Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

İki Kapak Arası Güzel Şeyler




Toplam oy: 9
Dil ve üslup olarak belli bir yetkinliğe ulaşan isimlerin kalemlerini çocukların safına dahil etmeleri anlamlı bir kazanım olacaktır. Usta hikâyecilermizden Abdullah Harmancı’nın çocuklar için yazdığı öykülerden oluşan Hışırtı Avcısı kitabı bu anlamda dikkâtimi çeken bir eser oldu. Yazar imgesel ve hayalsi bir yolculuk vaadediyor küçük okurlara.

Çocuklar için yazmak… Sanırım son yılların en dikkat çekici konu başlıklarından birisi bu. Çocuklar için masallar, romanlar yazmak, resimli kitaplar hazırlamak birçok insan için heyecan verici bir hedef haline geldi son yıllarda. Bu rüzgârın oluşmasında elbette sosyal medyanın etkisi büyük. Ama burada tuhaf bir durumun olduğunu göz ardı etmemek lazım. Öyle ki artık takipçi sayısı belli bir yeküne ulaşanlara kitap yazdırılır hâle geldi ve çocuk edebiyatı da bundan payını alıyor ne yazık ki. Bu kitapların nitelikleri ve içerikleri başka bir yazının konusu elbette. Ama çocuk edebiyatı dediğimiz alanın bu kalıcı olmayan ve takipçilere kitap satışına dönüşen bir raf haline gelmesi de iyi kitapların görünürlüğünü azaltıyor.

İmgesel yolculuk
Oldum olası yetişkinler için kalem oynatan yazarların çocuk edebiyatı alanına ilişkin metinler kaleme almasını önemsemişimdir. Dil ve üslup olarak belli bir yetkinliğe ulaşan isimlerin kalemlerini çocukların safına dahil etmeleri anlamlı bir kazanım olacaktır. Usta hikâyecilerimizden Abdullah Harmancı’nın çocuklar için yazdığı öykülerden oluşan Hışırtı Avcısı kitabı bu anlamda dikkâtimi çeken bir eser oldu. Yazarın yetişkinler için yazdığı hikâyelerin güzelliğine alışkın olanlar için bu kitaptaki öykülerin de çocuklar için hoş bir tınıya dönüşeceğine şüphe yok.
Hışırtı Avcısı geleneksel motiflerle çağdaş çocuk edebiyatı dilinin harmanlandığı bir metin olarak öne çıkıyor. Haran Kafa isimli iri cüsseli, uzun kollu ve devasa Ramiz Amca’nın anlattığı ilginç öykülerden oluşuyor kitap. Birbirinden bağımsız yedi farklı öykü yer alıyor kitapta. Ama anlatıcının ve öyküleri dinleyen çocukların kitap boyunca devam eden serüvenleri bu bağımsızmış gibi görünen metinleri birbirine bağlıyor. Haliyle bir anlamda bağımsız ama kendi içinde birbirini tamamladığı için küçük bir romana da dönüşüyor kitap. Sade ve yalın bir anlatım tarzı var yazarın. Günümüz çocuklarının merak duyabileceği konuları başarılı bir öykü diliyle harmanlayan yazar aynı zamanda imgesel ve hayalsi bir yolculuk vaadediyor küçük okurlara.
Hışırtı Avcısı kitabıyla ilgili eleştireceğim iki husus var. Bunlardan ilki öykülerin içinde geçen bazı kelimelerin günümüz çocukları için ağır ya da kapalı olması. Mesela ‘yekinince’, ‘oturma’, ‘bağlık bağlık bağırma’, ‘zırtapoz’ gibi yerel sayılabilecek kullanımları birçok yetişkinin bile anlayacağı meçhul. Belki parantez içinde bunların anlamları verilse günümüz çocukları için daha manidar olabilirdi. Aynı zamanda kitaptaki öykü anlatıcısı olan ve kendine ‘Haran Kafa’ diyen Ramiz amcanın “Yahu Haran Kafa’yı hiç duymadınız mı daha önce? Ben arada Haran Kafa olurum.” demesi bu anlamdaki kafa karışıklığını çözmüyor. Açıkçası ben bugüne kadar Haran Kafa ifadesini duymadım ve bir metinde rastlamadım.
Sanırım bu yerel bir karakter olsa gerek. Aynı zamanda kitabın anlatıcısı olan ve yazarın özelliklerine oldukça vurgu yaptığı Haran Kafa tiplemesinin kitabın çizimlerinde hiç yer almaması büyük bir eksiklik. Sadece bir karede çizilen ama yazarın anlattığından tamamen farklı olan bu tiplemenin kitabın ruhuna ters düştüğünü belirteyim. Öykü-çizgi uyumsuzluğunun birçok yerde var olması da kitabın çocuklar nezdindeki etki gücünü azaltıyor kanaatindeyim. Kitabın çizgi diline ilişkin bir eleştiri değil bu elbette, sadece metnin ruhundan uzak durmasıyla ilgili bir kaygı.
Daha önce çocuk edebiyatı dergisi olarak yayınlanan Beyaz Bulut’un bir yayınevine dönüşerek yayınladığı bu ilk öykü kitabını bütün çocuklara tavsiye ediyorum. Abdullah Harmancı’nın kaleminden çocuk öyküsü okumak büyük bir keyif, daha ne olsun!
KAMER’İN FARKLI HİKÂYESİ
Şiirsel bir dille yazılan bu öykü kitabının kahramanı Kamer isimli bir erkek çocuğu. Bir kış günü doğan Kamer’in büyüme macerasının anlatıldığı sevimli öyküde, küçük bir çocuğun serüvenine eşlik eden babasıyla yaşadığı macera anlatılıyor.

Bir ayağından dolayı engelli olan Kamer’in her türlü ihtiyacını karşılayan babasıyla yaşadıklarının anlatıldığı kitap, farkındalığın aynı zamanda sorumluluk olduğunu fısıldıyor bize. Çok kolay okunan bu kitabın resimlemesinin de çok güzel olduğunu ve kitabın ruhuyla birebir uygunluk içinde bulunduğunu söyleyelim. Yazarının bu ilk kitabının oldukça başarılı olduğunu ve yeni güzel kitaplarının habercisi olduğunu da belirtmeliyim.
BEN ÇOCUK OLSAM…

.Ben çocuk olsam bu kitaptaki öyküleri bir çırpıda okur ve bazı öyküleri çok fantastik bulurdum.

• Kitabın öykü dilini ve anlatım tarzını çok severdim.

• Kitapta okuduğum öykülerin resimlerinin öyküye uygun olmasını umardım. Okuduğum metinde hayal ettiklerimi çizim olarak kitapta görsem fena olmazdı.
BEN ÇOCUK OLSAM…

• Bu kitabın şiirsel dilini çok severdim ve kitabı kısa sürede ezberlerdim.

• Kitaptaki kahraman Kamer gibi engelli olan insanlara karşı empati duygum daha çok gelişirdi ve onların dünyasını anlamak için daha çok çaba sarfederdim.

• Kitabın metni kadar çizimlerine de bayılırdım.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Abdullah Harmancı’nın yeni öykü kitabı Baltan Taşa Değecek, Muhit Kitap tarafından yayımlandı. Yazar, gerek Kurmacanın Büyülü Sureti adlı kuramsal eseriyle gerekse öykü kitaplarıyla öyküyle olan dostluğundan ödün vermedi. Muhteris’te keşfettiğim bir şey vardı onun öyküsüne dair: Hayatın keşmekeşine kapılıp unutulmaması gereken bir bakış vardır onun öykülerinde.

Modern dönemin efsanevî tarihçilerinden biri Fernand Braudel ise, diğeri Arnold Toynbee’dir. Efsane olmalarının nedeni, sadece tarih alanında yaptıkları araştırmalar değildir. Ayrıca bu tarih üzerine düşünce üretmeleridir. Yorumcudur bu iki tarihçi. Tarih felsefesi de yaparlar. Sosyologların birinci derecede kaynakları arasındadır kitapları. Sanatı da bilirler.

Kelimelerin insan ruhunun aynası olduğuna inanıyorum. Kelimeler olmasa neye benzediğimizi tarif etmemiz pek mümkün olmazdı. Başka kişilerle benzerliklerimizi, tanımadığımız kişilerle aslında tanış olduğumuzu kelimeler olmasa nasıl fark ederdik bilmiyorum.

Henüz ilk kez yayımlandığı 1984 yılında kimilerince “21. yüzyılın ilk kitabı” olarak kabul edilen Hazar Sözlüğü’nün önsözünde Milorad Paviç, sanat eserlerini “evrilip çevrilebilir” ve “evrilip çevrilemez” olarak ikiye ayırdığından bahseder.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.