Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Görünmez bağ



Şahane
Toplam oy: 1071

Aslında her şey yaklaşık bir yıl önce Andrew Crumey’in Metis Yayınları’ndan çıkan Mobius Dick’i üstüne bir yazı yazmam istenmesiyle başladı. Edebiyatla bilimi ilginç bir şekilde bir araya getiren Mobius Dick’te, yazar Andrew Crumey; okuyucusunun zekasını kışkırtmakla kalmıyor aynı anda hem kuantum fiziği hem de sanat ve felsefe tarihi üstüne akıl yormasına neden oluyordu.

 

Bu ilginç olduğu kadar son derece güzel de olan kitabı okurken Schumann’dan Schrödinger’e, Thomas Mann’dan Goethe’ye, Faust’tan kuantum fiziğine dek pek çok yazar, bilim adamı, eser ve kavramla karşılaşıyordunuz. Kitap aslında bir tür paralel evrenler hikayesini anlatıyordu. Sonra daha da tuhaf bir şeyler oldu. Hani şu Uzakdoğu öğretilerinde çokça anlatılan aydınlanma anı vardır ya. Ben bir tür onu yaşadım bir anda. Ve kitaplar arasında bir tür görünmeyen bağ olduğunu sezinler gibi oldum. Şöyle söyleyeyim, aslında dünya üzerinde her kitap bir ya da birçoğuyla gizli bir şekilde bağlı. Aralarında görünmez bir tür bağ var. Kitaplar bir tür kelebek etkisi gibi bir durumla, adeta aralarında gizli bir etkileşimle, ince bir bağ kuruyorlar.

 

 

Peki beni bu aydınlanma anına götüren olay nasıl gerçekleşti? Mobius Dick’i okuduğum aynı günlerde paralel olarak Thomas Mann’ın Zor Saat’ini (Can Yayınları) ve Mark Watson’ın On Bir’ini (Domingo) de okuyordum. Ve giderek, Mobius Dick’le aralarındaki tuhaf tesadüfleri açıklamakta zorlanmaya başladım. On Bir, ‘tuhaf tesadüflerle’ birbirine bağlanan bir grup insanın hayatını ve kader konusunu işliyor, sonunda da onları birbirine bağlayan ana karakterle yeniden zinciri kapatıyordu. Kitapta bir de yere düşürülen bir bebek motifi vardı. Thomas Mann’ın kitabı zaten baştan aşağıya Mobius Dick’te anlatılan edebiyat ve sanat dünyasının önemli isimleriyle ilgiliydi. Ve tabii Mann, Mobius Dick’in neredeyse yan kahramanlarından biriydi. Öte yandan Zor Saat’te de yere düşürülen bir bebek vardı! Hadi ama ‘yere düşürülen bir bebeğin’ aynı anda iki kitapta birden söz edilmesinin sizce olasılık oranı kaçtır?

Ve son olarak, Ringer karakteri de aynı On Bir’deki ana karakter gibi tüm olayları ve diğer kahramanları birbirine bağlayan ana zincir görevini görüyordu. Bitmedi! Eğer Guardian’ın eleştirmeni Nicholas Lezard’ın başına da benzer bir şeyin geldiğini okumasam, aslında belki de hala tam uyanmayacaktım. Lezard da son derece etkilenmiş ve kafası karışmış bir şekilde Mobius Dick’i okur, olasılıklar ve kitapta sık sık geçen Faust üstüne düşünürken, aylar önce aldığı ve henüz hiç dinlemediği bir CD’yi dinlemeye karar verir. Ve birden şaşkınlıkla, çalan şarkının daha önce hiç dinlemediği Faust adlı bir gruba ait olduğunu görür! Lezard’ın son olarak eklediğine göre, bu durumun üstesinden uzun süre gelememiş!

 

 

İşte o günden beri kitaplara karşı adeta farklı bir algıda seçicilik hali yaşıyorum. Benimkine bir tür kitap dedektifliği de diyebilirsiniz. Bir kitapta ya da yazarında yakaladığım tek bir benzerlik ya da özel bir bağ beni başka kitaplara, yazarlara ya da kavramlara taşıyabiliyor. Bu durumu paylaştığım bir arkadaşım beni ‘kitapların fısıltısını dinleyen kız’ (!) olarak adlandırmaya başladı. İnanın bana kitaplar arasında bir kez bile bu tür bir ‘gizli ipuçları’ yolculuğuna çıksanız, siz de bir anda adeta gözünüzün önündeki bir perdenin kalktığını görecek, kitapların arkasındaki görünmeyen bağları fark edeceksiniz. Buna ister Kelebek Etkisi deyin, ister Da Vinci Kodu… Bakın işte yolumuz yine bir kitaba çıktı!

Etkilendiniz mi? Artık siz de kitaplar arasında bir tür define avına çıkmak istiyor musunuz? Öyle ise size uzmanından ilk öğütler geliyor! Sizin de bildiğiniz gibi bazı kitaplar, içeriğinde başka romanlar ve yazarlardan da bol bol bahsederler. Örneğin yukarıda da bahsettiğim Mobius Dick gibi. İşte bu tür kitaplar sizi bu hazine avı yolculuğuna çıkaracak en değerli başlangıç ya da kesişim noktalarından biridir. Çünkü bahsedilen her bir kitap ya da yazar size doğrudan keşfedilecek bir hedef verir, yolunuzu hiç dolandırmadan belirler. Bu tür kitaplara bonus diyoruz. Siz de kendinizi benim gibi bu keşif oyununa kaptırırsanız, onların ne denli değerli olduğunu fark edeceksiniz. Zaten algınız açıkça bahsedilen bu isimleri fark etmek konusunda doğal bir şekilde gelişecek.

 

 

Yazarların etkileşimi

 

 

Bir de doğrudan isim vermeyen ancak belli kavramları ya da durumları ortak olarak paylaşan kitaplar var. Bunları keşfetmek konusunda da içgüdülerinizin giderek gelişeceğine emin olabilirsiniz. Örneğin yine yukarıda bahsettiğim Mobius Dick ve On Bir kitaplarında ortak olarak anlatılan ‘bebek düşürme’ konusu. Bu tür nadir ortak temalar da bize doğru yol üstünde olduğumuzu gösterir. Ama tabii iki roman da tarihi bir dönemi anlatıyor gibi çok genel bir ortak noktayı saymıyoruz! Ortak temalar gibi, fark edildiğinde ayrı bir mutluluk veren bir diğer ipucu da iki kitapta da ortak olarak bahsedilen bir şarkı ya da bir film olabilir.

Ve son olarak bir diğer bağlantı noktası da iki kitabın arasındaki yazarların etkileşimidir. Bazen iki kitabı benzer bir hisle okur ama görünürde bir ortaklık yakalayamayabilirsiniz, işte o zaman size tavsiyem yazarları arasındaki bağları araştırmak. İnanın bana ortak bir nokta bulacaksınız!

Bu kadar ipucu verdikten sonra kitaplar arasında bir kez daha kısa bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız? Başlangıç noktamız, yukarıda ‘bonus’ grubu olarak tanımladığım gruba ideal bir örnek olarak verebileceğim Per Petterson’un Lanet Olsun Zaman Nehrine (Metis) adlı romanı… Bu romanda satırlar arasında anlatılan ve ilk başta dikkatimizi çeken diğer eser ve yazar adlarından bazıları şunlar; Erich Maria Remarque’dan Zafer Takı, Günter Grass’ın hemen hemen tüm eserleri, Somerset Maugham’dan Bıçak Sırtı… Romanda yalnızca bize yeni yollar açan bu edebiyat eserleri yok, ayrıca bolca klasik filmden ve oyuncudan da bahsediliyor. Örneğin bir yerinde bolca Montgomery Clift’in adı geçiyor.

 

 

Evet, işte aradığımız bağlantı noktası bu bir zamanların efsanevi sinema oyuncusu olabilir. Çünkü bu isim de bizi bu ay içinde Liz, İçten Bir Elizabeth Taylor Özyaşam Öyküsü adı altında ve C. David Heymann imzasıyla Turkuvaz Kitap’tan çıkacak, bir Elizabeth Taylor biyografisine götürüyor. Tabii bu kitap da doğal olarak bize ipucu sağlayacak çok sayıda ünlü isimle kaynıyor.

 

Ama biz bu kitaptan da yine satırlar arasında çok rastladığımız bir diğer ünlü isim olan James Dean’i seçiyor ve Artemis Yayınları’ndan David Dalton imzasıyla çıkan James Dean biyografisine ulaşıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

Bu arada kitabın içinde değil ama yazarın kendisinde saklı bir diğer ipucu daha var. Petterson’u araştırdığımızda, Raymond Carver’a büyük bir hayranlık duyduğunu görüyoruz ki Carver’ın çok önemli bir hikaye seçkisi olan Lütfen Sessiz Olur musun Lütfen daha yenilerde Can Yayınları’ndan çıktı. Gördüğünüz gibi bu uzun bağ, Petterson’un romanında geçen diğer eserler ve romanlar üstünden de giderek daha da uzatılabilir ve belki de tüm dünyadaki kütüphaneleri dolaşabilir. Haydi hevesli okur, kitapların ardındaki gizemli labirentler senin keşfetmeni bekliyor!


 

 

Çizer: Sedat Girgin

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Arthur Schnitzler (1862-1931) ülkemizde az tanınmasına rağmen Alman dilinin en güçlü öykücülerinden biridir. Erken dönemde bilinç akışı tekniğini, iç monolog anlatım imkânını ustalıkla kullanan yazar, aşk ve ölüm üzerine derinlikli öyküler ortaya koyarken özellikle XIX. yüzyıl sonu Avrupa ve Viyana’nın çöküş dönemini belgelemiştir.

28 ağaçtan oluşan küçük bir orman yarattın. Yeni kitabın Ağaç Alfabesi’nden söz ediyorum. Nereden aklına geldi bu fikir?

 

Köklerimizi, kendi isimlerimizin yazdığı karton kahve bardaklarında aradığımız bugünlerde masallara, masallarımızı okumaya, dinlemeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var gibi görünüyor. Mesafenin kaybolduğu, ben ve öteki, özne ve nesne, gerçeklik ve görüntüler arasındaki sınırların tamamıyla birbirine karıştığı günümüzde, doğru yolu, kendi yolumuzu bulabilmek çok daha zor.

Yıllar önce Hatice Meryem’in İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar’ını okuduğumda bir hazineyle karşılaştığımın farkındaydım. Bu romanda “Sıradan Bir Eteğin Harikulade Geçmişi” başlıklı kısacık bir bölüm vardır. Bir eteğin satın alınışından toz bezine dönüşene değin geçirdiği sergüzeşti anlatır.

“Dışarıdan geçen her uçağa gözüm takılıyor. Şimdi ayaklarımın altına bir Boeing çakılsa… Yerden yükselen kara duman, duvarları eriten sıcak, patlayan pencereler, havasızlıktan boğulmak, panik, intiharlar, alevler içindeki merdivenlere doğru koşmak, gözyaşları ve çığlıklar, umutsuz telefon konuşmaları neymiş öğrenirdim. Oysa oldu bu. Bu olay oldu ve olanı anlatmak mümkün değil...”

Söyleşi

UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınan Dede Korkut Hikâyeleri hem Türkler hem dünya kültür tarihi için niçin bu kadar önemli?

 

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Masalların hayallerden beslenen, gerçeklerin dünyasından ayrılan garip bir zemini var. Gerçeklerin dünyasından ayrılsa da, her masal kendi gerçekliğini, daha önce duymayıp, görmediğimiz bir hakikati bize fısıldar. Hakikatin bambaşka yollardan geçebileceğine inandırır; zengin hayaller peşinde, sınırsız âlemlere yolculuk etmenin anahtarlarını sunar bize.