Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Hayatın “an”larına dokunan öyküler




Toplam oy: 3
Parçalar ve Zerreler, hayatın ustalıkla öyküleri saklayan köşelerini dip bucak tarayarak okuyucunun göz hizasına getirebilme başarısına sahip bir kitap. O ilginç tanıdıklık hissi de tam buradan doğmakta…

Sedef Betil’in üçüncü öykü kitabı Parçalar ve Zerreler okuyucusu ile buluştu. Betil, edebiyat için göreceli olarak geç sayılabilecek bir yaşta yazmaya başlamış bir yazar. Betil’in öykülerine bakıldığında çocukluğu, gençliği ve olgunluğu büyük bir titizlikle gözlemlediği ve bu tecrübesini ustalıkla kalemine yansıttığı görülüyor.

 

Betil, öykü evreninde çok uzaklara gitmiyor çoğunlukla şehir hayatının içinde geziniyor, sıradan insanların hayatlarının bir kısmına, bir kırılma anına şahitlik ediyoruz. Modern öykünün anlam dünyasını zenginleştiren, karakterlerin yolculuğunu belirleyen temel mesele “kırılma anları”dır.

 

İnsanın öyküsü de biraz kırıldığı yerden başlar zaten. Hayatın olağan akışını bütün “olağan olmanın görünmezliği”nden, ne kadar çok bakarsak o kadar çok fark etmediğimiz durumlardan kurtaran an “kırılma anı”dır. Sedef Betil, işte kendi yazın tecrübesinde bu anları kolaylıkla bulup çıkaran bir kaleme sahip. Aslında tam olarak bir keşmekeşin içine saklanmış anları yakalayıp kelimelere sadelikle dökmek Betil’in yaptığı. Bunu da hiç lafı dolandırmadan yapıyor, öyküye başlar başlamaz o hikâyenin ortasında buluyoruz kendimizi. Sonra aslında hafızamızın bir köşesinde saklı olan bazı “an”ları, “koku”ları, “duygu”ları tekrar hatırlatıyor. Güneşli ama ayaz bir güne, uçakta bir yabancı ile konuşmanın gerginliğine, geride kapanmamış hesap bırakılan ayrılıklara, yeniden ayağa kalkmalara, bir yaz sıkıntısında içilen naneli limonatanın tadına yormadan, sade, incelikli öykülerle götürüyor. Ayrıca öyle büyük, çarpıcı sonlar beklemeyin, bu öyküler hayat gibi işliyor, kahramanın da yarınının kaldığı yerden devam edeceğini hissediyoruz.

Kitap on altı öyküden oluşuyor, uzunluk olarak da hepsi bir uyum içerisinde. Yol ve Kadın öyküsünün Yurdanur’u Doğum Günü Partisi öyküsünün Maya’sı, Müze öyküsünün Nilay Hanım’ı, Yabancı, Sen Kimsin? öyküsünün Ajda’sı, Karşılaşma öyküsünün Elif’i, Bir Pazar Günü Kadın Olma Hali öyküsünün annesi bana kadın kimliği üzerinden bildiğim, tanıdığım tüm kadınların endişelerini, kaygılarını, araflarını, çatışmaları ve tutkularını hatırlattı.
Yazarın bunu başarabilmesine bir kadının yazdıklarını okuduğumuz için çok şaşırmamanız normal, beni asıl şaşırtan ise Ben, Poyraz, Babamla Dört Hafta, Baba? öykülerindeki edebiyatın da en kadim konularından olan baba-oğul arasındaki o girift -zaman zaman çatışma, ikisi arasında söylenemeyenler, eninde sonunda babanın kaderinden oğluna miras kalanlar olarak terennüm eden- ilişkiyi ustalıkla işlemesiydi.
Parçalar ve Zerreler, hayatın ustalıkla öyküleri saklayan köşelerini dip bucak tarayarak okuyucunun göz hizasına getirebilme başarısına sahip bir kitap. O ilginç tanıdıklık hissi de tam buradan doğmakta…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.