Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

İyilik Bir Kuş Kadar




Toplam oy: 13
İşin içine çocuk edebiyatı dahil olunca her şeyin bir kuş gibi hafifleyeceği vakidir. Çünkü çocuk dünyasının penceresinden olaylara bakıyor olmak demek politikaları, barış masalarını, dikenli telleri, bombaları ve uçakları bir kenara itiyor olmak demektir. Kelimelerinizi kanatlandırmak için bir küçük kuş yeter de artar bile.

Ülkesini savaş nedeniyle terk edenlerin acısını, hüznünü çocuklara anlatmak zor iştir. Suriye’deki savaş nedeniyle ülkemize gelen milyonlarca göçmenin yaşadıklarından elbette yüzlerce kitap, onlarca film çıkar. Ve onların yaşadıklarını buradaki çocuklara samimi ve içten bir dille anlatmak, empati kurmalarını sağlamak da kolay iş değildir. Ama işin içine çocuk edebiyatı dahil olunca her şeyin bir kuş gibi hafifleyeceği de vakidir. Çünkü çocuk dünyasının penceresinden olaylara bakıyor olmak demek politikaları, barış masalarını, dikenli telleri, bombaları ve uçakları bir kenara itiyor olmak demektir. Kelimelerinizi kanatlandırmak için bir küçük kuş yeter de artar bile. Tıpkı bu öyküde olduğu gibi.

 

Doğrusu göçmenlik kavramıyla ilgili bugüne kadar okuduğum en sade ve en vurucu öykü oldu bu kitap: İbrahim İle Kartopu... İbrahim yani kitabımızın kahramanı olan çocuk Suriye’den ailesiyle bir gece ansızın ülkemize sığınmak zorunda kalan çocuklardan birisi. Kartopu ise bir kuş; ak yanaklı Arap bülbülü isimli bir tür. Yumurtadan yeni çıktığında onu bulan İbrahim beyaz yanakları, gri-kahve tombul karnını ve turuncu kuyruk altını görünce bu ismi veriyor ona. Sonra da bu küçük kuşun anne-babası olmadığı için gömleğinin cebine koyuyor ve ver elini Türkiye.

 

 

Bir çocuğun savaş sırasında hissettikleri, yolda yaşadıkları, sığındığı yeni ülkede karşılaştıkları o kadar içten ve çocuksu bir dille aktarılıyor ki okudukça okuyası geliyor insanın. Bu kadar trajedinin içinde yazarın bulduğu çocuksu ve esprili bakış açısı kitabın niteliğini birkaç gömlek üstte tutmaya yetiyor da artıyor bile. Çocuk dediğin zaten nedir ki?

 

Farkına bile varamadığı, anlamlandıramadığı savaşı yazarın anlattığından farklı görecek değil ya... Bir çocuğun bu trajedi karşısında yaşayacağı ruh hallerini çok güzel resmediyor Gülsüm Sezgin. Savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan bir kuşun öyküsünden insanlık hâllerini seriyor gözümüzün önüne. Bir çocuğun gözünden yaşananları çok sade ve çok çarpıcı bir dille aktarırken aynı zamanda bizlerin mültecilere bakışındaki olumlu ve olumsuz yargıları da rahatsız etmeden önümüze koyuyor.

Sadece insanlar değil kuşlar ve anılar da göç eder
Evet bu kitap ne savaşlar ne sınırlar ne de rakamlar hakkında. İbrahim’in cebinde taşıdığı bir kuşu başka bir ülke topraklarına getirmesinin öyküsüne odaklanıyor sadece. Ve savaşla birlikte göç eden şeylerin sadece insanlar değil, kuşlar, böcekler yıldızlar, anılar ve kelebekler olduğunu da fısıldıyor kulaklarımıza. İbrahim’in buraya getirdiği kuşun ailesini bulmak için verdiği mücadele de elbette çok anlamlı. Yazar bu mücadeleyi de gayet güzel bir şekilde aktarmayı başarıyor.
Eminim ki böylesine sıcak ve içten bir öyküyü okuyan çocukların da ruhuna dokunacak bu satırlar. Elbette çocuklar kendi aralarında din, dil, ırk ayrımı yapmazlar ama bu kitap onlara okulda ya da çevresinde gördükleri Suriyeli çocukların neler hissettiklerini daha iyi anlama fırsatı verecek. İbrahim ile Kartopu, umudun ve iyiliğin çok güzel bir öyküsü. Bu öyküden kendinizi ve çocuklarınızı mahrum bırakmayın. Çünkü hayatta sıcak şeylere her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Abdullah Harmancı’nın yeni öykü kitabı Baltan Taşa Değecek, Muhit Kitap tarafından yayımlandı. Yazar, gerek Kurmacanın Büyülü Sureti adlı kuramsal eseriyle gerekse öykü kitaplarıyla öyküyle olan dostluğundan ödün vermedi. Muhteris’te keşfettiğim bir şey vardı onun öyküsüne dair: Hayatın keşmekeşine kapılıp unutulmaması gereken bir bakış vardır onun öykülerinde.

Modern dönemin efsanevî tarihçilerinden biri Fernand Braudel ise, diğeri Arnold Toynbee’dir. Efsane olmalarının nedeni, sadece tarih alanında yaptıkları araştırmalar değildir. Ayrıca bu tarih üzerine düşünce üretmeleridir. Yorumcudur bu iki tarihçi. Tarih felsefesi de yaparlar. Sosyologların birinci derecede kaynakları arasındadır kitapları. Sanatı da bilirler.

Çocuklar için yazmak… Sanırım son yılların en dikkat çekici konu başlıklarından birisi bu. Çocuklar için masallar, romanlar yazmak, resimli kitaplar hazırlamak birçok insan için heyecan verici bir hedef haline geldi son yıllarda. Bu rüzgârın oluşmasında elbette sosyal medyanın etkisi büyük. Ama burada tuhaf bir durumun olduğunu göz ardı etmemek lazım.

Kelimelerin insan ruhunun aynası olduğuna inanıyorum. Kelimeler olmasa neye benzediğimizi tarif etmemiz pek mümkün olmazdı. Başka kişilerle benzerliklerimizi, tanımadığımız kişilerle aslında tanış olduğumuzu kelimeler olmasa nasıl fark ederdik bilmiyorum.

Henüz ilk kez yayımlandığı 1984 yılında kimilerince “21. yüzyılın ilk kitabı” olarak kabul edilen Hazar Sözlüğü’nün önsözünde Milorad Paviç, sanat eserlerini “evrilip çevrilebilir” ve “evrilip çevrilemez” olarak ikiye ayırdığından bahseder.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.