestiremiyorsunuz: “Aslında bir zamanlar Tarkovski denen bir adamın kameramanlığını yapmıştım.” Paradoksal tekrarlarla, beklendik sürprizlere okur da ortak oluyor: “İzleniyor gibiyim. Arkamı dönüyorum. Üst geçitteki merdivenlerin başlangıcındaki geniş gövdeli ağacın arkasından biri bana bakıyor sanki. Ürperiyorum. Biliyordum. Buna hazırlıklıydım. Ürpereceğimi tahmin etmiştim. Ürpereceğimi tahmin ettiğimi bildiğim için bir kez daha ürperiyorum.” Kurmaca bir yandan yüksek aksiyonla yol alırken bir yandan da akıl oyunlarını sürdüren metinler. “Gölgesiz Matiz”, “Kozmosta Dımdızlak”, “Bimilyonkafa” gibi öyküler bu özellikleriyle öne çıkıyor.

 

 

 

Yalnızlık ömür boyu

 

Kitaptaki ikinci bir ağırlık merkezini oluşturan metinlerin ortak noktası ise karakterlerin yalnızlığı. Bir şekilde hayatla rasyonel bağlarını kaybetmiş ve sonsuz bir tekliğe mahkum olmuş kişilerin hikayelerini dinliyoruz. Bu kısımlarda yazarın anlatı yeteneği ön planda. Yaşamak yerine kurmayı tercih eden karakterler: “Bakışlarından huysuz bir adam olduğunu ve sabırsızlıkla birini beklediğini tahayyül ettim. Sonra bir başkası geldi. Acaba bunlar kimdir, nereden gelirler, nereye giderler diye sormadan edemedim kendime. Sonra da boşlukları doldurdum.”

 

Düğümleri teker teker çözerek başa dönen hikayeler. “Akis” öyküsü bu biçime güzel bir örnek. Birbirinden bağımsız ilerleyen kahramanlar, zorunlu kesişimler ve her şeyin diğeriyle eşitlendiği bir final. Meraklarının peşinden giderken “Yalnızlık adama her şeyi yaptırabilir” diyen kahramanların ruh durumları ise başka bir cümlede şöyle özetleniuyor: “Kocaman bir taş yutuyorum. Boğazımı yırtarak geçiyor. Mideme oturuyor. O taş yıllardır benimle. Hep ağırlık yapıyor.”

 

Gölgelerin gücü

 

Farklı özellikleriyle bu iki merkezden uzaklaşan öyküler hakkında düşünmek de okura kalsın. Yakalamanız gereken bol miktarda atıf sizi bekliyor. Bülent Ayyıldız’ın metinlerine alışık olanlar için bu artık heyecanlı bir oyun. Kovalamacaya kelime şakalarını da eklemek gerek. Kitabın en önemli özelliklerinden biri ise kahramanların farklı jargonları başarıyla kullanması. Süslü bir dilden Almancaya, bıçkın mahalle delikanlısından bohem bir sanatçıya kadar çeşitlilik var öykülerde. Gölge kadar hızlı kuruyor bu farklı dünyaları Bülent, bizden kaçırıyor ve sürükleyici bir akışa sığınıyor.

 

Peki ben kendi cevabımı buldum mu? İlk öykü kitabındaki becerisini daha da keskinleştiriyor kesinlikle. Roman deneyiminin de izlerini görmek mümkün. Başarılı bir kitap Gölgesiz Matiz. Çıtayı yükseltiyor. Sanırım bu kitaptan sonra artık yeni buluşlardan yana benim tavrım. Bülent’in yeteneğinin okuru hangi maceralara çağıracağını merakla bekliyorum. Kitabın ilk cümlesindeki gibi ortaya çıksın ansızın: “Herifçioğlu bir gün bir yerlerden damlayıverdi mahallemize.”

 

 

GÖLGESİZ MATİZ
Bülent Ayyıldız

İTHAKI YAYINLARI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.