Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Hayatın “an”larına dokunan öyküler




Toplam oy: 17
Parçalar ve Zerreler, hayatın ustalıkla öyküleri saklayan köşelerini dip bucak tarayarak okuyucunun göz hizasına getirebilme başarısına sahip bir kitap. O ilginç tanıdıklık hissi de tam buradan doğmakta…

Sedef Betil’in üçüncü öykü kitabı Parçalar ve Zerreler okuyucusu ile buluştu. Betil, edebiyat için göreceli olarak geç sayılabilecek bir yaşta yazmaya başlamış bir yazar. Betil’in öykülerine bakıldığında çocukluğu, gençliği ve olgunluğu büyük bir titizlikle gözlemlediği ve bu tecrübesini ustalıkla kalemine yansıttığı görülüyor.

 

Betil, öykü evreninde çok uzaklara gitmiyor çoğunlukla şehir hayatının içinde geziniyor, sıradan insanların hayatlarının bir kısmına, bir kırılma anına şahitlik ediyoruz. Modern öykünün anlam dünyasını zenginleştiren, karakterlerin yolculuğunu belirleyen temel mesele “kırılma anları”dır.

 

İnsanın öyküsü de biraz kırıldığı yerden başlar zaten. Hayatın olağan akışını bütün “olağan olmanın görünmezliği”nden, ne kadar çok bakarsak o kadar çok fark etmediğimiz durumlardan kurtaran an “kırılma anı”dır. Sedef Betil, işte kendi yazın tecrübesinde bu anları kolaylıkla bulup çıkaran bir kaleme sahip. Aslında tam olarak bir keşmekeşin içine saklanmış anları yakalayıp kelimelere sadelikle dökmek Betil’in yaptığı. Bunu da hiç lafı dolandırmadan yapıyor, öyküye başlar başlamaz o hikâyenin ortasında buluyoruz kendimizi. Sonra aslında hafızamızın bir köşesinde saklı olan bazı “an”ları, “koku”ları, “duygu”ları tekrar hatırlatıyor. Güneşli ama ayaz bir güne, uçakta bir yabancı ile konuşmanın gerginliğine, geride kapanmamış hesap bırakılan ayrılıklara, yeniden ayağa kalkmalara, bir yaz sıkıntısında içilen naneli limonatanın tadına yormadan, sade, incelikli öykülerle götürüyor. Ayrıca öyle büyük, çarpıcı sonlar beklemeyin, bu öyküler hayat gibi işliyor, kahramanın da yarınının kaldığı yerden devam edeceğini hissediyoruz.

Kitap on altı öyküden oluşuyor, uzunluk olarak da hepsi bir uyum içerisinde. Yol ve Kadın öyküsünün Yurdanur’u Doğum Günü Partisi öyküsünün Maya’sı, Müze öyküsünün Nilay Hanım’ı, Yabancı, Sen Kimsin? öyküsünün Ajda’sı, Karşılaşma öyküsünün Elif’i, Bir Pazar Günü Kadın Olma Hali öyküsünün annesi bana kadın kimliği üzerinden bildiğim, tanıdığım tüm kadınların endişelerini, kaygılarını, araflarını, çatışmaları ve tutkularını hatırlattı.
Yazarın bunu başarabilmesine bir kadının yazdıklarını okuduğumuz için çok şaşırmamanız normal, beni asıl şaşırtan ise Ben, Poyraz, Babamla Dört Hafta, Baba? öykülerindeki edebiyatın da en kadim konularından olan baba-oğul arasındaki o girift -zaman zaman çatışma, ikisi arasında söylenemeyenler, eninde sonunda babanın kaderinden oğluna miras kalanlar olarak terennüm eden- ilişkiyi ustalıkla işlemesiydi.
Parçalar ve Zerreler, hayatın ustalıkla öyküleri saklayan köşelerini dip bucak tarayarak okuyucunun göz hizasına getirebilme başarısına sahip bir kitap. O ilginç tanıdıklık hissi de tam buradan doğmakta…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.